Taşkale (Kızıllar)

Karaman merkeze bağlı, bir ara belediyelik olan köy.

Köy, İbrala Deresi’nin geçtiği dar bir vadinin içerisine kurulmuş olup, kuzeyi dik bir kaya kitlesi ile çevrilmiştir.

Geleneksel yerleşimin tamamı güneye dönüktür. Vadinin içerisindeki yerleşim, kendisini muhasara eden topoğrafya ile uyum içerisinde etkili bir perspektif vermektedir.

37° 8′ 28,431” kuzey ve 33° 36′ 41,8212” doğu koordinatlarında arasında yer alan köy, Karaman’a 34,9 km uzaklıkta bulunmaktadır.

Köyün bulunduğu yerin rakımı (deniz seviyesinden yüksekliği) 1.475 m’dir.

Karaman’ın doğusunda yer alan köy, Kızıllarağını, Sudurağı, Yeşildere (İbrala), Güçler, Güldere (Gödet), Ayrancı; Pınarkaya (Divaz), Yarıkkuyu ve Dokuzyol (Orzala) köyleri ile komşudur. Güneydoğusunda Mersin iline sınırdır.

Köy, tek girişli bir yola sahiptir. Bu yol Ayrancı devlet karayolunun 30. km’sinden Sudurağı yol ayrımı karşısından ayrılır. Yeşildere (İbrala) Köyü’nden sonra köye ulaşılmaktadır. Köye en yakın köy, Kızıllarağını’dır (1,82 km).

Köyün yer aldığı Yeşildere Vadisi, Konya Koruma Bölge Kurulu’nun 27.01.1993 tarihli ve 1570 sayılı kararı ile II. Derece Tabiî Sit Alanı olarak tescil edilmiştir. Taşkale-Yeşildere yolu boyunca, İbrala Çayı’nın aktığı 27 km uzunluğunda “Taşkale Kanyonu” bulunmaktadır. Konya Koruma Bölge Kurulu’nun 31.07.2006 tarihli ve 1109 sayılı kararı ile vadide arıcılık yapılmasının; 15.05.2006 tarihli ve 924 sayılı karar ile de ağaçlandırmasının yapılmasının uygun olduğuna karar verilmiştir.

Güneyde İbrala Deresi, kuzeyde kayalarla sınırlanan köy yerleşimi ihtiva ettiği sit potansiyeli açısından Konya Koruma Bölge Kurulu’nun 22.06.1992 tarihli ve 1360 sayılı kararı ile “Taşkale Kentsel Sit Alanı” olarak tescil edilerek, koruma altına alınmıştır. Bu alan içerisinde mevcut yapı dokusuna aykırı düşecek özellikte yapılaşma yapılamayacak ve yeni yapılaşmalarda ise var olan yapı malzemesi ve yapı karakteri kullanılacak ve çevresindeki sit alanlarıyla bütünleşecek bir plân oluşturulana kadar kurulun denetiminde olacaktır.

Köyün yer aldığı yörenin tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Hitit hâkimiyetinin devamını sağlayan krallıklardan birisi de Aşağı Ülke’deki Tarhuntašša Krallığı olmuştur. Hititler devrinde Anadolu’yu araştıran ve bunu kitabında yayınlayan Ahmet ÜNAL’a göre, Manazan mağaraları mutlak surette Tarhuntašša içerisinde düşünülen bölge içerisinde yer alıyordu.

Köy, Geç Roma ve erken Hristiyanlık dönemlerinde önemli bir merkez olmuştur. Hristiyanlık dininin yasak olduğu ilk dönemlerde gizlenmeye müsait bir arazi yapısı olması nedeniyle önemli ama saklı, dinî yerleşme merkezlerinden birisi olmuştur. Ana kayanın uygun olduğu köyde, mağaraların olması veya mağara kazmanın kolay olması nedeniyle, mesken amacıyla tabiî ortamdan daha fazla yararlanılmıştır.

Manazan Mağaraları Kompleksi (Tescil ve Karar No: 13.02.1986-1879); köye 10 km uzaklıkta Yeşildere Vadisi’nin kuzeyinde, kil oranı yüksek kireç taşı arazide, yüksek bir kaya kütlesine, tamamen insan eli ile oyulmuş beş katlı toplu meskenler hâlindedir.

Tabiî olaylar ve kayanın tabiî tüf yapısından dolayı sürekli kopan parçaları nedeniyle mağaraların ön cephesi tahrip olmuştur.

Orijinal kullanımı mağara yerleşimi olarak kullanılan kompleks, ilk iki kat doğu-batı yönünde hücre seklinde birçok odacıktan oluşmaktadır. Ortada bulunan yüksek kaya kütlesi içerisine oyulan diğer katlar yörede sırasıyla kum kale, at meydanı ve ölüler meydanı olarak adlandırılmaktadır.

Üst katlara çıkış 60-70 cm eninde, yaklaşık 1-1,5 m yüksekliğinde koridorlar ve 1×1 m ölçülerindeki bacalarla sağlanmaktadır. Her katın ortasında büyük galeriler ve bu galerilere açılan hücre odacıklar bulunmaktadır.

Mağaraların ön yüzü tabiî olaylar sonucu tahrip olduğundan günümüzde belirgin bir girişi yoktur. Vadiyi doğudan ve batıdan kontrol edebilecek stratejik konuma sahiptir. İlk iki katta birçok mezar odası ve iki şapel tespit edilmiştir. Bu kilise ve şapeller Hristiyanlık döneminde manastır olarak kullanılmıştır. Bunların içerisinde bazı geometrik şekillerin ve freskoların izleri görülmektedir. Şapellerin en büyüğü doğu bölümde yer almaktadır. Üstü beşik tonozlu olup yamaçta yer alan güney cephe tabiî olaylar sonucu yıkılmıştır.

Ayrıca en üst kat olan ve ölüler meydanı olarak adlandırılan galeride birçok ceset parçaları tespit edilmiştir. Buradan elde edilen tüm bir kadın cesedi Karaman Müzesi’nde sergilenmektedir. Kil oranı yüksek kireç taşı içerisinde ısı ve nemi sabit tutması nedeniyle organik maddelerin bozulmasını geciktirmektedir. Mağaralar güvenlik nedenlerinin yanında bu ısı ve nemi sabit tutma özellikleri nedeniyle oyulmuş ve kullanılmış olmalıdır.

Tahıl Ambarları (Tescil ve Karar No: 22.06.1992-1360); köyün kuzeyindeki yüksek kaya kitlesinde yer almaktadır. Tek ve iki odalı olmak üzere 251 adet ambar oyulmuştur. 165 m uzunluktaki ambarların derinlikleri yer yer 5-10 m’yi bulmaktadır. Ambarların ne zaman oyulduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte antik dönemde de kullanıldığı düşünülmektedir. Killi kireç taşının nemi ve ısıyı sabit tutma özelliğinden dolayı ambarlardaki tahıllar, bozulmadan uzun süre muhafaza edilmektedir. Ambarlara kaya üzerindeki nişlere (tutamak) tutunarak ve satıhtaki oyuklara basılmak suretiyle çıkılmakta, mahsuller ise makara sistemiyle taşınmaktadır. 5-60 ton arasında mahsul saklama kapasitesine sahiptir.

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) Genel Müdürlüğü’nce yapılan incelemede; bu ambarlarda saklanan buğdayların ortalama 50 yılda ancak %5 oranında unlanma görüldüğü belirtilmektedir.

Kalebaşı (1.694 m); denilen kale, köyün 15 km kadar güneyinde çok geniş bir sahaya yayılmış büyük bir antik yerleşim izlerini taşımaktadır. Duvar temelleri ve konumu burasının İlk Tunç Çağı, M.Ö. II. Binyıl, Roma ve Bizans dönemlerinde yerleşim görmüştür.

Miske Ören Yeri (Tescil ve Karar No: 13.06.2005-372); kale yerleşmesinin dik aşağı kuzeyinde bir burun üzerindeki düzlüktür. Çok sayıda yapı kalıntısı izleri mevcut olan ören yeri yoğun tahribat görmüştür. Buradaki seramik kalıntıları, Roma ve Bizans dönemi yerleşimi olduğunu göstermektedir.

Miske’nin Kitabalan Dağı yönünde batı tarafı nekropol sahasını teşkil etmektedir. Miske yerleşim yerinin doğusunda ve batısında su kaynakları bulunmaktadır. Gerek kalenin hâkim konumu gerekse Miske’nin büyüklüğü, Orta Anadolu ile güney bölgelerinin bağlantısında önemli bir geçiş noktası olması gerektiğini düşündürmektedir. Bu yerleşme yerinin doğu ve batı taraflarında hâlen kullanılan su kaynakları mevcuttur.

Zanzana Ören Yeri ve Anıt Mezarı (Tescil ve Karar No: 28.07.2011-4772); köyün 12 km güneyinde geniş bir alana yayılan kalıntılar sahası yer almaktadır. Burada bazı yapıların temel izleri yanında bir kiliseye ait yapının varlığı da tespit edilmiştir. Yaklaşık 500 m doğusunda bir anıt mezar yer almaktadır.

Ekizce Ören Yeri; köyün 17 km güneybatısında kireçtaşı kayalığından oluşan üzeri düzlük hâlindeki bir tepede kurulmuştur. Doğusunda bir kale harabesi bulunan ören yerinin doğu taraflarında hâlen kullanılan su kaynakları mevcuttur.

İncesu Mağarası (Tescil ve Karar No: 22.06.1992-1360); köyün 9 km güneyinde yer almakta olup, Türkiye’nin üçüncü büyük yer altı su mağarasıdır. İncesu Deresi’nin doğu yamaçlarında miyosen kireç taşlarında gelişen mağaranın uzunluğu 1.356 m’dir. Ortalama ısı 11-12 derecede nem oranı ise %75-85’dir. Maden Tetkik Arama Enstitüsü (MTA) tarafından yapılan araştırmalarda mağaranın nefes darlığı ve bronşit gibi hastalıklara iyi geldiği tespit edilmiştir. Mağara 1. derece doğal sit alanıdır.

Mağaranın içinde görsel açıdan zenginlik oluşturan çok sayıda sarkıt, dikit ve traverten havuzlar bulunmaktadır. Mağaraya 4-5 m yüksekliğindeki tepenin eteklerinde bulunan küçük ve dik bir delikten demir merdiven ile inilmektedir. Mağara enine 5 ila 10 m, yüksekliği ise 4-6 m şeklinde uzanmaktadır.

Mağaranın yakın çevresinde yer alan diğer kaya sığınaklarının bulunduğu bölümlerde Roma ve Bizans dönemine ait küçük bir yerleşmeye ait izlere rastlanmaktadır.

Asarini Mağarası (Tescil ve Karar No: 22.06.1992-1360); İncesu Mağarası’ndan 350 m güneyde, 750 m uzunluğunda iki koldan oluşmaktadır. Astım-bronşit olmak üzere solunum yolu hastalıklarında iyileştirici etkisi görülen mağaranın sağlık turizmine kazandırılması için çalışmalar sürdürülmektedir.

İncesu Vadisi’nin güney yamaçlarında bulunan Gözlek Kalesi, gözetleme bakımından önemli bir noktada yer almaktadır.

Fosil Yatakları (Tescil ve Karar No: 27.01.1993-1570); köyün çevresinde yer alan İncesu Mağarası çevresi ve Manazan çevresi genç kalker oluşumlu karstik arazilerdir. Eski bir iç denizin bazı bölümlerini oluşturan bu çevre özellikle deniz canlıları fosilleri bakımından çok zengindir. Yüzeyde birçok deniz canlısı, midye, kaplumbağa, denizyıldızı fosilleri yoğun olarak görülmektedir.

Karaman Müzesi’nde Yarımsal Mevkii’nden 1998 yılında müsadere usulüyle gelmiş iki eser yer almaktadır. Pişmiş topraktan yapılmış bir testi (Envanter No: A.4051) muhtemelen Roma dönemine aittir. Eserin ağız çapı 0.06,5 m, kaide çapı 0.06 m ve boyu 1.18 m’dir. Teati devetüyü renginde olup, gövde üst yarısı kırmızı perdahlıdır. Hamuru küçük taşçık ve bitkisel katkılıdır. Yuvarlak ağızlı, dışa açık dudaklı, kısa dar boyunlu, şişkin karınlı, hafif çıkkın kaidelidir. Yuvarlak dipli ve sağlam durumda olan eser, boyundan omuza birleşen tek kulplu olup boynu ve gövde alt yarısı yatay oluk bezemelidir.

İkinci eser ise pişmiş topraktan yapılmış kandildir (Envanter No: A.4051). Muhtemelen Roma dönemine aittir. 0.09 m x 0.06 m, yüksekliği 0.03 m’dir. Eser kiremit rengi hamurlu, yuvarlak hazneli, diskusu ortada yuvarlak bir delik ve altı yapraklı yonca şeklindedir.

Karaman ve köyleri ile ilgili olarak araştırmalar yapan ve bunu kitabında yayınlayan Durmuş Ali GÜLCAN (R. 1319/ M. 1904-1996), köyün “Kızıllar” olan adının kominizmi çağrıştırdığı kuruntusuyla 1952 yılında “Taşkale” olarak değiştirilmesini “işgüzarlık” olarak tarif etmektedir. GÜLCAN, târihî andaç olan bu adın değiştirilmesi düşüncesini tasvip etmemiştir.

“Kızıl” (Eski Türkçe’de kızıl < kız-mak) ise isim olarak; parlak kırmızı rengi, mecazi olarak; “aşırı derecede olanı” ifade etmektedir.

H. 432/ M. 1041 yılı civarında Hazar Denizi’nin güneyinde ve güneybatı bölgesinde Tahran, Kazvin, Reşt, Zencan ve Tebriz bölgelerinde oturan, “Kızılören/ Kızılözen Irmağı bölgesinde yaşayan ve İldeniz hükümdarlarından Arslan Şah’ın oğlu, Kızıl Bey’in oymakları oldukları için bu Türkmenlere “Kızıl Oğuz Türkleri” adı verilmiştir.

Oğuz Yabgu Devleti içinde Selçuklu Devleti’ne adını veren Selçuk Bey’in oğlu Arslan Yabgu ile birlikte hareket eden Kızıl Bey, daha sonra Gazneli Mesud’un emrine girmiştir. Bir süre Alaüd’-devle’nin hizmetine giren Kızıl Bey, daha sonra Irak Oğuzları’na katılmıştır.

Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in kız kardeşi ile evli olan Kızıl Bey, Selçuklu Devleti’nin kuruluşuna destek vermiştir.  Kızıl Bey’in vefatından sonra Kızıl Oğuz Türkmenleri başlarında Mansur, Gök-Taş ve Buka beyler olduğu halde Anadolu’ya yapılan akınlarda aktif rol almışlardır. H. 463/ M. 1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Kelkit Vadisi’ni ele geçiren Kızıl Oğuz Türkmenleri, Selçuklu Devleti’nin iskân politikaları çerçevesinde Tokat, Amasya, Konya, Karaman, Ankara, Aydın, Isparta, Balıkesir, Bolu, Kastamonu ve Sinop illerine yerleştirilmişlerdir.

Anadolu’nun Türkleşmesinde önemli rol oynayan Kızıl Oğuz Yörükleri, başlangıçtan itibaren Karaman ve çevresine yerleşmişlerdir. Bizzat Karaman kazası ve bağlı nâhiyelerine yerleşen Kızıl Oğuz Yörükleri; Türk iskân politikasının da tabiî bir sonucu ve tarihi, sosyal ve kültürel gelenekler icabı yerleştikleri yerlere kendi isimlerini vermişlerdir.

XVI. yüzyıl tahrirlerinde Larende (Karaman) Kazası’nda “kızıl” ile başlayan 6 adet köye rastlanmaktadır (Kızılağaç, Kızılcaağaç, Kızılcakışla, Kızılcaköy (Varsaklı), Kızılcakuyu, Kızılcakuyulu).

XIX. yüzyılın üçüncü çeyreğinden itibaren köyler arasında “kızıl” ile başlayan 7 adet köy (Kızılalan, Kızılkuyu, Kızıllar, Kızıllarağını, Kızılyaka, Aşağı Kızılca, Yukarı Kızılca) bulunmaktadır.

H. 906/ M. 1500 yılına ait mufassal tahrir defterlerinde “Kızıllar” adında bir karyeye (köye) rastlanmamaktadır. Kızıllar’a en yakın Manizan/ Manazan’da yerleşim gözükmektedir (H. 906/ M. 1500 yılı Mufassal Tahrir Defteri, s. 923; H. 948/ M. 1541 yılı Mufassal Tahrir Defteri, s. 921 ve H. 992/ M. 1584 Mufassal Tahrir Defteri, s. 191 a).

H. 1062/ M. 1652 yılında Karye-i Kızıllar’ın vergi meblağının 300 akça olduğu beyan edilmiştir (KŞS., nr. 280, 17a/1).

Âbideleri ve kitâbeleri ile Karaman tarihini araştıran ve bunu kitabında yayınlayan İbrahim Hakkı KONYALI (d. R. 1311/ M. 1896- ö. 1984), H. 1073/ M. 1663 tarihli Nasuh Bey’e ait bir ilamdan hareketle Manizan karyesinin (köy) varlığından bahsetmiş, burasının daha sonra dağılıp, İbrala’ya (Yeşildere) göç ettiklerini kaydetmiştir.

Kızıllar, 387 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Karaman ve Rûm Defteri’nde (H. 937/ M. 1530) Larende (Karaman) Livası’na bağlı “Kızıllar Yurdu” şeklinde geçmektedir. Bu da Kızıl Oğuz Yörüklerinin köye yerleştiğinin delilidir.

XVI. yüzyılda Larende (Karaman) Kazası’ndaki yerleşim ve nüfusunu araştıran ve bunu kitabında yayınlayan Osman GÜMÜŞÇÜ, hazırladığı H. 992/ M. 1584 yılı “Larende Kazası’ndaki İdarî Bölünüş Haritası”nda ise Kızıllar’ın yerine “Kızılcalar” isimli bir karyeyi yerleştirmiştir.

Kızıllar, H. 29 Rebiyyülahir 1177/ M. 6 Kasım 1763 tarihli ve 288 numaralı Karaman Kadı Sicili’nin 89/2. sayfasında Karaman Kazâsı’na bağlı 29 köyden birisi olarak geçmektedir.

H. 15 Rebiulahir 1188/ M. 25 Haziran 1774 tarihinde Devlet merkezinden çeşitli sebeplerle gelen görevlilere ve ayrıca kazânın bazı hizmetleri için Karaman’dan yapılan masraflara mukabil karye halkından tahsil edilmek üzere; Karye-i Kızıllar’ın hissesine 350 kurûş vergi düşmüştür (KŞS., nr. 290, s. 28).

H. 5 Safer 1189/ M. 7 Nisan 1775 tarihinde H. 25 Rebiülahir 1188’den 5 Safer 1189’a kadar (M. 5 Temmuz 1774- 7 Nisan 1775 arası) Karaman’da biliktiza yapılmış olan masraf mukabili Karye-i Kızıllar’a 1.650 kurûş vergi taksim edilmiştir (KŞS., nr. 290, s. 88).

H. 3 Recep 1189/ M. 30 Ağustos 1775 tarihinde Saferü’l Hayr’ı 5. gününden, Receb-i Şerîfinin başına gelinceye dek (7 Nisan 1775-28 Ağustos 1775 arası) Karaman’da biliktiza yapılmış olan masraf mukabili Karye-i Kızıllar’a 2.200 kurûş vergi taksim edilmiştir (KŞS., nr. 290, s. 114).

H. 19 Zilhicce 1189/ M. 10 Şubat 1776 tarihinde H. 1189 senesi Saferü’l-Hayr’ı 15. gününden, Zilhicce’nin 19. gününe gelinceye kadar (M. 17 Nisan 1775’den 10 Şubat 1776’ya) Devlet merkezinden çeşitli sebeplerle gelen görevlilere ve ayrıca kazânın bazı hizmetleri için Karaman’dan yapılan masraflara mukabil karye halkından tahsil edilmek üzere; Karye-i Kızıllar’a 1.700 kurûş vergi tahakkuk ettirilmiştir (KŞS., nr. 290, s. 126).

H. 20 Zilhicce 1190/ M. 30 Ocak 1777 tarihinde H. 19 Receb 1190’dan 20 Zilhicce 1190/ M. 3 Eylül 1776-30 Ocak 1777’a kadar Karaman’ın biliktiza vaki olan masarifatı Karaman’da sakin ulemâ, sülehâ, âyân ve ahali meyanında hesap edilerek mahalle ve karyelere taksim edilmiştir. Buna göre Karye-i Kızıllar’a 1.700 kurûş vergi düşmüştür (KŞS., nr. 290, s. 163/2).

H. 19 Receb 1190/ M. 3 Eylül 1777 tarihinde H. 1189 senesi 19 Zilhiccesi’nden 19 Receb-i şerifi’ne kadar (M. 10 Şubat 1776- 3 Eylül 1776) Karaman’da biliktiza yapılmış olan masraf mukabili Karye-i Kızıllar’dan 1.155 kurûş vergi ödemesi istenmiştir (KŞS., nr. 290, s. 153/1).

H. 5 Rebîü’l-evvel 1246/ M. 24 Ağustos 1830 yılında Medîne-i Karamânda tertîb olunan iâne-i tazmin-i ticâret akçesi defterinde; Kızıllâr Köyü muhtârı Hâcı Alî ve Kızıllârlı Hüseyin 300’er kûruş sermaye ile kayıtlıdır (KŞS., nr. 296, s. 26.1).

H. 12 Cemâziye’l-evvel 1246/ M. 7 Kasım 1830 tarihli Medîne-i Lârende kazâsına bâ buyuruldı matlub olunub kazâ-i mezbûrun mahallât ve kurâsından cem’ ve tedârik birle Konya’ya irsâl olunan şairin (köy ve kazaların arpa) defterinde; Kızıllâr karyesinden şaîr 50 kile beyân olunmuştur (KŞS., nr. 296, s. 155.1).

H. 5 Zilhicce 1246/ M. 17 Mayıs 1831 tarihinde rûz-i hızır i’tibâriyle yani Zi’l-hiccetü’ş-Şerîfenin beşinci gününe gelinceye kadar altı mâhda Karye-i Kızıllâr’ın Der-Saâdete bildirilen masrafı 2.191 kurûştur. Kızıllar Karyesinden olub Asâkir-i Mansûre’den Alî’nin kezâlik muâfiyetinden üzerine vârid olan sâliyanesi 105 kurûştur (KŞS., nr. 296, s. 94.1).

H. 15 Safer 1247/ M. 26 Temmuz 1831 tarihinde Karye-i Kızıllâr’dan Süleymân’ın-oğlu İsmâ’îl, Senbol Mûsâ’nın-oğlu Mehmed ve Koca-oğlu Receb-oğlu İbrâhim askere alınmıştır (KŞS., nr. 296, s. 86.2).

H. 1 Rebîü’l-âhir 1247/ M. 9 Eylül 1831 tarihinde asâkir-i hassa-i şâhâne ve Mansûre-i Muhammediyye alayları ikmâl-i noksanları için gönderilen ve Kütahya’ya varmadan firar eden 8 askerin yerine; Kızıllâr karyesinden Kaymakcı-oğlu Hasan-oğlu Alî Der-Saâdete gönderilmiştir (KŞS., nr. 296, s. 96.2).

Kızıllâr karyesinden Musalli-oğlu İsmâ’îl’e mariz olmağla; “Piyâdegân-i Asâkir-i Hassa-i Şahâne üçüncü alayı üçüncü taburun yedinci bölüğünde beşinci onbâşının beşinci neferi Karamânî İsmail bin Mehmed çulpa oldığından askerliğe el-virmeyeceği tebeyyün itmiş ve merkûmun askerliğe dahi hıdmeti sebkat eylemiş oldığı ecilden ümûr-ı husûsuna muâvenet olunması ve dûçâr oldığı emrâzı sebebir-ne mebnî askeriden ihrâc olunmuş olmağla kimesne tarafından dahl ve taâruz olunmaması içün yed-i merkûma işbu temhîr tezkire i’tâ olundı. Fi 5 Cemâziye’l-evvel sene 47 (M. 12 Ekim 1831) kad vasale ve kîde fi 29 Cemâziye’l-evvel sene 47 (M. 5 Kasım 1831) Mühür” şeklinde izin tezkiresi tanzim edilmiştir (KŞS., nr. 296, s. 105.4).

H. 1256/ M. 1840 yılı temettü’ât defterinde Kızıllâr; câmii ve mescit etrafında olmak üzere 4 mahalleye ayrılmıştır.

a) Alî Ağa Mescidi Mahallesi; “Sipâhi tîmârı olup, Öksüz ve Orta ve Yayla sınurı nâmıyle Başkalemi Mu’teşiri Sipâhi Konyalı Seyyid Ağa’nın oğlu nâm kimesne ta’şir ide geldiği” şeklinde izah edilmiştir.

Mahallenin hâne sayısı 37’dir. Mahalledeki hâne reisleri ve meslekleri; Hattât-oğlu Molla Mustafâ (imâm), Ömer-oğlu Hâcı Mehmed (çiftçi), Murtazâ-oğlu İsmâ’îl (çiftçi), Hâcı Yûsuf-oğlu Mehmed (çiftçi), Deveci Ahmed-oğlu Alî (eytâm), Îsâ Hasan-oğlu Mehmed (eytâm), Îsâ İbrâhim-oğlu Mehmed (çiftçi), Codol İbrâhim-oğlu Burunsuz İbrâhim (çiftçi), Codol Alî-oğlu Kara Mehmed (çiftçi), Codol Hasan-oğlu İsmâ’îl (çiftçi), Uzun Mehmed-oğlu Ahmed (çiftçi), Kaymakçı Mustafâ-oğlu Mustafâ (çiftçi), İmâm Hasan-oğlu Abdülhalîm (çiftçi), İmâm Hasan-oğlu Molla Hüseyin (çiftçi), Codol Alî-oğlu Uzun Ahmed (çiftçi), Molla Ahmed-oğlu Molla Mehmed (ırgat), Avan Ömer-oğlu Ömer (çiftçi), Kaymakçı İsmâ’îl-oğlu Mehmed (çiftçi), Yûsuf-oğlu Çürük Mehmed (müsin ve ihtiyâr), Deveci Mûsâ-oğlu Mûsâ (çiftçi), Çandır Hasan-oğlu Alî (çiftçi), Sarı Hasan-oğlu Hâcı Mehmed (ırgat), Topal Alî-oğlu Çandır Hasan (çiftçi), Halîl Cıfık-oğlu İsmâ’îl (çiftçi), Kaymakçı Hasan-oğlu Süleymân (çiftçi), Bayram Mehmed-oğlu Mustafâ (çiftçi), Hâcı-oğlu Halîl (çiftçi), Abdulgaffâr-oğlu Abdülgaffâr (çiftçi), Abdülkadîr-oğlu Mehmed (çiftçi), Mustafâ Efendi-oğlu Abdurrahmân (alil), Hayrullah Hâcı-oğlu Mehmed (çiftçi), Ömer-oğlu Abdurrahmân (çiftçi), Bayram İsmâ’îl-oğlu Mehmed (ırgat), Halîl-oğlu Cıngıl İbrâhim (çiftçi) ve Codol Hasan-oğlu Hasan’dır (çiftçi) (BOA., ML., VRD., TMT., nr. 10454, s. 2-23).

Mahallede; 1 adet boz deve, 11 adet deve, 1 adet boz dişi deve, 3 adet dişi küçük deve, 1 adet boz erkek deve, 4 adet horum deve, 2 adet koca deve, 1 adet köşek tülü deve, 4 adet tülü daylak deve, 2 adet tülü deve, 47 adet öküz, 1 adet tana, 1 adet tosun, 1 adet inek düğesi, 15 adet inek, 3 adet tanalı inek, 478 adet ganem (koyun), 8 adet toklu, 3 adet inek düğesi, 17 adet inek, 1 adet düğeli inek, 5 adet tanalı inek, 164 adet keçi, 6 adet oğlak, 32 adet merkep, 1 adet sıpalı merkep, 6 hisse asiyâb (değirmen), 3,75 dönüm bağ, 20,50 dönüm alâ tarla, 267 dönüm ednâ tarla, 121,50 dönüm hâlî tarla, 166 dönüm mezrû tarla varlığı kayıtlıdır.

Emlâk kıymeti 2.059 kuruş, hayvân kıymeti 27.843 kuruş, temettü’atı 8.440 kuruş, yekûnu 38.342 kuruş, hâne başı ortalama gelir 1.036 kuruş ve tekâlifi 2.630 kuruştur (BOA., ML., VRD., TMT., nr. 10442, s. 58-62).

b) Câmi-i Şerîf (Orta Câmii) Mahallesi; “Emineddinoğlu Vakfı’ndan zira’at ve bazı sipâhi-i Konyevî arâzîsinden zira’at ider oldukları” şeklinde izah edilmiştir.

Mahallenin hâne sayısı 27’dir. Mahalledeki hâne reisleri ve meslekleri; Mehmed-oğlu Mehmed Efendi (imâm), Kürd Mustafâ-oğlu Mehmed (çiftçi), Mehmed-oğlu Kara Halîl (çiftçi), Bayezid İsmâ’îl-oğlu Osmân (ırgat), Bayezid Alî-oğlu Alî (ırgat), Çengi Süleymân-oğlu Mustafâ (çiftçi), İsmâ’îl Abdurrahmân (eytâm), Usta Ahmed-oğlu Halîl (ırgat), Usta Ahmed-oğlu Hâcı Hüseyin (süvari sipâhi), Bayezid Osmân-oğlu Mehmed (eytâm), Yazıcı Mehmed-oğlu Osmân (çiftçi), Hâcı Abdülkerîm-oğlu Abdülkerîm (çiftçi), Kel Ahmed-oğlu Ahmed (çiftçi), Kel Ahmed-oğlu Mustafâ (çiftçi), Kellân-oğlu Ahmed-oğlu Abdurrahmân (çiftçi), Mustafâ-oğlu eytâmları Fâtıma ve Âyşe Hâtûn (eytâm), Dağ Halîl-oğlu Mehmed (çiftçi), Hâcı Hüseyin-oğlu Hasan (çiftçi), Hâcı Hüseyin-oğlu Molla İsmâ’îl (çiftçi), Hâcı Süleymân-oğlu İsmâ’îl (çiftçi), Sünbül Mustafâ-oğlu Osmân (çiftçi), Sünbül-oğlu Mustafâ (çiftçi), Kethüdâ Ahmed-oğlu Ahmed (çiftçi), Hâcı Alî-oğlu Süleymân (eytâm), Deli Yûsuf-oğlu Kara Hasan (çiftçi) ve Muslu-oğlu Mehmed Efendi’dir (muallim-i sıbyân) (BOA., ML., VRD., TMT., nr. 10474).

Mahallede; 1 adet boz daylak deve, 1 adet daylak deve, 1,5 adet deve, 2 adet boz dişi deve, 1 adet daylaklı dişi deve, 2 adet dişi deve, 2 adet erkek deve, 1 adet hasta deve, 1 adet boz horum deve, 3 adet horum deve, 1 adet köşek deve, 4 adet tülü daylak deve, 1 adet esb, 375 adet ganem, 3 adet toklu, 7 adet inek, 1 adet  inek düğesi, 3 adet tanalı inek, 143 adet keçi, 1 adet oğlak, 2 adet kısrak-bargir, 20 adet merkeb, 2 adet sıpalı merkep, 30 adet öküz, 5 adet tosun, 1 adet zenbûr (arı) kovanı, 12 hisse asiyâb (değirmen), 0,25 dönüm bağçe, 4 dönüm bağ, 12,75 dönüm alâ tarla, 213 dönüm ednâ tarla, 97,25 dönüm hâlî tarla, 128,5 dönüm mezrû tarla varlığı kayıtlıdır.

Emlâk kıymeti 2,106 kuruş, hayvân kıymeti 21.009 kuruş, temettü’atı 6.440 kuruş, yekûnu 29.555 kuruş, hâne başı ortalama gelir 10.95 kuruş ve tekâlifi 1.545 kuruştur (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, ML. VRD. TMT. d. no: 10442, s. 64-67).

c) Taş Mescid Mahallesi; “Emineddin Vâkfı’ndan ve Öksüz tîmârından zira’at ve bazı Sipâhi-i Konyalı arâzîsinde zira’at eyledikleri” şeklinde izah edilmiştir.

Mahallenin hâne sayısı 19’dur. Mahalledeki hâne reisleri ve meslekleri; Recep Efendi-oğlu Alî Efendi (imâm), Çengi Kerîm-oğlu Hâcı Alî (çiftçi), Selli-oğlu Ahmed (fukaradan), Çengi Mustafâ-oğlu Ahmed (fukaradan), Köse İbrâhim-oğlu Hâcı Süleymân (çiftçi), Mustafâ-oğlu Mehmed (çiftçi), Pancar İsmâ’îl-oğlu Mehmed (çiftçi), Çoruk Mehmed-oğlu Mustafâ (çiftçi), Murad-oğlu Hasan (çiftçi), Göde Ömer-oğlu Ömer (müsin ve ihtiyâr), Aba Halîl-oğlu Mehmed (çiftçi), Osmân-oğlu İbrâhim (çiftçi), Alî-oğlu Mehmed (çiftçi), Murad-oğlu Mustafâ (eytâm), Uzun Alî-oğlu Halîl (çırak), Abdülmü’în-oğlu Süleymân (çiftçi), Uzun Alî-oğlu Abdülkadîr (ırgat), Uzun Alî-oğlu Mustafâ (ırgat), Çavuş Abdurrahmân-oğlu Abdurrahmân (çiftçi), Halîl-oğlu Kadı Alî (çiftçi) ve İbiş-oğlu İsmâ’îl’dir (ırgat).

Mahallede; 3 adet deve, 1 adet dişi deve, 2 dişi köşek deve, 2 adet dişi küçük deve, 1 adet koca deve, 1 adet köşek deve, 1 adet lök deve, 1 adet tülü daylak deve, 214 adet ganem (koyun), 6 adet inek, 1 adet kısır inek, 6 adet tanalı inek, 66 adet keçi, 1 adet kısrak-bargir, 16 adet merkeb, 1 adet sıpalı merkep, 23 adet öküz, 5 hisse asiyâb (değirmen), 2,875 dönüm bağ, 6 dönüm alâ tarla, 141 dönüm ednâ tarla, 60 dönüm hâlî tarla, 87 dönüm mezrû tarla varlığı kayıtlıdır.

Emlâk kıymeti 1.197 kuruş, hayvân kıymeti 12.078 kuruş, temettü’atı 4.135 kuruş, yekûnu 17.410 kuruş, hâne başı ortalama gelir 916 kuruş ve tekâlifi 1.015 kuruştur (BOA., ML., VRD., TMT., nr. 10442, s. 69-71).

d) Kâsım Mescidi Mahallesi; “Emineddin Vakfı’ndan zira’at ve bazı Başkalem Sipâhi-i Konyalı Seyyid Ağaoğlu’nun timârı toprağından zira’at eyledikleri” şeklinde izah edilmiştir.

Mahallenin hâne sayısı 27’dir. Mahalledeki hâne reisleri ve meslekleri; Alî Efendi-oğlu Ebûbekir (imâm), Sünbül-oğlu Hâcı İbrâhim (çiftçi), Koca Mustafâ Efendi (çiftçi), Hüseyin-oğlu Mustafâ (çiftçi), Selli-oğlu Mustafâ (ırgat), Abdullâh-oğlu Koca Abdullâh (çiftçi), Soytarı Halîl-oğlu Mehmed (çiftçi), Vezir-oğlu Abdüllâtif (çiftçi), Duhancı Ahmed-oğlu Süleymân (çiftçi), Köse İbrâhim-oğlu Süleymân (çiftçi), Cerân Ömer-oğlu Hüseyin (çiftçi), Cerân Ömer-oğlu Mustafâ (çiftçi), Cerân Ömer-oğlu Halîl (çiftçi), İbrâhim-oğlu Mûsâ (çiftçi), Hüseyin-oğlu Tatar Mehmed (çiftçi), Tatar Hüseyin-oğlu Hasan (çiftçi), Köse Ahmed-oğlu Mustafâ (çiftçi), Köse Ahmed-oğlu Hüseyin (çiftçi), Hâcı Hasan-oğlu Hüseyin (çiftçi), Hüseyin-oğlu Kara Ahmed, (çiftçi), Kaymakcı Halîl-oğlu Abdurrahmân (ırgat), Kethüdâ Ömer-oğlu Mehmed (meflûc), Selli-oğlu Abdül Ebûbekir (çiftçi), Kethüdâ Hasan-oğlu Abdî (çiftçi), Abdülmuîn Hüseyin-oğlu Mehmed (çiftçi), Abdullâh-oğlu Karaca Mehmed (çiftçi), Yahşi Mûsâ-oğlu Alî (çiftçi), Durmuş-oğlu Mehmed (eytâm) ve Dağ Halîl-oğlu Mustafâ’dır (eytâm).

Mahallede; 2 adet bozdeve, 5 adet deve, 1 adet horum deve, 1 adet koca deve, 2 adet köşek deve, 1 adet tülü daylak deve, 181 adet ganem (koyun), 2 adet inek düğesi, 12 adet inek, 64 adet keçi, 20 adet oğlak, 1 adet taylı kısrak, 24 adet merkep, 26 adet öküz, 1 adet tosun, 1 dönüm bağ, 5 dönüm alâ tarla, 107 dönüm ednâ tarla, 15 dönüm evsât tarla, 73 dönüm hâlî tarla, 54 dönüm mezrû tarla varlığı kayıtlıdır.

Emlâk kıymeti 801 kuruş, hayvân kıymeti 12.389 kuruş, temettü’atı 3.720 kuruş, yekûnu 16.910 kuruş, hâne başı ortalama gelir 626 kuruş ve tekâlifi 1.175 kuruştur (BOA., ML., VRD., TMT., nr. 10442, s. 73-77).

R. 5 Şubat 1323/ M. 18 Şubat 1908 tarihinde Karaman kazâsının Kızıllar ve Kızıllarağını köylerinde birer tane ibtidâî mekteb açılarak muallimliklerine Hâcı Mehmed ile Mustafâ Efendiler ve Kızıllar ibtidâî mektebi hademeliğine İsmâ’îl Ağa tayin olunmuştur (Konya Vilâyet Gazetesi, nr. 1835, s. 1).

Sapancalı Muallim H. Hüseyin Bey (R. 1309/ M. 1893, Sapanca, Sakarya-1958, ?), R. 1338/ M. 1922 yılında kaleme aldığı “Karaman Ahval-i İçtimâiyye Coğrafiyye ve Tarihiyyesi” isimli kitabında, İbrala nâhiyesine tabi köyün merkez kazâya uzaklığının 8 saat olduğunu kaydetmiştir.

Kızıllar karyesinin bir dağ eteğinde üç-dört yüz metre irtifaında hususi oyulmuş mağaralar bulunduğunu kaydeden SAPANCALI, “Bu mağaralar kat kat olup en altında ufak bir sofa ve bir kaç göz oda vardır. İkinci katına delikli merdivenden girilerek orada da aynı suretle bir takım odalar görülür. Kezâlik üçüncü ve dördüncü katlara birer delikden medivenle gidilir. Müteaddid odalar salonlar göze çarpar. İşbu mağaralar Kızıllar karyesinin “Menazan” nam mevkiindedir.

Kızıllar karyesinde ayrıca sekiz-on metre irtifalarında yüzlerce mağara mevcud olup, ahâli rutubetten muhafaza için buralara zahire, yağ ve peynir korlar.Bir çok kimseler deliklere kapu yapdırarak hususi oda gibi muhafaza ediyorlar.” demektedir.

Kızıllar karyesinde halıcılığın eskiden beri mevcut olduğunu belirten SAPANCALI, “Kazâda yalnız bu köyde halı dokunur, başka köylerde bilmezler. Kırşehir ve Maden halıları kadar makbul ve revaclı değildir. Ekseriyetle dâhil-i kazâda sarf olunup, harice sevk edildiği de vardır.” demektedir.

SAPANCALI, köyde “Devret-ü ula 2” sınıfında 40 talebeli bir mektebin varlığından bahsetmektedir.

R. 1336/ M. 1920’lerde “Kızıllar” adında bir medresenin varlığından bahsetmektedir. XVIII. yüzyıl kayıtlarında böyle bir medrese bulunmamaktadır.

Kızıllar, R. 1338/ M. 1922 yılında Dr. Nazmi SELCEN tarafından kaleme alınan “Türkiye’nin Sıhhi-i İçtimai Coğrafyası (Konya Vilâyeti)” adlı eserde; Konya Vilâyeti, Karaman Kâzası, İbrala Nâhiyesi’ne bağlı 14 köyden birisi (Madenşehri, Beydili, Sediroba, Üçbaş, Dağa, Dinek, Aşıran, Ağın, Sarıkaya, Gödeste, Osmaniye, Akçaşehir, Kızıllar ve Ağın) olarak geçmektedir.

R. 1344/ M. 1928 yılında eski Türkçe alfabe ile yayınlanan “Son Teşkilat-ı Mülkiye’de Köylerimizin Adları” isimli kitapta Kızıllar; Konya Vilayeti, Karaman Kazası, İbrala Nahiyesi köyleri arasında zikredilmiş ve eski Türkçe harfler ile ” قزيالر”,Lâtin harfleriyle “Kizillar” şeklinde ifade edilmiştir.

Bu kitapta; İbrala Nahiyesi’ne bağlı köy sayısı 10 olarak geçmektedir (Üçbaş, Selerek, Dağa, Feyzürreşat, Kızıllar, Kızıllarağını, Kayaönü, Gödet, Gödetağını ve Gögeş).

15 Haziran 1989 tarihinde kabul edilen “3578 sayılı 4 il ve 5 ilçe Kurulması Hakkında Kanun” gereğince Karaman İli, Merkez İlçe, Yeşildere Bucağına bağlanmıştır (21 Haziran 1989 tarihli ve 20202 sayılı Resmî Gazete).

Ülkemizde Adıyaman Sincik’teki köy ile Samsun Vezirköprü ilçe merkezindeki mahallenin adı “Taşkale”dir.

Adana Kozan ilçe merkezindeki mahallenin; Bartın Ulus ve Burdur Çavdır’daki köylerin ve Kastamonu Devrekani Tekkekızıllar’daki bağlının adı “Kızıllar”dır.

Köy, 20 Mart 1967 tarihli ve 12556 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan kararla belediyelik olmuştur (Konya İli’nin Karaman İlçesi’ne bağlı Taşkale Köyü’nde belediye kurulması, Danıştay Genel Kurulu’nun 16/2/1967 gün ve 1967/64-63 sayılı kararı üzerine, 1580 sayılı Kanunun 7469 sayılı Kanunla değişik 7’nci maddesine göre uygun görülmüştür. 28/02/1967).

Eski belediye başkanları; Muhittin SUNAOĞLU (2009-2014), Hayrettin Ömer GÜNEŞ (2004-2009), Hasan Hüseyin YEŞİLDAL (1999-2004), Hayrettin Ömer GÜNEŞ (1994-1999), Hasan Hüseyin YEŞİLDAL (1982-1994), Kadir GÜLCAN (1980-1982), Naci DURAN (1977-1980), A. İzzet YAVUZYİĞİT (1973-1977), Naci DURAN (1968-1973) ve Osman YILMAZ’dır (1967-1968).

2007 yılı içerisinde Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) adrese dayalı yapmış olduğu nüfus sayım sonuçlarını açıklamış, 22.03.2008 tarihli ve 26824 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun”un Geçici 1’nci maddesinde TÜİK verilerinde nüfusu 2.000’in altında kalan ve 4 nolu cetvelde yazılı belediyelerin tüzel kişilikleri kaldırılarak, köye dönüştürülmüştür.

Danıştay 8’inci Daire Başkanlığı’nın almış olduğu 19.12.2008 gün ve E: 2008/4826, K: 2008/8384 sayılı kararı gereğince belediye başkanlığı tarafından TÜİK tarafından yapılan nüfus sayımına itiraz ve Konya İdari Mahkemesi’ne açılan dava ile bir kez daha belediyelerin tüzel kişiliğinin devam etmesinden dolayı Taşkale’de 28 Mart 2009 tarihinde belediye seçimleri son kez yapılmıştır.

Taşkale Belediyesi, 06/12/2012 tarihli ve 28489 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”la nüfusu 2.000’in altında kaldığından kapatılmıştır.

H. 1246/ M. 1831 tarihli Lârende Nüfus Defteri’nde (COA, Nfs. d 3451); Kızıllar Köyü, 90 hanede 62 kişi olarak kayıtlıdır.

H. 1256/ M. 1840 yılı temettü’ât defterinde Kızıllar Köyü, 110 hânede 252 erkek olarak kayıtlıdır. Buna göre nüfusunun 504-660 olduğu tahmin edilmektedir.

Köy H. 1311/ M. 1893’de Konya Vilâyeti Salnâmesi’nde (il yıllığı) 1.051 kişi olarak kayıtlıdır.

H. 1320/M. 1902  yılı Konya Vilâyeti Salnâmesi’nde nüfusu 1.206 kişi olarak tespit edilmiştir.

SAPANCALI, R. 1338/ M. 1922 yılında kaleme aldığı “Karaman Ahval-i İçtimâiyye Coğrafiyye ve Tarihiyyesi” isimli kitabında, Kızıllar’ın nüfusunu 170 hâne ve 1.051 kişi olarak kaydetmiştir.

R. 1341/ M. 1925 yılında yapılacak olan mebus (milletvekili) seçimi için hazırlanan genel nüfus defterine göre 1.123 kişdir.

Köy; 1935’de 1.527, 1940’da 1.636, 1945’de 1.656, 1950’de 1.834, 1955’de 2.043, 1965’de 2.442, 1970’de 3,002, 1975’de 2.429, 1980’de 2.525, 1985’de 4.097, 1990’da 2.690 ve 2000’de ise 2.224 kişi olarak sayılmıştır.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2007 yılında geçilen Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne (ADNKS) göre köyün nüfusu 952 kişidir.

2008’de 856, 2009’da 851, 2010’da 800, 2011’de 763, 2012’de 707, 2013’de 673, 2014’de 643, 2015’de 605, 2016’da 582, 2017’de 550, 2018’de 584 ve 2019’da 531 kişi olarak tespit edilmiştir.

Köyün sülâleleri ve aldıkları soyadları; Abdülkadirgiller (Elyiğit),  Adıgüzelgiller (Çeliktaş), Akhaliller (Binbaşıkocagiller de denilmektedir, Canmaya), Akışlılar (Keçeci-Civcikli de denilmektedir, Akkuş), Akkaralar (Mercanlılar da denilmektedir, Ünlütük), Alimehasangiller (Bayraktaroğlu), Altıparmaklar (Şanlıtürk), Araphasanlar (Galipgiller de denilmektedir, Küçüksümbül), Arifliler (Çetin), Avanlılar (Erdoğan, Tekin), Avcılılar (Hafızlılar da denilmektedir, Güntürk), Aynalıgiller (Aksoy), Bağşılılar (Gürültülüler de denilmektedir, Altunalan, Gülten), Balıkesirliler (Uğuzdoğan), Barnakcaklılar (Kelçobangiller de denilmektedir, Dalbay), Berberliler (Aydemir), Bıyıklılar (Ergün, Türkoğlu, Yalçınyiğit), Daşbaşlar (Daşbaşlar da denilmektedir, Çetinkol), Borzanlılar (Sunaoğlu), Cabbarlar (Özer, Özyer), Cavuklular (Abbanlılar da denilmektedir, Yaşar), Ceranlar (Göktaş), Congullular  (Yavuzaslanoğlu), Coruklular (Eroğlu), Cökeler (Fakıkızahmatlar da denilmektedir, Gökyer), Cücüklüler (Aslandağ), Çanaklar (Çanakçı), Çandırlılar (Aysanlı, Demircan, Yiğitoğlu), Çavuşlular (Deliveligiller de denilmektedir, Uysal), Çekçeliler (Çekçeoğlu), Çenetliler (Karagöz), Çiniyusufgiller (Çetinkaya), Çivililer (Ümmetliler de denilmektedir, Erbay), Çömelekliler (Yavuzcan), Çörüklüler (Büyükuğurlu, Keşler; Ortauğurlu, Kistanlar; Küçükuğurlu), Dalkıranlar (Hasanefendililer de denilmektedir, Er), Dartanlılar (Özcan), Datlılar (Görgün), Davulcugiller (Demirkart), Dedeler (Yiğitaligiller de denilmektedir, Yavuzaslan), Demirciler (Uğuzay), Dertliler (Şentürkoğlu), Dılgırlılar (Akkol), Dıngıtlılar (Soyyiğitoğlu), Dombalaligil (Tuna), Dösdösler  (Erdinç), Dubaracılar (Böcülüler de denilmektedir, Soyalan), Duranlılar (Ceranoğlu), Eceller (Kirligiller de denilmektedir, Şahintürk), Ekerhalilgilller (Yıldızdal), Elifliler (Akdemir), Eşeligiller (Gültekin, Kızıltaş), Eşginliler (Kitapalan), Fadimeliler (Bilekyiğit), Fakılılar (Feritler de denilmektedir, Yalçın),  Foslaklar (Karaca), Kadirmusagiller (Soytürk ), Gafarlılar (Aydın),  Gambırlılar (Günçiçek), Garagödeliler (Tekinyer), Gaytezliler (Çerkezliler de denilmektedir, Özcanoğlu), Gazeller (Bayazıt), Gazlılar (Gökaltun), Gedikçavuşlular (Hacıramazanlılar da denilmektedir, Özütemiz), Gırlılar, (Cicililer de denilmektedir, Baycan), Göbütlüler (Dikengözler de denilmektedir, Güncan, Gürkan), Gökgözgiller (Yavuz), Gurular (Kördurmuşgiller ve Tostanlılar da denilmektedir, Gökdemir), Gübüdüklüler (Gülçiçek), Hacıkörlüler (Altunbaş), Hacılatifgiller (Öztüren), Hacılılar (Uğurlu), Hacıömerler (Aytuğ), Hacısıkılar  (Şık), Halılılar (Tilkihalilgiller de denilmektedir, Gençer), Hamideliler (Sofulular da denilmektedir, Aslantürk), Hatıplılar (Uğuz), Hekimliler (Hekimoğlu), Hıracalılar (Uğurkoçyiğit), Hıroğlanlar (Yalçınyiğit), Hodullular (Ferekgiller de denilmektedir, Gürel), Icıkaralar (Karabaş), Icılılar (Güneş), Imışlılar (Günay), Işıllılar (Ayyayla), İbicenliler (Kayatürk), İbililer (Bozkurt), İbişismilgiller (Soyfidan), İbişliler (Dikmen), İncililer (Safagil ve Gıytanlılar da denilmektedir, Atalay, Günarslan), İsmetçavuşgiller (Kelhasangiller de denilmektedir, Gökçınar), Kadıoğlanlar (Günel), Kalaycılar (Demirbilek), Karabıyıklılar (Berberoğlu), Karaböcülüler (Kaymakçıoğlu), Karahasanlar (Günbilek), Kelsüllüler (Hacımahmudgiller de denilmektedir, Sarıkaya), Kemiomarlılar (Şimşekoğlu), Kepekçiler (Hasanemmialiler de denilmektedir, Yıldırım), Kestililer (Aygünoğlu), Kilekileler (Gildanlar da denilmektedir, Mutlu), Kirtişliler (Aycan), Kocaahmatgiller (Güney), Kolsuzgiller (Şahin), Körahmetler (Gökkuş), Kuşlar (Gökbudak), Laslasgiller (Körlümustafagiller de denilmektedir, Ertürk), Latifler (Sakarlar ve Fadimeliler de denilmektedir, Yıldızbaş), Makbullular (Fidanoğlu), Makbulmemedçavuşgiller (Gülel), Membililer  (Doğan), Mettirliler (Eryiğit), Mızıkhasangiller (Dağkuş), Muksingiller (Deligelepliler de denilmektedir, Yertürk), Mullalılar (Kertoğlangil ve Çobanlılar da denilmektedir, Çetinbaş, Yeşildal), Mustalliler (Bozdağ), Omarlılar (Yazçiçek ), Pancarlılar (Pancaroğlu), Patronahmatgiller (Fidanboy), Polatlılar (Aydal), Polatlılar (Uğurarslan), Safiyamemetgiller (Sarpdağ), Sefergiller (Gülhuy), Süllüler (Dalgalılar de denilmektedir, Yücedağ), Sümbüllüler (Sümbül, Sümbüloğlu), Süslüler (Hıracalılar da denilmektedir, Koçyiğit), Süvariler (Açıkel), Şavkılılar (Tayyar), Şerifhocalar (Marulalıoğlu, Taşkale), Şiller (Fattikhasangiller de denilmektedir, Öztürk), Terzigiller (Özdemir), Topalhocalar (Hocazadeler de denilmektedir, Yılmaz), Topallar (Şentürk), Tozkaldıranlar (Aysan), Tozlar (Ayçiçek),  Üğüllüler (Akgül), Ümmetliler  (Akkaya), Veyseller (Hacımustafalılarda denilmektedir, Duran), Yaycılılar (Yazıcı), Yelliler (Halilibrahımlılar da denilmektedir, Aytürk), Yusuflular (Eryiğitoğlu, Yavuzyiğit), Zabitgiller (Algül), Zeybekliler (İzzetliler de denilmektedir, Soyyiğit) ve Zoytarlılar’dır (Murtazlı da denilmektedir, Güldal, Koçgürbüz).

Köydeki lakaplar; Acöldük, Adanalı, Almanyalı, Andıkdiş, Ankaralı, Atıcı, Atmaca, Ayak, Ayıcı, Aynalı, Avcı, Bağşı, Bohrucu, Balcı, Bekçi Macar, Berber sarı, Besmele, Billalı, Borzan, Bostani, Budala, Barnakçak, Cellat, Cici, Cicigızı, Cort, Cüllüoğlan, Cız, Çakır, Çolak, Çekçe, Çenet, Çullu, Çumralı, Dartan, Datlı, Değirmenci, Deli, Dertli, Dımılı, Dıngıt, Dingil, Ecel, Eker, Ekiz, Elliiki, Etçi, Fedayi, Forslu, Foslak, Galaycı, Gambır, Gara, Gazel, Gazi, Gır, Gıracı, Goca, Goca kafa, Golsuz, Göbüt, Güççük, Güççükgız, Gürültülü, Hademe, Hancı, Hapili, Hatip, Icık, Icılı, Işıl, İbiş, İcigara, İncili, İnneci, Kaçakçı, Kolçak, Karaböcü, Keçeci, Kel, Kel çoban, Kelikçi, Kem, Keş, Kistan, Kıroğlan, Konya hırsızı, Kör, Körçolak, Kördeli, Köse, Kuş, Lop, Latif, Marangoz, Maytap, Mercan, Metel, Mustalli, Onbaşı, Ovalı, Öküzcü, Naylon, Pala, Pancar, Pilot, Rafan, Sakallı, Sarıkafa, Sarıoğlan, Soytar, Seslenmez, Suvacı, Süllü, Süslü, Şahbaz, Şimbal, Tat, Tatoğlan, Tasfes, Tebelleş, Terzi, Teyek, Tıpır, Tombul, Topal, Topuz, Ufak, Ümük, Üşümez, Yan, Yarıkkafa, Yelli, Yiğit ve Zopalı’dır.

Köyün afet bölgesinde olmasından dolayı -tâbiatın etkisiyle meydana gelen kaya kopmaları zaman zaman tehlikeli boyutlara ulaşmıştır- Karaman merkezde önce 43 evler, sonra 96 evler denilen evlere yerleştirilmişlerdir. Ayrıca Ayrancı karayolu üzerinde Üçtepeler mevkiinde devletçe afet evleri yapılmıştır  (Atatürk Mahallesi).

509 seçmeni olan Taşkale Köyü’nde 1 Kasım 2015 günü yapılan 26. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri’nde 438 seçmen 1408 ve 1409 numaralı sandıklarda oy kullanmıştır. 417 oy geçerli sayılırken, 21 oy geçersiz sayılmıştır.

Taşkaleliler, 237 oyla en fazla CHP’yi tercih etmişlerdir. AK Parti 121 oy alırken, MHP 35 oy almıştır. HDP’ye ise oy çıkmamıştır.

16 Nisan 2017 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişi öngören halk oylaması (referandum) sonuçlarına göre; Taşkale Köyü’nde %25,92 “evet” çıkarken, %74,08 oranında “hayır” çıkmıştır.

Köyün muhtarı, Hasan KARACA’dır (irtibat numarası: 0541 393 12 27).

Köyün azaları; Ali GÜLDAL, Süleyman GÖKÇINAR, Yasin GÖKBUDAK ve Ramazan ÖZÜTEMİZ’dir.

Köyün eski muhtarları; Mustafa SOYYİĞİT (2014-2019), daha öncesi belediyedir.

Köyün geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Karstik ve killi olan arazinin %20’ye yakın kısmı tarıma elverişlidir. Köyde karasal iklim hâkim olup, bitki örtüsü bozkır (step) bitkilerinden müteşekkildir. Yazları sıcak ve kurak, kışları sert ve soğuk geçmektedir. Yıllık sıcaklık ortalaması 10 0C -30 0C arasında değişmektedir.

Köyün çevresinde yer alan düz arazilerde ziraî faaliyette bulunulmaktadır. Buğday başta olmak üzere arpa, nohut, ceviz, elma, kavak, yonca, dane mısır, sarımsak ve yulaf yetiştirilmektedir. 1.247 dekar alan nadasa bırakılmaktadır.

Köy, 2083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu gereğinde 07.11.2012 tarihinde uygulama alanı ilân edilmiş olup, 282.352 dekar alanda toplulaştırma çalışmaları devam etmektedir.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce (DSİ) tarafından köyün 10 km güneydoğusunda yer alan İncesu Deresi üzerinde sulama amaçlı gölet inşaatına başlanmıştır. 35 milyon liraya mal olacak Karaman Merkez Taşkale Göleti ve Sulaması’na ait sözleşme, 7 Ekim 2015 tarihinde müteahhit firma arasında imzalanmıştır. 2017 yılı sonunda tamamlanacak sulama göletinin 1 milyon 800 bin metreküp su tutması ve 400 hektarlık alan kapalı sistem ile sulanması plânlanmaktadır.

Köyde arazi kadastrosu 24.05.1991 yılında kesinleşmiş olup, orman kadastrosu da 13.06.1991 tarihinde ilân edilmiştir. Köyün 4.647,4095 hektar orman varlığı bulunmaktadır. 2/B kapsamına giren yer bulunmamaktadır. Orman ağaçları meşe, ardıç ve koruluklardan oluşmaktadır.

Köyde 136 adet büyükbaş ve 13.030 adet küçükbaş hayvan varlığı bulunmaktadır.

Köyün Kızıllarağini ile birlikte kurulan tarımsal kalkınma kooperatifi, tasfiye hâlindedir.

Köyün mevkiileri; Ağnakyurt, Ağılcık, Ağininyurdu, Ağzen, Akçamaşat, Akçaöz, Akdöziçi, Akçagöçük, Akkaya, Akpınar, Aksuvat, Aktopraklık, Alicağcı, Alpınınkuyusu, Alpınınören, Arakoyak, Arapyeri, Arayurt, Arıktepesi, Asarini, Aslangeçidi, Aşırova, Avdan, Avratlarkolu, Ayakbunar, Aydoğmuş, Aynoğlumezarlığı, Ballıkaya, Bayamlıburun, Bayramoğludamı, Belediye civarı, Belce, Bellekli, Bentiçi, Beşardıç, Beşşikkaya, Birkapılıkoyak, Boğazkuyu, Bozarmutlukoyak, Bozkuzuluk, Boztepe, Bulak, Burunönü, Büngüldüyük, Büyükyer, Cızdar, Çakmak, Çalıiçi, Çalıbunar, Çamurluk, Çardakderesi, Çat, Çatalak, Çataldaş, Çay, Çelebiyeri, Çıbukluin, Çıtlık, Çildirimbungarı, Çileliağıl, Çirişini, Çomaklı, Çomaklının Çeşmesi, Çömçebunarı, Dağdibi, Daşcıbağı, Dayıssıçukurur, Değirmentaşı, Deliüsünmezarı, Deliktaş, Devekaşanı, Devegölü, Devezindanı, Dumağıdeliği, Eğrialıçbelengi, Eğriceöz, Eğşiyer, Ekiçce, Ekingölü, Erikli, Eriklieser, Ezelmelikkoyağı, Fatıllıca, Felkininkoyakları, Fürükızları,  Gedik, Gelebili, Gıcagediği, Göcer, Göcük, Gökcepınar, Gölcebunar, Gölkoyağı, Gölyeri, Gömüklük, Gözzek, Gücük, Gümüşçakı, Gümüşlü, Gürlük, Haftaönü, Halepli, Halınınmezarı, Hamurkesen, Hanoğlusekisi, Havutönü, Hebiller, Hoyukluağıl, Isıcakardıçboğazı, Işıklar, İlankuyu, İlanlı, İnceyer, İnnicekoyak, Kağnısırtı, Kalebaşı, Kalemçeözü, Kanal, Karaardıç, Karabent, Karaciğer, Karakaya, Karakucak, Karacakuz, Karacayer, Karagöz, Karahasanboğazı, Karakaya Deresi, Karakuz, Karamankoyağı, Karamukbunar, Karanıca, Karlıbucak, Karlık, Katiçininkoyakları, Kaş, Kayabaşı, Kayadibi, Kayalıağıl, Kayalıbunar, Kazancı, Kazankaya, Keben, Kebenbaşı, Keçiçıldırı, Keklikbungarı, Kelerlik, Kelten, Kemiklikoyak, Keşirlik, Kılıçtaş, Kınıkını, Kısık, Kızıl, Kızılburun, Kızılcakoyak, Kızılcaovacık, Kızılyar, Kilikbeleni, Kisecik, Kitabalandağı, Kocabelen, Kocadölek, Kocakuz, Kolonkaya, Kocayer, Kovalı, Koyak, Koyiçi, Körçeşme, Körkuyu, Körlününkoyakları, Köşşekkıran, Köycivarı, Köyiçi, Kumbucağı, Kuşca, Kumbucağı, Kurtkoyağı, Kurucuoluk, Kuyucak, Kuyulukoyak, Kuzini, Kuzkaya, Küllü, Küllükbeleni, Lüğlükdağı, Mahmutkayası, Malkoyağı, Manazan, Maşatardı, Maşatarkası, Maşatiçi, Miske, Musakuyusu, Orhankoyağı, Ortamahalle, Öğütcük, Öküzarası, Öküzini, Örcülününhatları, Öztepeler, Polatyeri, Purçu, Sapcadere, Sarıçalı, Sarıkaya, Sarıkak, Sayharman, Sazak, Sekemek, Sınırla, Sınıryeri, Sırım, Sinat, Söğütcük, Söğütlüyer, Süle, Sürtmece, Tanışman, Taşkale, Taşkaynadan, Taşlık, Tepecik, Ulukavak, Urumova, Uyuzbungar, Üçardıç, Üçtepeler, Yanıksay, Yarmasar, Yatsıçayır, Yatsıpara, Yazırovası, Yolengikoyak, Yörükkoyağı, Yukarıgürlük, Yukarıkarşı, Zanzana ve Ziyaretdağı’dır.

Köyün “otantik kent” sloganıyla turizme açılma çabaları 1980’li yıllarda hız kazanmıştır. Tarih ile tabiatın kaynaştığı, değişmeyen kültürel özellikleri, otantik yapısı ve yaşatılan güzellikleri ile turizm ve cazibe merkezlerinden birisi olan Taşkale, Karaman’ın turistik yerleşim (destinasyon) merkezi olmasının yanı sıra folklor, sağlık, inanç, dağ, mağara ve yayla turizmi ile büyük bir potansiyeli bünyesinde barındırmaktadır.

Mülga Turizm Bakanlığı 13.04.2000 tarihli ve 70/205-1456-10418 sayılı yazılarıyla Taşkale’yi “Turistik Yönden Önem Arz Eden Beldeler” kapsamına almıştır. 2009 yılında Türkiye Turizm Portalı’na “turizm merkezi” olarak dâhil edilmiştir.

20.04.2011 tarihinde “turizm beldesi” olarak kabul edilmiş ve yatırımcılara teşvik imkânı tanınmıştır. Bu kapsamda konaklamaya alternatif çözüm olarak ev pansiyonculuğu için teşvik çalışmaları yapılmakta olup, çadır ve kamping olarak Gürlük Pınarı ve Gürlük Şelalesi hizmete açılmıştır. Antalya ve Kapadokya bölgesini ziyaret eden yerli ve yabancı turist turları günübirlik olarak köyü gezmektedir.

Belediye Başkanı Muhittin SUNAOĞLU da 2012 yılında ise beldenin “turizm merkezi veya kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgesi” ilân edilmesi ile ilgili yoğun çalışmalarda bulunmuştur.

Belediye Başkanı Hasan Hüseyin YEŞİLDAL (1941-2009); ATATÜRK ile ilgili olarak, “ATATÜRK’ün ata yurdu Kızıllar/ Taşkale’dir” sloganı ile kapsamlı faaliyet yürütmüştür.

ATATÜRK’e ait çiftlik, 1936 yılında düzenlenen Tapu defterinde 1017 sıra numarası ile “Reis-i Cumhur Kemal ATATÜRK hazretlerine” şeklinde kayıt düşülmüştür. Bugün idarî olarak Küçük Koraş’ın sınırlarında bulunan ve anayola 5,1 km uzaklıkta bulunan 100 hektarlık bu Sarıtay Çiftliği’ne bir yol açılması için YEŞİLTAŞ’ın yoğun mesaisi olmuştur.

ATATÜRK’ün baba soyunun Karaman’dan Makedonya’ya göç ettirilen Kızıl Oğuz Yörüklerinden/ Türkmenleri’nden ve anne soyunun da Konya Karaman yöresinden dolayı “Konyarlar” olarak anılan Yörük/ Türkmenler’den olduğu değerlendirmesi yapılmaktadır.

Köyün geleneksel mimarî özelliği taşıyan evlerinde; toprakla birlikte taş ve ahşap malzeme bol miktarda ve birlikte kullanılmıştır. Bu malzemeler taşıyıcı, bağlayıcı ve süsleyici unsur olarak gerektiği yerde dengeli bir şekilde görülmektedir. Cephe güneye yöneliktir. Bütün giriş, çıkış ve ışıklık gibi birimleri ön cephede toplanmıştır. Yapı, toprak dam örtülüdür. Bazen sokaklardan evlerin damına geçilmektedir.

Taş Câmii; Taşmescit, Mağara Mescid adlarıyla da anılmakta olup, doğal tahıl ambarlarındaki en dikkat çekici yapılardan biridir. Tamamen yekpare kaya oyma bir yapı olup, KONYALI, mabedin erken Hristiyanlık dönemi bir kiliseden ya da mezarlıktan bozma olduğu ileri sürmüştür.

Yapılış tarihine ilişkin herhangi bir bilgi bulunmaya yapıya, sonradan ilave edilen demir parmaklıklı merdivenler ile çıkılmaktadır. Taşa oyulmuş bir mihrabı ve dışarıya bakan üç penceresi olan yapı, iki katlıdır ve içeriden merdivenlidir. Bu yapı, Taş Câmii ve âmii isimleriyle de anılmaktadır. Câmii 1955 ve 1987 yıllarında tamir ve tadilât geçirmiştir.

Orta Câmii; köyün eski câmiilerinden olup, plân-şema olarak dikdörtgen enine (küfe tipi) sahınlı, kesme taştan, kırma çatı örtülü olup, üst örtüsü galvaniz kaplamadır. Kemerli kapısının bir doğuya biri batıya açılmaktadır. Mihrabı taştır. Mabed, KONYALI’nın tespitine göre Karamanoğulları devri eseridir.

Kasım Mescidi; mabedin ilk adı Darendeli Mescidi’dir. XVIII. yüzyılda yaşadığı belirtilen Hoduloğlu’nun yaptırdığı tamirattan sonra Hoduloğlu Câmii olarak anılmaya başlamıştır. 1952 yılında tamir edilmiş olup, orijinal özelliğini tamamen kaybetmiştir.

Aliağa Mescidi; merkezi plânlı, kırma çatı örtülü, özentisiz, basit ve sade cepheli bir câmidir. Yapı ve malzeme olarak yeni olup, harimdeki Raşid Usta’ya ait hat ve kalem işi süslemeleri zaviyesinden önem arz etmektedir.

Köyün köprüleri; Akköprü, Kısıkköprü, Gedikköprü ve Ortaköprü’dür.

Ortaköprü; 7 m yükseklikte, 25 m uzunluğunda ve 3,80 m genişliğinde yuvarlak tek kemer gözlü köprüdür. Kemer açıklığı 4.80 m’dir. Düzgün kesme taştan yapılmış, abidevî bir köprüdür. Gayrimüslim ustalarca inşasına başlandığı, İstiklâl Harbi nedeniyle yarım kalan köprünün Türk ustalar tarafından tamamlandığı belirtilmektedir.

Köyün çeşmeleri; Kayadibi Çeşmesi, Orta Çeşme, Değirmen Çeşmesi ve Hoduloğlu Çeşmesi’dir.

Köyün eski ve karşı yakada olmak üzere 2 adet mezarlığı bulunmaktadır. Köyde taş dikme geleneği çok eskilere inmemektedir.

Köy çevresinde andezit, bazalt ve tüflerden meydana gelmiş volkanik formasyonlar yer almaktadır. Yeşildere ve Taşkale arasındaki volkanik formasyonlar kalın örtü tabakaları hâlinde yatay bir şekillenme göstermektedir. Bu tabakaların plato sahası üzerindeki aşınım sathını maskelemiş olması, buradaki volkanizmanın oldukça yeni olduğuna işaret etmektedir.

İbrala Deresi; köyün doğusundaki Meyir Dağı’ndan kaynaklarını almaktadır. Köy çevresinde yer yer kanyon vadilerden geçerek Karaman Ovası’na ulaşmaktadır. ortalama debisi 826 lt/sn. civarındadır.

Köyün jeolojik yapısı; denizel miyosen kireç taşlarından meydana gelmiş olup, dere yatağında ise kuvaterver alüvyon mevcuttur. Karslaşmaya uygun bu kireç taşlarının altında geçirimsiz marn ve killi kum taşları oluşmuştur.

Köyde, MTA Enstitüsü Karaman İli Maden Haritası’na (2006) göre; Manganez ve mermer yatakları bulunmaktadır.

Köyün Kumluk Dağı çevresinde demir madenine ait cüruflara rastlanmıştır (BAHAR 2008, s. 242).

Köyde, ilkokul 1928, ortaokul 1972 ve lise 1983 yılında öğrenime açılmıştır. Eğitim ve öğretime ilgi oldukça fazladır.

Bugün köyün çocukları Sudurağı Karamanbey İlkokulu ve Ortaokulu’na taşınmaktadır.

Köyün unutulmayan simalarından birisi Kepekçi Ali’dir (YILDIRIM soyadını almıştır, R. 1308/ M. 1892-1983). 7 yıl askerlik yapmıştır. Çanakkale cephesinde Deli Halid Paşa’nın (UZEL) emrindeki mızraklı süvari birliğinde savaşmıştır. İngilizlerin top taarruzunda atını kaybetmiş, köyünden başka bir süvarinin (Fahri SÜMBÜLOĞLU) atının kuyruğuna tutunarak ölümden kurtulmuştur. İstiklâl harbinde Garp cephesinde ayağından ve el başparmağından yara almıştır. İstiklal Harbi madalyasına sahip olan ve gazilik maaşı bağlanan YILDIRIM, köyünde tarlalarıyla ve hayvancılıkla uğraşmış ve hayatı boyunca çalışarak yaşamıştır.

Köy nüfusuna kayıtlı Piyade Çavuş Umut ÜNLÜTÜRK (20 Ağustos 1974-21 Haziran 1995), Hakkari-Çukurca-Pirinçeken mevkiinde bölücü hainlerle girilen çatışmada şehit olmuştur.

Köyün en önemli özelliği gelenek ve göreneklerine bağlı olmasıdır. GÜLCAN, köyün kadınlarının geleneksel giyimini “kendi el tezgâhlarında dokudukları siyah renk yün kumaştan hazırlanma gayet geniş şalvar giyerler. Bu şalvarların paçaları büzgülüdür. Bellerine de yine kendi dokumaları kırmızı renk yün kuşak kuşanırlar. Bu kuşakları da enlice sararlar ve büyüktür. Başlarına da takke ve fesleri üzerine, kendi düzenlerinde oyalı yaşmak veya grep sararlar. Bu başlık da büyük bir hotoz oluşumundadır. Bu kalafatlı hotoz üzerinde de bellerine kadar inen, dörtgen ve yünden dokunma siyah poşu denilen örtü örterler. Bu giysileri senenin 12 ayında aynı düzende giyinirler. ” şeklinde tarif etmektedir.

KONYALI, 8 Ağustos 1965 günü gölgede hararetin 35 dereceyi aştığı zaman köyden geçmiş, Kızıllarlı kadınların tarlada bu kıyafetlerle çalıştıklarını, bineklerine böyle bindiklerini, aynı kıyafetle çobanlık yaptıklarını ve sokaklarında böyle gezdiklerini kaydetmiştir.

KONYALI, “Eşim Şefika KOYALI, ısrar etmiş, başlarını açtıramamış. Biz külâhımızı göstermeyiz! demişler.” demektedir.

Karaman’ın yakın tarihteki kültürü ve geleneklerini araştıran ve bunu kitabında yayınlayan Ahmet Talat DURU ise, Kızıllar, Kızıllarağini ve Koraş köylerinin giyiminin Karaman civarında olmadığını gibi Türkiye’nin hiç bir yerinde de örneğinin görülmediğini kaydetmektedir.

Peynir imâlatı için bir müddet köyde kalan DURU, “Bu giyimlerini çok severdim. Gelen köylülere kadınların hâlâ galak giyip, giymediklerini sorduğumda kıyafetlerini tamamen değiştirdiklerini öğrenince çok üzüldüm. Yazık çok yazık, Türk kültürünü devam ettirmeye ayıp ve sakıncalı gözle baktığımızda bu değerin yaşamasına imkân yok.” şeklinde üzüntüsünü ifade etmiştir.

Kızıllar halısı; kendine özgü, geleneksel motifleriyle dikkati çekmektedir. Halılarda kullanılan geleneksel motiflerden bazıları; bıçak ucu, embel (amber), akıtma, zavrak, ayna lale, çevrim, tarak, Konya çiçeği, Rodos zambağı, böğrek, rozet, eli belinde, palmet, dalda bir, gül ayak, sekiz köşe yıldız, çengel, ibrik, lamba, karanfil, haşhaş-nar, kulak su, buturak su, su yolu, kırpık su, üzüm su, Fatma Hanım suyu, çöp su, gül su, topal su (armut çiçeği), dal su, yanak su, at göyneği su, Ladik su ve müdür suyu’dur.

Köyde Saya, Saya Gezme, Saya Gezmesi, Sayıl, Saya Kutluğu gibi isimler verilen oyunlar, yeni yılın karşılanması ve bereketli olması amacıyla Ocak-Şubat ayları içinde yapılır. Köyde sayaya “Maya” denilmektedir.

Köyde oynanan “Yemeğe Dâvet” oyunu; önceden seçilen oyuncunun bir sepetin içine doldurduğu tezeklerle odaya girmesiyle başlamaktadır (Kaynak Kişi: Ali Rıza YİĞİT).

Oyuncu — Selâmünaleyküm ağalar.

Misafirler — Aleykümselâm.

Oyuncu — Bugün hayırlı bir işimiz var. Hele karınlarımızı bir doyuralım. Mis gibi bunlar, isteyen var mı?

Sepetin içindeki tezekleri göstererek misafirlerin önünde gezer, acemi oyuncuların önünde durarak yemelerini ısrar eder.

Misafir — Emmi benim karnım tok, benim yerime sen yiyiver.

Oyuncu — Yiyin, yiyin hadi bakayım bu kadar yiyeceği köpeğe mi dökeceğiz?

Misafir — Emmi benimde karnım tok, benim yerime sen ye.

Oyuncu — Demek bedavadan yemek buldunuz bir de yemezsiniz ha!

Bunun üzerine acemi oyuncuları turayla döver.

Köyde kış günleri “Yağcı” oyunu oynanmaktadır (Kaynak: Kâmil YAŞAR). Yetenekli bir kişi yağcı, oyunu bilmeyen bir kişi yağ tuluğu seçilir. Yağcı elinde bastonu beli bükük olarak odaya girer.

Yağcı — Selâmünaleyküm.

Köylüler — Aleykümselâm.

Yağcı — Ben çok güzel yağ satarım. Yağ satmak için mıhtardan izin isteyom.

Muhtar — Mademkine yağın gözelmiş, getir de sat bakalık.

Satıcı yağını getirmek üzere odadan ayrılır. Bir müddet sonra sırtında, dışarıda diğer köylüler tarafından ayakları, kolları sıkıca bağlanmış ve ağzında patates tıkılı yağ tuluğu ile içeri girer.

Muhtar — Önce yağını bir kontrol edelim bakalık. Eyi mi, yoğusam kötü mü?

Yağcı — Eyidir, eyidir hele bir dat bakalık.

Muhtar — (Elindeki iğneyi tuluğa batırır.) Çok gözel yağımış. Bana iki kile dartıver. Başka dadına bakmak isteyen varsa beri gelsin.

Diğer oyuncularda tadına bakmak bahanesi ile tuluğa iğneyi batırırlar.

Yağcı — Herkes dattı, benim malımda battı.

Tuluğu sırtından indirerek çözer, acıdan kıvranan oyuncuyu kurtarır.

Köyde oynanan “Hâkim” oyununda; oyunu yöneten kişi, odada bulunan konuklara birer “hoş geldiniz” turası vurur (Kaynak: İ. YAVUZASLAN). Bir kişi hâkim seçilir. Hâkim, oyuncuların yanlarına yaklaşıp kulaklarına birer isim fısıldar. Örneğin: Arı, arslan, iğne, ev, tiren, ağaç, serçe vb. Tüm oyuncular, oyun boyunca bu adlarla rollerini sürdürmek zorundadırlar. Oyunu yöneten kişi oyunculardan birini ortaya çıkartarak hâkimin önüne oturtur.

Hâkim — Senin şikâyetin nedir, kimden davacısın, adın nedir?

Davacı — (Odada oturandan birini göstererek) Adım Arslan. Ben bu adamdan şikâyetçiyim. Beni bir gün öldürmek, istedi.

Hâkim — (Davalıya dönerek) Senin adın nedir?

Davalı — Adım serçe. Bu adam bana iftira ediyor.

Hâkim — (Kahkahayla gülerek) Serçe arslanı öldüremeyeceğinden, arslan iftirada bulunmuştur. Cezası kara kaplıya göre beş turadır.

Bunun üzerine serçe, arslanı turayla döğer.

Köyde düğünlerde oynanan “Ayı” oyununda; düğün sahibinin yakınlarından birisi ayı kılığına girer (Kaynak Kişi: Ali Rıza YİĞİT). Üzerine uzun tüylü koyun veya keçi derileri sarılır. Boynuna küçük çanlar ile yular takılır. Ayıyı oynatmak için bir oyuncu da ayıcı olur. Ayıcı, ayısının yularından çekerek ve tef çalarak düğün sahibinin önüne getirir. Ayı yerlere yatıp, kalkarak oyunlar sergiler.

Ayı — (Düğün sahibine dönerek) Ben bu düğünün bir yakınıyım. Ağanın yedi karın ötesinde benim dedelerim bu evden bir kız almıştı. Ben de bu ailedenim.

Bulduğu diğer konuşmalarla soyunun düğün sahibine dayandığını anlatır.

Ayıcı — Ali Ağa al. Bu ayı senin akrabanmış. Sana getirelim, ne yaparsan yap.

Yuları düğün sahibine uzatır. Bunun üzerine düğün sahibi durumu anlayarak ayı ve ayıcıya armağanlarını verir.

Köyde oynanan oyunlardan birisi “Berber” oyunudur (Kaynak Kişi: Suat GÜLEL). Bir mesleğin abartılı hareketlerle taklit edildiği oyunda; mesleklerde kullanılan araç gereçlerin seçiminde de abartı ön planda tutulur. Berber oyununda; fırça yerine badana fırçası ve ustura yerine satır, sabun yerine kireç veya is, boya ve kolonya yerine kirli su kullanılmaktadır.

Berber — Selâmünaleyküm.

Seyirci — Aleykümselâm.

Berber — Arkadaşlar ben berberim. Tıraş olunmak isteyenleri tıraş ederim. (Çantasını göstererek) Bu da levâzımatım.

Seyirci — Bu köyün suvalı muhtardan sorulur. Ona söyle.

Berber — Mıhtarı nerede bulurum.

Seyirci — İştacık şu.

Berber — Mıhtar Efendi, ben berberim. Tıraş olunmak isteyeni tıraş ederim.

Muhtar — Eyi et bakalım.

Berber — Emme masa düzmek için tahta lâzım bana.

Muhtar — (Oyunu bilmeyen iki kişiyi göstererek) Tahta yok. Şu keresteler işini görürse al kullan.

Berber — Sağ ol. Allah senden razı olsun.

Muhtar — Sende berber.

Berber — Aslanım şimdi sen şöyle gel, sen de şöyle. (Her ikisini de karşılıklı oturtur) Böylece durun. Heç gıpırdanayım neyim demeyin. Muhtar şimdi bana iki tane de çırak lâzım.

Muhtar — Ali, Hasan! Hadi goçum, birez yardım edin sevaptır.

Hasan — Olur. Haydi bakalım Ali.

Ellerindeki kalın urganla, oturan iki kişiyi ellerinden ve ayaklarından sıkıca bağladıktan sonra ağızlarına patates tıkılır. Boş kalan kollar ve bacaklar arasına çeşitli eşyalar öyle sıkı doldurulur ki her iki kişide artık kıpırdayamaz olur. İstenilen masa meydana gelmiştir. Berber masanın üzerine ata biner gibi oturur. Beraberinde getirdiği çantanın içerisinden kömür tozu, sönmüş kireç, badana fırçası, satır ve bir şişe kirli su çıkarır.

Berber — Mıhtar hangisini önce tıraşlayım.

Muhtar — Sen münasip gördüğünden başla.

Berber — Peki.

Fırça ile birini kireçle beyaza, diğerini kömür tozuyla siyaha boyar. Sonra elindeki satırla temsili olarak her ikisini tıraş eder. Ayrıca şişedeki pis suyla saçlarını ovalar elleriyle şekillendirir. Oyun böylece sona erer.

Köyde kış aylarında oynanan “Mermer Mekik” oyununda; oyuncular daire biçiminde ve birbirlerinin bacaklarını kucaklarına alarak otururlar (Kaynak Kişi: İsa OĞUZ). Baştaki oyuncu elindeki sopayla hafif bir şekilde kucağındaki oyuncunun bacağına “mermer mekik” diyerek üç kez vurur. Diğer oyuncular da bu hareketi tekrarlarlar. En sondaki oyuncu yanındaki acemi oyuncuya “Kapardına kapardına, tahta koydum, tahta koydum” diyerek çok kuvvetli üç kez vurur. Oyun baştan yinelenir. Kendisine sıra gelince “Kırk kaz kırk yumurta, al akçaya, gir bohçaya” diyerek dört kez; oyun yeniden kendine dönünce “Umurganın gollarını, zor zoruna, sok k…na” diyerek beş kez kuvvetli olarak vurur. Oyun acemi oyuncunun acıdan bağırmasına dek sürdürülür.

Köyde kış aylarında “Ölü” oyunu oynanır (Kaynak: Hüseyin YEŞİLDAL). Yörük oyuncular oda içinde otururlar. Bir tanesinin cenazesi olduğu için odanın köşesinde oturmuş başı öne eğik ağlamaktadır. Seçilen acemi oyuncunun elleri- kolları urganlarla sıkı sıkıya bağlanır. Üzerine beyaz çarşaf örtülür. Yere yatırılır. Fakir oyuncu başında kavuk biçiminde sarılmış poşusuyla içeri girer.

Fakir — Selâmünaleyküm ağalar.

Yörükler — Aleykümselâm hocam. (Fakiri hoca zannederler) Hocam seni Allah gönderdi. Bir cenazemiz var. Yardımcı ol da şu mevtayı kaldırıverelim.

Fakir — Ağalar ne diyorsunuz siz? Sandığınız gibi değil. Ben hoca filan değilim. Ölü kaldırmadan da hiç anlamam.

Yörükler — Sen hocalığı kabul etmezsin ha!

Hep birlikte ayağa kalkarak fakiri turayla döverler.

Fakir — Peki, peki. Oldu, oldu. Şu mevtayı önce bir yıkayalım.

Daha önceden hazırlanmış bir kova suyu, ölü rolü oynayan acemi oyuncunun üzerine döker.) şimdi de sıraya girin bakalım mevtanın namazını da kılıverelim.

Ellerini kaldırarak) duaya başlar:

“Kaldırın ölünüzü,

Döğerim hepinizi.

Bi hürmetül Fatiha.”

Yörükler ölüyü bir masanın üzerine yerleştirerek odanın bir köşesine götürürler. Fakir yine ellerini kaldırarak duaya başlar:

“Yaylaya çıktın yedin eriği,

Sehile indin yedin koruğu,

Sana ne oldu da öldün Allah’ın yörüğü.”

Köyde oynanan “Deveci” oyununda; ölüp dirilme ve kız kaçırma motifi birlikte işlenmektedir. Bu oyunda; kızları elde etmek, kaçırmak için iki güç arasındaki çatışma sonunda birinden biri ölür veya bayılır, kızlar bulunup getirilince tekrar dirilir ya da ayılır.

Efe; yönetici, Arap; Efenin yardımcısı ve asayiş sorumlusu durumundadır. Mahallî oyun havaları çalgıcılar tarafından çalınmaya başlayınca kızlar oynamaya başlar. Kadı iskemlede otururken seyirciler iskemlesini çekerek sık sık düşürürler. Kadı onları kovalarken Arap elindeki meşin palaska ile seyircilere vurur. Bazı seyirciler oyuncu kızları kaçırmaya çalışırken, Arap, onları da palaska ile döver.

Oyun tekrarlanan hareketlerle sürerken deve, deveci tarafından gezdirilir. Deve bazı seyircilerin şapkalarını ağzına alır. Bazılarını ısırır ve gülünç hareketlerle seyircileri eğlendirir. Zaman biraz ilerleyince halktan para toplanır. Bu arada deveyi kızdırmak için seyirciler kol hareketleri yaparak “Hi to to to” sesleri çıkarırlar sinirlenen deve, seyircileri ve sahibini ısırır, tekme atar. Deveci devenin koynuna sopayla vurunca deve yere düşerek bayılır. Deveci devesini öldü sanarak ağlamaya başlar.

“Devem öldü kesildi dizlerimin dermanı,

Gayri neyle çekeceğim sap ile harmanı,

Evde çocuklarımda vermez yorganı,

Aman devem sana n’oldu?

Derin dertle mi doldu?

Böyle olacağım da koymamışım hesaba,

Etini verelim bari üç beş kasaba,

Devecinin adı (Habip),

Derdine derman bulamadı tabip.

Devem öldü de çağırırım, kulağı duymaz,

Yularından tuttum da, tasıma (peşime) uymaz,

Artık çocuklarım da beni, evime koymaz,

Aman deve, deli deve, sensiz nasıl gedim?

Köyümüzün önü dere ardı kaya,

Sana n’oldu da öldün, sarı maya,

Samanı dikeni yedi aylak aylak,

Yaşını sorarsanız yüzon yaşında bir daylak.”

Devecinin ağıtı biterken deve titrek hareketlerle doğrulur. Seyirciler alkışlar. Oyun devam eder.

Bir başka kaynağa göre; deve müzik eşliğinde meydanı dönerek halkı eğlendirmeye çalışır, ağzını açarak seyircilerden para toplar, sahibini ısırır, kafa vurur, tekme atar. Bu arada deveci elindeki sopayla deveyi dövmeye başlar.

“Kime karşı bu hareketin,

İt oğlu it doğru ol bakayım.”

Dayağı yiyen deve titreyerek yere çöker ve ölü numarası yapar. Deveci bu kez feryada başlar:

“Gel oğlum gel,

Üçe bir buçuk kilometre kaldı.

Eyvah eyvâh,

Ocağıma su döküldü,

Daha evlenmedim.

Daha ölmemiş bu deve,

Ölmemiş ama gebermiş.

Kublesi nere bunun?

Ağzı bey kamış,

Atsın atsın avlasın,

Günü karşı mavlasın,

Daha beterine uğrasın.

Yatarak kalkarak,

Bunun dini imanı mıtırak.

Lillallahi fatiha” (Kaynak Kişi: Mehmet EROĞLU)

Köyde kış günlerinde oynanan “Abdal” oyununda; oyuncuya fistan don giydirilir ve boynuna abdal olduğunu belirten bir ferman asılır (Kaynak Kişi: Osman Zeki YAŞAR). Abdal elinde değnek tutar. Omuzunda dağarcık asılıdır. Oyuncu köyde dolaşarak çeşitli oyunlar sergiler. Elindeki değnekle kapıları döver. Önüne gelen tavukları yakalayarak dağarcığına sokar.

Köyde oynanan “Arap” oyunu inanç kaynaklı olup, eğlenmek amacıyla oynanmaktadır. Ateş her ne kadar eğlence veya çevreyi aydınlatmak için yakılsa da temelde inanç öğesi özelliği taşımaktadır.

Köyde oynanan “Sığır Gütme” oyununda; çobanların hayatlarından bir bölümü veya çobanlarla ilgili konular eğlenmek amacıyla işlenmektedir. Ayrıca bu oyunda iğne batırılması gibi şakalarda yer almaktadır.

Köyde “Kız İsteme” oyunu oynanmaktadır. Yapılan araştırmalarda Türkiye’nin pek çok bölgesinde aynı konunun (kız isteme), farklı şekillerde işlendiği görülmüştür.

Köyde “Halı Dokuya Dokuya” isimli türkü söylenmektedir:

“Orta Asya’dan çıktık yola,

Halı dokuya dokuya.

Ayrıldık on sekiz kola,

Halı dokuya dokuya.

Koyundan kırktık getirdik,

Obada kirman eğirdik,

Ot kökünden ip batırdık,

Halı dokuya dokuya.

Bacaya al bez asılır,

Sındıyla duman kesilir,

Bulgur şahını esilir,

Halı dokuya dokuya.

Şafak atar uyanırız,

Al kuşağı dolanırız,

Kara şalvar giyiniriz,

Halı dokuya dokuya.

Ocağımız tüter gider,

Çehizimiz yeter gider,

Ömrümüz de biter gider,

Halı dokuya dokuya.

Desenimiz özümüzdür,

Nur akıtan gözümüzdür,

Halıdaki izimizdir,

Halı dokuya dokuya.

Muradımızdır alımız,

Kızıllar Köyü belimiz,

Kirkit vuruyor elimiz,

Halı dokuya dokuya.”

Köyde söylenen “Deveciler” türküsü; Hüseynî makamında, 8’li hece vezninde dörtlükler hâlindedir (Kaynak Kişi: Havva ERYİĞİT).

“Deveciler gatar gatar,

Zincirleri suya batar,

Yavaş gelin alıcılar

Mezarlıkda anam duyar.

Deve deveye dizildi

Dizimin bağı çözüldü

Aklım kesti verecekler

Gözlerime gam süzüldü

Babam da çifte gitti mi?

Heybede ekmek bitti mi?

Analık keyfin yetti mi?

Vermeyin beni deveciye

Ah mı derim vah mı derim?

Dağlarda koyun güderim.

Yakma elime kınayı

Ben kınasız giderim.

Keklik gelir seke seke,

Ayağında gümüş küpe,

Ben anamdan ayrılmazdım,

Ayırdılar çeke çeke.

Deve deveyi yider mi?

Deve de sapa gider mi?

Bin tasa bir borç öder mi?

Vermeyin beni deveciye.”

Köyde söylenen “Mehmet Oğlanı Bir Gayadan Attılar” türküsü; Çargâh makamında genellikle 11-12’li hece vezninde ve beyitler şeklindedir (Kaynak Kişi: Hacer Oğuz ŞAHİNTÜRK).

“Mehmet oğlanı bir gayadan attılar

Gır atını binbeşyüze sattılar

Mehmed’im Mehmed’im de aslan Mehmed’im

Tren de yollarına da yaslan Mehmed’im (Nakarat)

Aşağıdan geliyor köyün sucusu,

Ağlamış galmış da Dudu Bacısı

-Nakarat-

Aşağıdan geliyor bağışçının bohçası

Kimlere galmış ağüzümlü bahçası

-Nakarat-

Gır atımda beş on gündür yemez oldu yemini,

Acısından basdı da gırdı gemini

-Nakarat-

Çıktım baktım yayla yolu tozar mı?

Gabirciler gabirinin gazar mı?

Anan buban divan olmuş gezer mi?

-Nakarat-”

Köyde söylenen “İnce Çayır Biçilir mi?” türküsü; Hicâz makamında, 8’li ve 13’lü hece vezniyle ve dörtlükler şeklinde kaleme alınmıştır (Kaynak Kişi: Havva ERYİĞİT).

“İnce çayır biçilir mi?

Sular ayaz içilir mi?

Bana yardan vazgeç derler,

Yar datl’olur geçilir mi?

Ah aman aman da ben dayanamam,

Küçüccüksün nazlı yârim ben güvenemem,

Alıverin tabancamı atacağım ben,

Senin için mahpuslarda yatacağım ben (Nakarat)

İnce çayır gelep gelep

Yıkılaydın gahbe felek

Yazı beninen geçirdin,

Gışın ayırdın mı felek

-Nakarat-

Aziziye Aziziye,

Günler doğmuş şu yazıya

Canlarım da gurban olsun

Peşindeki bir guzuya

-Nakarat-

Elinizden elinizden

Gurtulaydım dilinizden,

Yeşil başlı ördek olsam,

Sular içmem gölünüzden.

-Nakarat-”

Köyde söylenen “Bizim Ayna Daş Ayna” türküsü; Uşşak makamında, 7-12’li hece vezninde ana sözler dörtlük ve nakarat beyit şeklindedir (Kaynak Kişi: Havva ERYİĞİT).

“Bizim ayna daş ayna aman amman.

Aman üstünde beş daş oyna.

Haydi üstünde beş daş oyna.

Bizim yoldan geçerken aman amman.

Aman al odayı boş goyma,

Haydi al odayı boş goyma

Adalar adalar adalara gel,

Adalar galabalık odalara gel. (Nakarat)

İnce çayır üstüne aman amman

Aman uyur uyanamazsın.

Haydi uyur uyanamazsın.

Verme beni ellere aman amman.

Aman görür dayanamazsın.

Haydi görür dayanamazsın.

-Nakarat-

İnce duvarın üstü aman amman.

Aman mendilim suya düştü.

Haydi o yârim bana küstü.

İsterse küssün yârim aman amman.

Aman dolanır akşam üstü.

Haydi dolanır akşam üstü.

-Nakarat-”

Köyde söylenen “Doğm’evinin Şişeleri” türküsü; Uşşak makamında 11’li hece vezni ve beyit şeklindedir (Kaynak Kişi: Hacer Oğuz ŞAHİNTÜRK).

“Doğm’evinin şişeleri parlıyor,

Anam babam baş ucunda ağlıyor.

Aman Allah al başımdan künyamı

Genç yaşımda zindan ettin dünyamı. (Nakarat)

Karyoladan sarktı siyah saçlarım

Gelin anam döküldü mü dişlerim?

-Nakarat-

Doğm’evinin şişeleri boyalı

Üçgün oldu ben dünyama doyalı

-Nakarat-

Aman Allah ben dünyama doymadım,

Doya doya muradımı almadım.

-Nakarat-”

Köyde söylenen “Âlime” türküsü; Eviç makamında 11-8’li hece vezninde ana sözler beyit, nakarat dörtlük şeklindedir (Kaynak Kişi: Hacer OĞUZ ŞAHİNTÜRK).

“Âlime’nin suda buldum izini,

Edalım sürmelim izini.

Galdırdım yaşmağı öptüm yüzünü.

Ah aman amman Âlime,

Bak şu da benim halime,

Efelerin gelsin yanına,

Vallaha gıyarım canına. (Nakarat)

Yallah de de cavır dölü yallah de,

Ölüyorum nazlı yarim Allah de

Âlime’nin incecik ali var,

Ah aman amman ali var,

Şeker çalmış al yanağında bali var.

-Nakarat-

Yallah de de cavır dölü yallah de,

Ölüyorum nazlı yarim Allah de

Oduncular dağdan odun indirir,

Edalım sürmelim indirir,

Gözüm yaşı değirmeni döndürür.

-Nakarat-

Heleli de cavır dölü heleli,

Oğlan çezsin gız bağlasın yaremi.”

Gürlük (Gürlevik) Pınarı; köyün güneybatısında tabiî güzelliği ve suyu ile meşhur önemli bir mesire yeridir. 1990 yılında Alman Jeolog F. J. KRİEG tarafından kaynak suyunun geldiği yerde mağara araştırması yapılmıştır. Aynı yerde Çekoslovak ve Hollandalı ekiplerce de bazı araştırmalar yapılmıştır.

Mesire yerinin hava akımının çok serin ve oksijen yönünden çok zengin olması nedeniyle tansiyon hastalıklarında tedavi edici özelliği olabileceği görüşü üzerinde ittifak edilmiştir. Teraslama ve düzenlemelerle çadır turizmi ve kampinge uygun hâle getirilen sosyal tesisi bulunmaktadır. Mesire yerini 100 m aşağısında kaynak suyunun yatağında oluşan Gürlük Şelalesi, yöreye ayrı bir güzellik vermektedir.

Bir reklâm filminde kullandığı mekânı unutmayan ünlü Yönetmen Abdullah OĞUZ, 10 yıl sonra “Mutluluk” adlı filmini köyde çekmiştir.

BİBLİYOGRAFYA:

387 Numaralı Muhâsebe-i Vilâyet-i Karaman ve Rûm Defteri (H. 937/ M. 1530), Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı Arşiv Daire Başkanlığı Yayınları (Dizin ve Tıpkıbasım), Ankara 1996, s. 1-52; Sevda Gürbüz, 296 Numaralı Karaman Şer’iye Sicili Çerçevesinde 1829-1832 Yılları Arasında Karaman’da Sosyal, İdarî ve Hukukî Hayat, Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Konya 2009, s. 103, 245, 269, 272, 273, 294, 295, 440, 441; Fatma Keser, Konya Vilâyet Gazetesi’ne Göre II. Meşrutiyet Başlarında Konya Sancağı, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Konya 2008, s. 373; Mehmet Çoraman, 280 No’lu Karaman Şeriye Sicili, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Afyonkarahisar 2011, s. 33, 96; Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri-Boy Teşkilatı-Destanları, Ankara 1967, s. 60; Hatem Aka, H. 1186-1190 (M. 1772-1776) Tarihli 290 Numaralı Karaman Şer’iye Sicil Defterinin İncelenmesi, Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Konya 1994, s. 78, 81, 85, 89, 92, 94; Son Teşkilat-ı Mülkiye’de Köylerimizin Adları, Dahiliye Vekaleti, İstanbul 1928, s. 854; İbrahim Hakkı Konyalı, Âbideleriyle ve Kitâbeleriyle Karaman Tarihi, Ermenek ve Mut Âbideleri, İstanbul 1967, s. 660-662; Osman Gümüşçü, XVI. Larende (Karaman) Kazasında Yerleşme ve Nüfus, Ankara 2001, s. 35, 111; Doğan Koçer, Karaman Temettü’ât Defterleri, Karaman 2007, c. I, s. 55-58, 231, 237; c. II, s. 233-266; Ali Güler, Karamanlı Sarı Paşa, Ankara 2008, s. 55-57; Mehmet Kurt, Karaman (Laranda) Çevresindeki Kaya Yerleşimleri, Konya 2012, s. 69, 71; İsmail Yıldırım, Kızıllar Kültürü, Ankara 2017, s. 8-64; Tahsin Tapur, Karaman Şehir Coğrafyası, Konya 2009, s. 20, 26, 34, 53, 131, 133, 165; Şeyda Taşdemir, 1831 Tarihli Lârende (Karaman) Nüfus Defteri’nin Değerlendirilmesi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Konya 2019, s. 14; Nurettin Özkan, Karaman Taşkale’de Geleneksel Mimari, Karaman Tarihi ve Kültürü, İstanbul 2005, c. 5, s. 313, 315, 323, 328, 337, 339, 340-344; ; Sapancalı Muallim H. Hüseyin Bey, Karaman Ahval-i İçtimâiyye Coğrafiyye ve Tarihiyyesi (1338 R./ 1341 H.), Yayınlayan: İbrahim Güler, Ankara 1993, s. 34, 35, 71, 87; Nazmi SELCEN, Türkiye’nin Sıhhi-i İçtimai Coğrafyası Konya Vilâyeti, Yayına Hazırlayan: Mehmet Karayaman, Konya 2009, s. 80; Ahmet Cengiz, Karaman Tarihi (XVIII. Yüzyıl), Konya 2014, s. 123, 128, 174, 233, 303; Cengiz Topal, Karaman Kültür Envanteri, Karaman 2007, s. 71, 95, 97, 101, 108, 109, 115, 116, 117, 175, 229; Mehmet Kurt, Antik Çağda Karaman (Laranda) ve Yakın Çevresi (Tarihî Coğrafya-Yerleşimler-Kalıntılar-Buluntular), Konya 2011,  s. 26, 27, 121, 122; Ahmet Ünal, Hititler Devrinde Anadolu, İstanbul 2002; s. 196; Abdullah Uysal, Necati Alodalı, Musa Demirci, Dünü, Bugünüyle Karaman Kültür-Tarih-Coğrafya, Konya 1992, s. 182, 671, 672; Ahmet Talat Duru, Karaman’ın Yakın Tarihteki Kültürü ve Gelenekleri, Konya 1999, s. 37; Mehmet Kurt, Eskiçağda Karaman, Ankara 2007, s. 97; Mevlüt Özhan, Türkiye’deki Dramatik Köy Seyirlik Oyunları Üzerine Bir Atlas Denemesi, V. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi- Halk Müziği Oyun Tiyatro Eğlence Seksiyon Bildirileri, Ankara 1997, s. 296, 297, 299, 300; Mehmet Vehbi Uysal, Folklor, Türk Dili ve Yunus Emre Kültür ve Sanat Dergisi, Sy. 3, Yıl 1984, s.  64-78; Abdullah Uysal, Geçmişten Günümüze Karaman Tarih, Coğrafya, Ekonomi, Kültür ve İlkler, Konya 1995, s. 131-132; Özlem Varışlı Atçeken, Karaman’da Oynanan Köy Seyirlik Oyunları ve Türküleri, Necmettin Erbakan Üniversitesi, Eğitim Bilimleri Enstitüsü (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Konya 2015, s. 45- 47, 70, 95, 96, 106- 108, 110- 122, 175, 176, 207, 215- 222, 225- 226; Durmuş Ali Gülcan, Karaman Mahalle, Kasaba ve Köyleri Tarihçesi, Karaman 1989, s. 308-321;  Musa Şaşmaz, Türkiye’nin İdari Taksimatı (1920-2013), Ankara 2014, c. VIII, 322; c. X, s. 178; Cengiz Topal, Karaman Kültür Envanteri, Karaman 2007, s. 97; Karaman Şehit Aileleri Derneği, Karaman Şehitleri Albümü, Karaman 2006, s. 26; http://www.dsi.gov.tr erişim tarihi: 27.08.2016; http://bucivar.com/karaman/merkez/taskale erişim tarihi: 27.08.2016; sonuc.ysk.gov.tr/module/ssps.jsf erişim tarihi: 07.02.2016; biruni.tuik.gov.tr/medas/?kn=95&locale=tr erişim tarihi: 05.02.2016; karaman.gov.tr/il-mahalli-idareler-mudurlugu erişim tarihi: 19.02.2016; http://www.gokaraman.gov.tr/index.php?lang=tr&Itemid=375erişim tarihi: 28.11.2016.

Uğur ERKÂN.