Madenşehri (Madanşar)

Karaman merkeze bağlı köy.

37° 26′ 22,9992” kuzey ve 33° 9′ 51,5844” doğu koordinatlarında yer alan köy, Eğilmez, Karacaören, Çoğlu, Dinek, Kılbasan ve Üçkuyu (Değle) köyleriyle komşudur.

Köy; doğudan Kızıldağ Tepesi (2.652 m), batıdan Göz/ Maden Dağı (1.502 m) ve kuzey yönünden ovaya doğru Çet Dağı (1.549 m) tarafından muhasara edilmiş olan çöküntüde bulunmaktadır.

Köyün bulunduğu yerin rakımı (deniz seviyesinden yüksekliği) 1.237 m’dir.

Karaman’ın kuzeybatısında yer alan köy 29,1 km uzaklıktadır.

Köye 8 km’den az 2 köy bulunmaktadır. Üçkuyu (Değle) 4,8 km ve Karacaören 7,03 km’dir.

Köy, sönmüş bir volkan olan Karadağ’ın üzerinde gelişmiştir. Dağın genellikle andezit, dasit ve bazaltlardan meydana gelmiş olması ve koyu renginden dolayı Karadağ olarak adlandırılmıştır. Karadağ, irili ufaklı 14 tepe ile bu tepeler arasında teşekkül etmiş yer yer az veya çok derin vadilerden müteşekkildir.

Dağın tamamı lavlardan meydana gelmemiştir. Zaman zaman meydana gelen volkan külü, lapilli ve tüf gibi piroklâstiklerin püskürmesi sonucu Karadağ’da, tabakalar halinde bulunan ve kolay aşınan gevşek litolojilerde bulunmaktadır. Lapilli kül ve tüfler genellikle alçak yerleri doldurmuşlar ve lavların eğimine eğimlerine uygun olarak merkezden çevreye doğru radyal bir tabakalanma meydana getirmişlerdir. Köy civarındaki lapilli ve kül tabakalarının kalınlığı 150 m’yi bulmaktadır.

Köyün geçmişi çok eskiye dayanmaktadır. İkonion’dan (Konya) güneydoğuya uzanan tarihî yol Barata, Çoğlu, Akçaşehir, Kale ve Ambar üzerinden devam etmektedir.

Barata; Madenşehir’deki yerleşim bölgesinin adıdır. Hitit hiyeroglif anıtlarında Barmeta, klâsik çağda Bareta, antik kaynaklarda Baratha/ Barata/ Barattha/ Bareta/ Beret(t)e şeklinde değişik telaffuzlarına rastlanmaktadır. Konya’dan Ereğli, Karapınar ve Silifke bağlantısında stratejik bir konum olan Barata, Lykaonia Birliği adına sikke basmış şehirlerden birisidir. Bu ismin sıklıkla değişime uğramış olduğu özellikle sikkelerinden açıkça seçilmektedir.

Köy; Hellenistik dönemden Ortaçağ Bizans dönemine kadar varlığını sürdürmüş bir şehir üzerine kurulmuştur. Kalıntılar çok geniş sahaya yayılmış olup, köy bu harabelerin içerisinde kalmıştır.

İlk dönemlerde Hristiyanlık dininin yasak olması nedeniyle köy, gizlenmeye müsait olduğundan önemli ama saklı bir dinî yerleşim merkezi konumundadır.

Binbirkilise (The Thousand and One Churches) harabeleri; Madenşehir, Yukarı Ören ve Değle Ören’inden müteşekkildir. “Binbir” sıfatı, kiliselerin sayısını değil, kiliselerin çokluğunu ifade etmektedir. Bu ismin fikir sahibi İngiliz Sir William Mitchell RAMSAY (1851-1939) ve Gertrude Margaret Lowthian BELL’dir (1868-1926).  RAMSAY ve BELL 1909 yılında yayınladıkları kapsamlı eserde geçen bu isim Batı dünyasında da benimsenmiş ve literatüre de bu şekliyle geçmiştir.

RAMSAY ve BELL Madenşehri için “Aşağı şehir” Değle için ise “Yukarı şehir” tanımlamasını kullanmıştır. Osmanlı dönemi kayıtlarında Madenşehir Köyü, “İne/ Aşağı Devle” adını taşımaktadır.

Köyün güneyindeki kalıntılar taamıyla Geç Roma ve Bizans dönemine ait iken yukarı şehir (Yukarı Devle) Hellenistik öncesi bulgular vermiştir. Madenşehri, Müslüman Araplar’ın akınları nedeniyle VII. yüzyılın sonlarına doğru terk edilmiş, halkı da bu günkü Üçkuyu Köyü’nün (Değle) bulunduğu yere yerleşmişlerdir.

Köydeki Hristiyan yerleşmesi, Genç Roma Çağı’nın normal akışıyla V. ve VI. yüzyıllarda eserler vermiş, fakat VII. yüzyıldan itibaren IX. yüzyıl ortalarına kadar hayat durmuş, buradaki binalar yıkılmış (akın, deprem vb.) ve ancak Değle’de kasaba yaşamaya devam etmiş, oradaki binalar yapılmıştır. IX. yüzyılın ortalarından sonra da artık tehlike sona erdiğinden köy yeniden canlanmıştır.

Eski Lârende’nin Devle Köyü (Binbirkilise) çok kalabalık idi. Burada Ahmedler, Kamereddin ve İydalı adlı üç mahalle vardı. 255 nüfuslu köyde; 79 muhtelif vergilerle mükellef gebr (gayrimüslim) reaya bulunuyordu. Bu gayrimüslimlerin çoğunluğu Türk ve Müslüman adlarını taşıyorlardı (Arslan, Şehriban, Murat, Bayram, Satıcı, Türk, Hızır, Satı, Düvenci, Aldaş, Turan, Âyinedar, Hazar, İmran, Timur, Yağmur, Kaplan, Durmuş, Bucak, Turgut, İshak, Karagöz vb.).

Madenşehri; XVI. yüzyıl Lârende (Karaman) Kazası karyelerinden (köy) H. 906/ M. 1500 Mufassal Tahrir Defteri s. 983’de “Mazanşehri”; H. 948/ M. 1541 Mufassal Tahrir Defteri s. 182’de “Mazanşehir” ve H.992/ M. 1584 Mufassal Tahrir Defteri s. 198 b’de “Mazanşehri” olarak geçmektedir.

Bu yüzyılda Mazanşehir nâhiye merkezidir. Kılbasan da, buraya bağlı bir karye durumundadır.

XVI. asrın sonlarına doğru Tımar Ruznamçe Defteri’ne göre Karye-i Mazanşehri; Karaman eyâleti, Konya sancağının, Lârende nâhiyesine tâbi’ idi.

H. 5 Rebi‘u’l-evvel sene 984/ M. 2 Haziran 1576 tarihinde Karye-i Mazanşehri’nin hâsılı 10.312 akçe olup, 5.156 akçe hisse tımarı Mahmûd-oğulları Velî ve Aydın’ın elindedir (RD., nr. 48, s. 24/1).

H. 20 Ramazân 984/ M. 11 Aralık 1576 tarihinde Karye-i Mazanşehri’nin hâsılı 10.312 akçe ve 5.156 akçe tımar hissesi Şâhvirdi’nin elindedir (RD., nr. 48, s. 90/1).

H. 20 mâh-ı Zilka‘de 984/ M. 8 Şubat 1577 tarihinde Karye-i Mazanşehri’nin hâsılı 10.312 akçe olup, 5.156 akçe hisse tımarı Yusuf’un elindedir (RD., nr. 48, s. 115/1).

Lârende kazâsına tabi Mazanşehri adlı köyün iltizâmını elinde bulunduran Vezir-i A’zâm Voyvodası Fazlullah Bey, H. Evâ’il-i Şa’bân 1015/ M. 1606 Aralık başlarında vekili Muslı Çavuş aracılığıyla, köyün iltizâmının 800 keyl buğday mahsûlâtını ber vech-i maktu’ Hasan Beşe bin Abdullâh ve İshâk Beşe bin Sinan’a iltizâm olarak verip, 800 keyl buğdayın 590 keylini vekili aracılıyla teslim almıştır (KŞS., nr. 293, s. 53/19).

Köyün adı halk arasında “Madanşar” olarak bilinmektedir.  Köyde hiçbir maden izine rastlanmadığı gibi adını aydınlatacak herhangi bir kayda da rastlanmamaktadır. “Şar” kelimesi ise kasaba (belde) anlamına gelmektedir.

İbrahim Hakkı KONYALI (R. 1311/ M. 1896-1984), bâzı Selçuk paralarının “Maden şehri” adında bir yerde basıldığını, fakat yerini tespit edemediğini ifade etmektedir.

İlk Türk nümizmatlarından olan İsmâ’îl Gâlip Bey (R. 1264/ M. 1848- R. 1311/M. 1895), Takvim-i Meskûkât-ı Selçûkiyyesi’nde para kesilen yerleri sayarken, “(Maden şehr) nefs-i Karaman kazası dâhilinde bir kasabadır. İsminden de anlaşıldığı üzere civarında kadimden gümüş mâdenleri ihraç olunurdu” demektedir.

Lârende’de Osmanoğulları’ndan H. 992/ M. 1516’da I. Selim (Yavuz) Hân ve H. 926/ M. 1519’da ise I. Süleymân (Kanunî) Hân adlarına gümüş (Osmanlı akçesi) basılmıştır.

Köylülerin darphane dedikleri yapının bir Roma lâhdi olduğuna dikkat çeken KONYALI, “Eğer burası olsaydı. Köy meskûn bir hâlde bize kadar geldiğine göre Karamanoğulları devrinde de olması lâzımdı.” demektedir.

Maden Tetkik Arama Enstitüsü’nün (MTA)  Madenşehri ve civarında mâden aramak için bir İtalyan mütehassısı gönderdiğini kaydeden KONYALI, “Biz buraları gezerken o da incelemesine devam ediyordu. Bakalım buralarda para kesecek altın, gümüş mâdenleri bulabilecekler mi? Hiç sanmıyorum.” şeklinde kanaatini ortaya koymaktadır.

İngiliz Arkeoloji Enstitüsü Sekreteri William John HAMİLTON (1805–1867), köyün adının menşeinin buradaki taşların adeta maden gibi kullanılmasında, yani taş ocağından çıkarılır gibi toplanmasında aramıştır. Burada normal taş özelliği taşımayan kırmızı ve gri taşlar bulunmaktadır. Göz Dağı’ndaki iki çukur halk arasında “maden” diye adlandırılır ve bu yüzden tepenin adı Maden Dağı olmuştur.

Ayrıca, geçen yüzyıllarda Madenşehir harabelerinin muntazam yontulmuş taşları yerlerinden sökülerek civardaki köy, kasaba ve şehirlere götürülerek yapılarda kullanılmıştır. Karaman belediye binası inşasında kullanılan taşların buradan tedarik edildiği kaydedilmektedir.

Öte yandan Barata ismiyle Madenşehir adı birlikte düşünülerek bir takım sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Grekçe Barathon’un Anadolulu şekli olup, Barata’nın II. yüzyılda “Varata” olarak telaffuz edildiği ve bununda “kanyon, derin çukur” anlamında kullanılmış olabileceği ileri sürülmüştür.

Diğer iddialar ise “demirden aletle kazanılmış yer” anlamına gelen Sideropalos’tan, Farsça kısrak demek olan “mâdiyân”dan ve Arapça “büyük şehir” anlamında “mâdiyân”dan (Medine’nin çoğulu) ileri geldiği şeklindedir.

H. 29 Rabiulahir 1177/ M. 6 Kasım 1763 yılı 288 numaralı Karaman Kadı Sicili’nin 89/2 sayfasında; Konya Sancağı, Karaman Kazası’na bağlı Madenşehri ile birlikte 29 karye bulunmaktadır.

Madenşehri; H. 1256/ M. 1840 yılı Temettü’ât defterinde Karadağ; “Ilgın Hâss-ı Tîmârî dâhilinde bulunduğu” şeklinde ifade edilmektedir.

Karyedeki hâne reisleri ve meslekleri; Uzun boylu kır sakallı Memiş (çiftçi), Uzun boylu kır sakallı İsmâ’îl (çiftçi), Kısa boylu kara sakallı Mehmed (rençber), Orta boylu kara sakallı Mustafâ (çiftçi), Uzun boylu kır sakallı Velî (çiftçi), Orta boylu kumral sakallı Hâcı Alî ((rençber)), Uzun boylu kumral sakallı Battâl (rençber), Kısa boylu köse sakallı Abdülhalîm (çiftçi), Abdülhalîm’in üvey oğlu orta boylu ter bıyıklı Mehmed (rençber) (çiftçi), Orta boylu kır sakallı Mustafâ (çiftçi), Orta boylu kır sakallı Alî (çiftçi) ve Uzun boylu kırca sakallı Süleymân Hoca’dır (rençber).

Hâne sayısı 26 olan karyede; 14 adet bargir (beygir), 6 adet boz deve, 2 adet tülü deve, 65 adet ganem (koyun), 44 adet inek, 276 adet keçi, 19 adet merkep, 30 adet öküz, 18 adet tana, 1 dönüm bağ, 270 dönüm ednâ tarla, 140 dönüm hâlî (boş) tarla, 130 dönüm mezru (ekilir) tarla tespit edilmiştir.

Emlâk kıymeti 1.240 kuruş, hayvân kıymeti 15.758 kuruş, temettü’âtı 3.210 kuruş, yekûnu 20.208 kuruş, hâne başı ortalama gelir 777 kuruş ve tekâlifi 1.310 kuruş olarak kaydedilmiştir (BOA., ML., VRD., TMT., nr. 10442, s. 247-248).

1826 yılında Konya üzerinden seyahat eden ve Binbirkilise harabelerini yakından görme imkânı bulan ilk seyyâh olan Leon de LABORDE (1807-1869), Karadağ’ı kutsal bir dağa benzetmiş ve aynı zamanda eskiçağlarda askerî öneme sahip bir istasyon olarak düşünmüştür. İlk defa Madenşehri’ne uğrayan seyyâh, 1826 yılında çizdiği 3 gravürü 1837 yılında yayınlamıştır.

Karaman ve köylerini araştıran ve bunu kitabında yayınlayan Durmuş Ali GÜLCAN (R. 1319/ M. 1904, Karaman-1996, Karaman), XVIII. yüzyılın sonları ile XX. yüzyılın başlarında Karadağ’ın “tekin olamayan bir yer” özelliği kazandığından bahsetmektedir.

Nitekim Karaman bölgesinde her kim eşkıyalık işlere karışacak olsa veya herhangi bir nedenle kaçak duruma düşülse Karadağ’a sığınıyorlardı. Buraya gelenleri yakalamanın ise imkânı yoktu. Burada sistemli arama ve izleme yapmak mümkün değildi. Bir kısım kaçak, bu nedenle bu dağın çevresindeki küçük mezralar kurarak, buraları mesken tutmuşlardır.

1797 yılında İran’dan dönerken Karaman’a uğrayan Fransız seyyâh Guillaume Antoine OLİVİER (1756-1814), Karadağ’ı da ziyaret etmek istemiş; ancak “oralara insan yaklaştırmayan bir aşiretin korkusu” yüzünden kendisini buraya götürecek bir mahallî rehber bulamamıştır.

1800 yılında yöreye gelen İngiliz subay William Martin LEAKE (1777–1860), bu dağda çok sayıda antik kalıntı bulunduğunu işitmesine rağmen, dağın oldukça uzağından (İlisıra köyü üzerinden) geçerek Karaman’a ulaşmayı tercih etmişti.

Kezâ 1814’de yöreye gelip Karadağ’a çıkmak isteyen İngiliz seyyâh John Macdonald KİNNEİR (1782-1830) de, kendisine burada “kervanları vuran delibaşlar bulunduğu” söylendiği için dağa gidememiştir. KİNNEİR, Binbirkilise’yi Psibela (Süverek) şehri ile eşitlemiştir.

Zaman içinde dağa sadece, eşkıyadan, yol kesenden, çeteciden korkması için bir nedeni olmayan, en az onlar kadar silâhlı-külâhlı gücü bulunan Hotamış Türkmenleri’nden Boyunoğlu adıyla anılan kudretli bir ağa sahip çıkmıştır.

Hotamış Türkmen aşireti zaten devlet tarafından Konya-Karapınar yolunu “eşkıya”dan korumak üzere görevlendirilmiş güçlü bir aşirettir (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, C.ZB., 45/2236, R. 29 Cemaziyülâhir 1231/ M. 27 Mayıs 1816).

Boyunoğlu, Karadağ’ın kuzey yamaçlarındaki Madenşehri ve Değle (Üçkuyu) yöresini beğenip, obalarını bu civara yerleştirmiştir. Boyunoğlu dağın batı ve güney sırtlarını ise Sarıkeçili Yörükleri’ne otlak olarak kiralamışlardır.

323 Numaralı Karaman Şer’iyye Sicili’nde R. 19 Mart 1314/ M. 31 Mart 1898 tarihli kayıtta; Ma’denşehri Karyesi’nden Âyşe bint-i Mehmed ve Mehmed bin Mustafâ’nın isimleri geçmektedir (s. 18, sıra 25/5).

Konya Vilâyeti Sıhhiye Müdürü Dr. Nazmi Azmi Bey (SELCEN soyadını almıştır, R. 1303/ M. 1887, Arapgir, Malatya-1945, İstanbul) R. 1338/ M. 1922 yılında tarafından kaleme alınan “Türkiye’nin Sıhhi-i İçtimai Coğrafyası, Konya Vilâyeti” adlı eserde; Madenşehri, Konya Vilâyeti, Karaman Kazası, Merkez Nahiyesine bağlı 32 köy arasında ismi geçmektedir.

1928 yılında eski Türkçe alfabe ile yayınlanan “Son Teşkilat-ı Mülkiye’de Köylerimizin Adları” isimli kitapta Kılbasan; Konya Vilayeti, Karaman Kazası, Merkez Nahiyesi köyleri arasında zikredilmiş ve eski Türkçe harfler ile “معدن شهرى”, Lâtin harfleriyle “Maadén chehri” şeklinde ifade edilmiştir.

1938 yılının Temmuz ayında Madenşehri köyünün kapalı bulunan memba suyu köye getirilmiştir (“Kazalarımızda”, Ekekon, nr. 534-264, 9 Temmuz 1938, s. 2).

21 Haziran 1989 tarihinde kabul edilen 3578 sayılı 4 il ve 5 ilçe Kurulması Hakkında Kanun gereğince Karaman İli, Merkez İlçe, Kılbasan Bucağı’na bağlanmıştır (21 Haziran 1989 tarihli ve 20202 sayılı Resmî Gazete).

Madenşehir Köyü, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) kayıtlarında; 1965 yılında “Madenşehir” ve 1985’de ise “Mağdenşehir” olarak geçmiştir.

Osmanlı Padişahlarından III. Murat Hân (H. 29 Ramazan 981/ M. 22 Aralık 1574- H. 5 Cemazeyilevvel 1003/ M. 16 Ocak 1595) Çağı’nda adı “İne/ Aşağı Devle” olan Madenşehri’nin muhtelif vergilerle mükellef 13 erkek nüfusu vardı. Köyün öşrü, Timurtaş’ın Kur’ân’dan cüz okutma vakıf geliri idi.

H. 1256/ M. 1844 yılı Temettü’at defterinde köyde; 12 hânede 35 erkek kayıtlıdır. Buna göre nüfusunun 60-70 olabileceği tahmin edilmektedir.

R. 1320/ M. 1904 yılı genel nüfus sayımında 957 kişi sayılmıştır.

Sapancalı Muallim Hüsnü Bey (R. 1309/ M. 1893, Sapancalı, Sakarya-1958, ?), R. 1338/ M. 1922 yılında kaleme aldığı “Karaman Ahval-i İçtimâiyye Coğrafiyye ve Tarihiyyesi” isimli kitabında, İbrala Nâhiyesi’ne bağlı Madenşehri Karyesi’nin nüfusunu 25 hâne ve 97 olarak kaydetmiştir.

R. 1341/ M. 1925 yılında yapılacak olan mebus (milletvekili) seçimi için hazırlanan genel nüfus defterine göre 137’dir.

Köyün nüfusu 1950’de 349 olarak sayılmıştır.

1965’de 549 olan nüfusu, 1970 yılı sayımında 531’e düşmüştür. 1975’de 546’a çıkmış, 1980’de 405’e düşmüştür. 1985 sayımında 483 olan nüfus 1990 nüfus sayımında 440’a ve 2000’de ise 349’a düşmüştür.

TÜİK tarafından 2007 yılında geçilen Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne (ADNKS) göre 307’dir.

2008’de 307, 2009’da 302, 2010’da 289, 2011’de 290, 2012’de 292, 2013’de 281, 2014’de 280, 2015’de 306, 2016’da 303, 2017’de 321, 2018’de 313 ve 2019’da 306 kişi olarak tespit edilmiştir.

Köyün ekonomisinin zayıflığı köylüleri yurt dışında çalışmaya zorlamıştır. 80 hâne olan köyde 100 hâne kadar da Hollanda’da çalışanlar vardır.

197 seçmeni olan Madenşehri Köyü’nde 1 Kasım 2015 günü yapılan 26. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri’nde 182 seçmen 1387 numaralı sandıkta oy kullanmıştır. 178 oy geçerli sayılırken, 4 oy geçersiz sayılmıştır. Madenşehirliler, 132 oyla en fazla AK Parti’yi tercih etmişlerdir. MHP 35 oy ve CHP 6 oy almıştır. HDP’ye ise 3 oy çıkmıştır.

Köyün muhtarı, Durmuş Ali DEMİR’dir (irtibat numarası: 0544 258 76 57).

Köyün azaları; Hasan Ali ERMİŞ, Mustafa KONDU, Mehmet GÖKÜŞ ve Eyüp USLU’dur.

Köyün eski muhtarları; Osman KONDU (2009-2014), Mehmet GÖKÜŞ (2004-2009), Zekeriya KONDU (1994-2004), Mehmet Ali DEMİR (1989-1994), Duran GÖKÜŞ (1987-1989), Murat TANRIVERDİ (1984-1987), Talat ÖZTÜRK (1977-1984), Ali KABAKYER (1973-1977), Cemal USLU (1971-1973), Veli KONDU (1970-1971), Halil TANRIVERDİ (1968-1970), Duran AYDOĞDU (1963), Duran TANRIVERDİ (1956-1959), Duran AYDOĞDU (1955-1956), Hanifi ATLAR (1954-1955), İsmail KONDU (1953), Duran TANRIVERDİ (1950-1953), M. Ali KONDU (1947) ve Osman KONDU’dur (1942).

Köy nüfusuna kayıtlı ailelerin soyadları; Kırlılar (Avcı), ? (Silifke’den gelmişler, Basmaz), Değnekçiler (Adana Dötyol’dan gelmişler, Buhur), Civcikler (Silifke’den gelmişler, Aydoğdu), Bakırlar (Süleymanhacı’dan gelmişler, Bakır), Sarıaliler (Bozkır’dan gelmişler, Demir), ? (Silifke’den gelmişler, Ermiş), Göküşler (Adana Dötyol’dan gelmişler, Göküş), Kabakçılar (Silifke’den gelmişler, Kabakyer), Kondular (Adana Dötyol’dan gelmişler, Kondu), Hacıhasanlar (İsmil’den gelmişler, Öztürk), Musakocalar (Adana Dötyol’dan gelmişler, Şahin), Köseler (Tanrıverdi), Kocamustafalar (Adana Dötyol’dan gelmişler, Uslu) ve Bekirler (Silifke’den gelmişler, Yatır) ve Deliosmanlar’dır (Yılmaz).

Köyün medâr-ı iftiharı Çanakkale şehidi; İbrâhim oğlu Osmân’dır (R. 1291/ M. 1875- R. 17 Haziran 1331/ M. 28 Haziran 1915). 17. Alaya mensup olan Osmân  Seddülbahir Muharebesi’nde şehadet şerbetini içmiştir.

İklim yapısı kışın soğuk ve yağışlı, yaz ayları ise kurak ve sıcaktır.

Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Nohut başta olmak üzere arpa, buğday, üzüm, elma, kiraz, Macar fiği, armut, ceviz, karpuz, kayısı ve badem yetiştiriciliği yapılmaktadır.

Köyde; 16,395 dekar alan nadasa bırakılmaktadır.

Köyde; 141 adet büyükbaş hayvan ile 1.883 adet koyun ve 2.279 adet keçi olmak üzere toplam 4.162 adet küçükbaş hayvan varlığı bulunmaktadır. 192 adet arı kovanı mevcuttur.

Köyün 476 hektarlık alanı 2014 yılında 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu kapsamında uygulama alanı ilân edilmiştir (06.02.2014 tarihli ve 28905 sayılı Resmî Gazete). Aynı zamanda Tarım Reformu Genel Müdürlüğü tarafından yeni yerleşim alanının yeri de plânlanmıştır.

Köyde bulunan Binbirkilise harabeleri 13 Kasım 1976 tarihinde, köyün bulunduğu Madenşehir Öreni ise 21 Kasım 1979 tarihinde sit alanı ilân edilmiştir. Bu nedenle köy sit alanı içerisinde inşaat ve tâmirat yapmak tamamen yasaklanmıştır. Köylüler için tarihle iç içe yaşamanın faturası ağır olmuştur.

Diğer köylerden farklı olarak köy yerleşim alanında; eski eser arsası  (8,672 da), eski eser (13,708 da), eski kilise harabesi (0,880 da), gayrimenkul eski eser yeri (228,020 da), harap su sarnıcı ve harimi (1,500 da), kilise harabesi ve yalak sarnıç (104,600 da), su sarnıcı ve harimi (7,920 da), yıkık darphane (0,908 da) ve yıkık kilise yerine (11,230 da) rastlanmaktadır.

Toplulaştırma çalışmaları kapsamında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü tarafından köyün, 2 km uzaklıktaki alana taşınması için imar plânı hazırlanmıştır.

Köyün yeni köy yerleşim alanında; 113 adet (bin m²) konut alanının yanı sıra okul, camii, köy konağı, kültürel tesis alanı, park, spor tesisi alanı, sağlık ocağı ve ticari tesis alanları bulunmaktadır. Devlet tarafından yaptırılacak evler, hak sahiplerine uygun şartlarda devredilecektir.

Köyün 13, 312 dekar orman varlığı bulunmaktadır.

Köyün mevkiileri; Belbaşı, Biciği, Gözdağı, Kartallık, Kızıldağ, Köyiçi ve Taştepe’dir.

KONYALI, köyün câmisinin 23 Haziran 1964 tarihinde ibadete açıldığını kaydetmektedir. Câminin mermer kitâbesinde ise ibadete açılış tarihi 1960 yılı olarak yazılmıştır.

Köyün ilkokulu 1966 yılında açılmıştır. İlkokul faal olup, köyün çocukları ortaokul için Kılbasan Köyü’nde bulunan Kılbasan 75. Yıl Ortaokulu’na taşınmaktadır.

Köyde kadınların ortalama evlenme yaşı 18-20, erkekleri ise 20-24 yaşları arasındadır. Köyde, tabiî taşlardan ziyade eski yapılardan sökülen işlenmiş taşlar kullanılmıştır.

Madenşehir Öreni (Tescil ve Karar No: 21.11.1979-A-1815); volkanik bir dağ kitlesi olan Karadağ’ın değişik yükseltilerinde ve vadilerinde IV. ve XIX. yüzyıllar arasında yapılmış birçok kilise, bazilika, şapel, manastır, mezar yapısı, sarnıç, konut ve askerî yapılar bulunmaktadır. Bu yapılar Madenşehir Köyü, Yukarı Ören ve Değle köylerinde yoğunluk oluştururlar.

Yapılar bazilikal, yonca, serbest haç, Lâtin haçı, çokgen ve karışık plânlı olarak inşa edilmişlerdir. Yapılarda erken Hristiyanlık mimarî özellikleri yerli sanat üslubuyla karışmıştır. Ören içerisinde günümüzde de Madenşehir adında bir köy yerleşmesi vardır. Bu durum sonucu birçok yapı yok olmuştur.

1 No.lu Bazilika (Tescil ve Karar No: 13.11.1976-A-193); köyün girişinde yer alan Binbirkilise yapılarının en büyüğüdür. Adından anlaşıldığı gibi bazilikal plânda, kesme taştan inşa edilmiş olan yapının nartheksine ortada yassı bir sütunun ayırdığı çift kemerli kapılardan geçilmektedir. Nartheks üç bölümlüdür. Yanlardaki iki bölümü kapalı mekânlar halindedir. Esas mekân üç nefe (sahan) ayrılmıştır. Nefleri her bir dizide dokuzar adet olmak üzere yassı kısa sütunlar ayırmaktadır. Orta nef büyük ve diğer iki neften yüksek beşik tonoz ile örtülüdür. Orta nefin doğu ucunda at nalı kavis halinde dışarı taşan apsisi yarım kubbe ile örtülüdür. Yapının sağ nefi ve sütun dizisi tamamen yıkılmış, sol nefin üstünü örten beşik tonoz örtüsü ise kısmen ayaktadır. Kilisenin kuzeyinde naosa (ibadet mekânı) girişi sağlayan bir kapı vardır, güney tarafından da giriş olduğu bilinmektedir. Yapı ilk kez 500 yılında inşa edilmiş, harap olduktan sonra 900’lü yıllarda tamir edilmiştir. Bu tamir esnasında bazı destek duvarları ve günümüzde pek görülemeyen siyah zeminli, kırmızı bordürlü yeşil ve kahverengi freskolar yapılmıştır.

4 No.lu Şapel (Tescil ve Karar No: 13.11.1976-A-193); köyün girişinde 1 No.lu kilisenin güneyinde yer almaktadır. Şapelin üzerine bir ev yapılmış olduğundan sadece duvar kalıntısı görülebilmektedir. Her bir sırada üçer sütunlu, ikiz açıklıklı, bir narthekse sahip basit bir bazilika hâlinde olan bu şapelin bugün sadece apsis yuvarlağının temel izleri ile doğu köşesi fark edilebilmektedir. Ayrıca etrafta sütun başlığı ve çeşitli mimarî parçalara dağınık olarak rastlanır.

5 No.lu Kilise (Tescil ve Karar No: 13.11.1976-A-193); köy içinde, güneyde evlerin arasında kalmıştır.  1908’de nartheksli ve her bir dizide payeli iki sıra ile ayrılmış üç nefli bazilikanın, pencereli apsisi ve kısmen buradaki yarım kubbesi, sağ paye dizisi ve bunların kemerlerinin sağlam olduğu anlaşılmaktadır. Hatta sağ taraftaki yan nefin tonozuna ait bazı kalıntıları dahi görülebiliyordu. Bilhassa apsis cephesi, pencereleri ile itinalı bir taş işçiliğine sahipti. Sol taraftaki sütun dizisi mevcut olmakla beraber, üzerindeki kemerler daha o vakit yıkılmıştı. Bugün bu bazilika çok harap durumda olup, sadece sağdaki paye dizisi durmaktadır. Sol diziden hiçbir iz kalmamıştır. Apsis toprak seviyesine kadar indirildiğinden yalnız temeli belli olmaktadır. Nartheksten ise bazı bölümler görülebilmektedir.

6 ve 9 No.lu Yapılar (Tescil ve Karar No: 13.11.1976-A-193); köyün yaklaşık 3 km kuzeyinde, Gözdağı’nın eteğinde bugün yıkık haldedir. Yonca plânlı küçük bir şapel ve günümüzde fonksiyonları tam olarak anlaşılamayan bazı yapıların temel izleri bulunmaktadır. Büyük kilise (6 no.lu) Binbirkilise yapılarının genel özelliklerine sahip bir yapıdır. Yanında mekânları olan nartheksi ve her dizide yedişer sütunu olan iki dizi ile ayrılmış üç nefi vardır. Apsisi at nalı şeklinde dışarı taşmaktadır. Bu yapı Binbirkilise geleneğinden farklı olarak üçüz kemerli girişli olarak yapılmıştır. Bazı bölümlerinde kaba yontulmuş taşlar ve moloz taşlar kullanılmıştır. Burada diğer Binbirkilise yapılarından farklı bir taş tekniği kullanılmıştır. Bazı sıva kalıntıları üzerinde fresko izleri bulunmakta olup, günümüzde bu freskolar büyük ölçüde harap olmuştur. Bazilikanın yakınında bulunan yonca plânlı şapel (9 no.lu) özenli isçilikle kesme taştan yapılmıştır. Bugün tamamen yıkılmış olan bu yapı; yarım yuvarlak çıkıntılar halinde üç yönde dışarı taşan üç yonca yaprağının ortasındaki kare mekân bir kule şeklinde yükseliyordu. Bir pandandif gibi üçgen biçiminde yontulmuş köse taşları ile geçişi sağlanan kubbe, taşların konsantrik diziler halinde sıralanması ile meydana getirilmiştir.

7 No.lu Yapı- Eksadra (Tescil ve Karar No: 13.11.1976-A-193); köyün kuzeyinde, yerleşim yerinin sonunda, tarlalar içinde, Uzunkuyu yolunun kenarında yer almaktadır. Köylülerin “ağzı açık” diye adlandırdıkları eksedra, kesme taşlarla, temiz ve özenli bir isçilikle apsis seklinde inşa edilmiş olan yapının kilit taşında ve yandaki tonozun ortasında birer haç işlenmiştir. IV. ve V. yüzyıllara tarihlendirilen eksedra, Madenşehir yapılarının en iyi korunmuş yapılarından biridir. Eksedranın karşısında (batı) çoğu bölümleri yıkılmış, altında iki kemer, üst katında dört kemerli bir galerisi olan bazilikanın nartheksi bulunmaktadır. Ayrıca bu iki yapının yakınında büyük bir sarnıç yer almaktadır. Bu eksedra, Madenşehir yapılarının en erken tarihli olanıdır. Yapının gerçek görevi tam olarak bilinmemektedir.

8 No.lu Yapı-Martyrion (Tescil ve Karar No: 13.11.1976-A-193); köyün içinde, mausoleumun az ilerisinde evvelce çok temiz bir taş işçiliğine sahip bugün sadece temel kalıntıları kalmış olan bir bina vardır. Bu vaktiyle LABORDE’un sağlam bir hâlde gördüğü, 1875’de DAVİS’in etraflıca anlattığı ve RAMSAY’in kitabında kısmen ayakta olarak tasvir edilen haç biçimindeki binadır. Gerek plânı, gerek üst yapısı bakımından önemli bir eser olan bu haçvari sekizgen yapı belki bir martyriondur ve sanat tarihinin bu çeşit yapıları arasında önemli bir örnektir. Mevcut kalıntılardan çok itinalı, muntazam kesme taş duvar tekniği kendisini gösterir. Kapı dikmeleri hala yerlerindedir. Yapıda bir tanesi apsis çıkıntısı olmak üzere dört kolu eşit serbest haç biçimindeki dört kollu bir semanın ortasına sekizgen bir orta mekân kaynaştırılmış idi. Bu sekizgen orta kitle altta keskin köşelerde, yukarıda cephelerinde açılmış pencereleri ile bir kule gibi yükseliyor, haçın kolları ise sadece daha alçak çıkıntılar halinde kalıyordu. LABORDE’un gravürlerinin yardımı ile binanın üstünün içerden kubbe, dışarıdan ise bir sivri külahla örtülü olduğu düşünülmektedir.

10 No.lu Kilise (Tescil ve Karar No: 13.11.1976-A-193); köyden Üçkuyu (Değle) Köyü’ne giden yolun kenarında Yukarı Ören olarak adlandırılan eski bir Türk köyü kalıntıları olan örenin içerisinde yer almaktadır. Bu kilise Binbirkilise mimarîsinde yuvarlak plânlı binaların temsilcisidir. Yapı; 14 kenarlı, dışarı taşan yarım yuvarlak apsislidir. İçerde örme 4 paye ile sağda ve solda 4 yassı sütun oval bir şekilde dizilmektedir. Özenli bir taş işçiliği gösterir. Bugün apsis ile giriş cephesindeki bir duvar parçası kalmış, diğer bölümleri temel seviyesinde yıkılmıştır.

11 No.lu Kilise (Tescil ve Karar No: 13.11.1976-A-193); köyün üst kısmında yer alan bu kilise Mehmet KABAKYER tarafından kullanılan evin altında kalmıştır. Bir hayli yıkık durumda olan kilisenin ancak bazı duvar kalıntıları görülebilmektedir. EYİCE, bu kilise için: “Yolun sol tarafında bulunması gereken bu kiliseden bugün toprak üstünde en ufak bir iz dahi bulunamamıştır. SİMİRNOFF ve HOLZMANN’ın oldukça iyi bir halde iken gördükleri bu bina RAMSAY-BELL’in incelemeleri sırasında hayli yıkılmıştı. Orta ve Güney-Batı Anadolu’nun bazı kiliselerinde görülen tek apsisli, serbest Lâtin haçı biçimli bir yapı olduğu plânından anlaşılmaktadır. Fotoğrafına göre ise gayet itinalı işlenmiş, bazıları pek büyük ölçülerde olan taşlardan yapılmıştır” demektedir.

12-21-22 No.lu Kompleks (Tescil ve Karar No: 13.11.1976-A-193);  1 no.lu Bazilika’dan kuzeye doğru giden yolun sağ tarafında bulunmaktadır. Bu binalar grubu, köylüler tarafından hamam olarak adlandırılmaktadır. Her dizide dörder sütunu bulunan iki destek ile üç nefe ayrılmış olan yuvarlak apsisli bir bazilika, bazilikanın sağına bitişik tek nefli ve apsisli küçük bir şapel ve solunda da yine bazilikaya bitişik haç planlı bir mezar şapelinden oluşmaktadır. Bugün esas bazilikadan (21 no.lu) çok az iz kalmış, sağdaki şapel (22 no.lu) tamamen kaybolmuş, soldaki haç plânlı ek binanın (12 no.lu) bazı bölümleri ayaktadır. Serbest haç biçiminde tasarlanmış olan bu yapının (12 no.lu) dışarıdan girişi soldaki kolun altında bir dehliz halindedir ve kapının etrafı kabartma bir süsleme şeridi ile bezenmiş, ortaya haç işlenmiştir. RAMSAY bazilikanın apsis ve bema kısımlarında yaptığı ufak bir kazıda, kırmızı, beyaz ve siyah taşlardan meydana getirilmiş bir döşeme mozaiği kalıntısı bulmuştur.

Gözdağ Şarap İşlikleri (Tescil ve Karar No: 13.11.1976-A-193);  Kentsel Arkeolojik Sit alanının kuzeybatısında, Gözdağ’ın kuzeydoğu yamacında sadece zemin duvarlarının bir kısmı ayakta kalabilmiş 6 ve 9 no.lu yapılarında içinde bulunduğu alanda Bizans Dönemi’ne ait çanak çömlek parçaları ve tabiî kayalara oyulmuş şarap işlikleri yer almaktadır. Şarap işliklerinin büyük kısmi toprak ve çakıl taşları ile doludur.

Hâcı Hasan-Ali DEMİR Evi Altındaki Kilise (Tescil ve Karar No: 13.11.1976-A-193);  köyün içinde, bir apsis parçası ile yan duvarlarından bazı parçaları kalmış olan bazilikal plânlı bir kilise kalıntısı bulunmaktadır. Yapılışında iri ve çok muntazam taşlar kullanılmış olan bu yan cephede, temel hattını belirten dışarıya şevli bir silme hattı görülmektedir. Binanın ana çizgilerini takip etmek mümkündür. Üzerinde daha sonra Hâcı Hasan ve Ali DEMİR tarafından kullanılan evler yapılmış olduğundan ve daha önceki numaralandırılan yapılarla eşleştirilemediğinden bu adla anılmaktadır.

Küçük Mezar Yapısı (Tescil ve Karar No: 18.7.2013-1477); köyde, 627 parsel içerisinde bulunan mezar tonozlu yapıda kesme taş ile inşa edildiği ancak büyük bir kısmının yıkıldığı yöresel taşlarla yeniden örüldüğü görülmektedir. Giriş kapısının tamamen yıkılmış olmasına rağmen oval şekilde devam eden hat göz önüne alındığında yapının bir kısmının toprak altında kaldığı tahmin edilmektedir.

Mausoleum ve Tapınak Plânlı Mezar (Tescil ve Karar No: 18.7.2013-1477); köyde yer alan M.S. II. ve III. yüzyıllara tarihlendirilen Mausoleum %90 oranında sağlamlığını korumuştur. Mausoleum’da 2015 yılında Karaman Müze Müdürlüğü’nün yaptığı kazıyla tamamen ortaya çıkartılmıştır. Mausoleum’un zeminine doğru yapılan çalışmalarda; 5 basamaklı piramidal formlu platformu, gün yüzüne çıkarılmıştır. Yapının dört cephesinde bu form izlenebilmektedir. Mausoleum’un kuzey cephesinde yapılan temizlik çalışmalarında Mausoleum ile aynı kod ve paralelde ikinci bir yapı daha ortaya çıkarılmıştır. Bu yapının zemini, düz kesme taşlardan yapılmıştır. Daha önce literatürde bilinmeyen bu yapı; 6.80×10.30 m ölçülerinde, 1.80 m yüksekliğinde olup, yapının mimarî olarak tapınak plânlı mezar olduğu tespit edilmiştir. Yapının doğu kısmında tahrip olmuş durumda lâhit parçaları ortaya çıkarılmıştır. Bu yapı iki mekândan oluşmakta olup, bu mekânlar doğu-batı uzantılıdır. Tapınak Plânlı Mezarın, duvar ve üst örtüsü antik dönemde tahrip edilmiş olup, çalışmalar sürecinde duvar ve üst örtü ile ilgili herhangi bir veri elde edilememiştir. Karaman il sınırları içerisinde ilk defa Tapınak Plânlı Mezarın varlığına rastlanmıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

Âbideleri ve Kitâbeleri İle Karaman, Ermenek ve Mut Âbideleri, İstanbul 1967, s. 76, 77, 78, 119, 570-572, 582; Semavi Eyice, Binbirkilise/ Karadağ, İstanbul 2014, s. 15, 24-68, 169; Osman Gümüşçü, XVI. Lârende (Karaman) Kazasında Yerleşme ve Nüfus, Ankara 2001, s. 35, 63, 110;  Muhammed Sarı, Atatürk Dönemi İç Anadolu Bölgesi’nde Îmar İskân Faaliyetleri (1923-1938), (Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Doktora Tezi), Konya 2011, s. 378; Ahmet Gökhan Kaynakçı, XVII. Yüzyılın İlk Yarısında Larende, (Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara 2007, s. 41; Ahmet Cengiz, Karaman Tarihi (XVIII. Yüzyıl), Konya 2014, s. 128; Mehmet Kurt, Antik Çağda Karaman (Laranda) ve Yakın Çevresi (Tarihî Coğrafya-Yerleşimler-Kalıntılar-Buluntular), Konya 2011,  s. 48-50; Doğan Koçer, Karaman Temettü’ât Defterleri H. 1256-1261/ M. 1840-1844, XIX. Yüzyılda Karaman’ın Sosyo Ekonomik Durumu, Karaman 2007, c. I,  s. 75, 231, 241; c. II, s. 427-430; Suat Yıldız, (H.984) 1576-1577 Tarihli Timar Ruznamçe Defterine Göre Karaman Eyaleti (Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Konya 2010, s. 157, 258, 320, 562; Son Teşkilat-ı Mülkiye’de Köylerimizin Adları, Dahiliye Vekaleti, İstanbul 1928, s. 854; D. Ali Gülcan, Karaman Mahalle, Kasaba ve Köyleri Tarihçesi, Karaman 1989, s. 255-264; Mustafa Alkan, Özgür Koçak, Karadağ’ın Doğal ve Kültürel Varlıkları, Karaman 2012, s. 14, 32 , 188, 212-222; Cengiz Topal, Karaman Kültür Envanteri, Karaman 2007, s. 31-42; Suavi Aydın, Murat Yağcı, “Sarıkeçililerin Eşkıyalığı ve Konya Delibaş İsyanı Üzerine Değinmeler”, Kebikeç, Yıl 2013, sy. 35, s. 63, 64; Dr. Nazmi Azmi Selcen, Türkiye’nin Sıhhi-i İçtimai Coğrafyası Konya Vilâyeti, Yayına hazırlayan: Mehmet Karayaman, Konya 2009, s. 80; Alaattin Aköz, 323 Numaralı Karaman Şer’iyye Sicili 1897-1901 (R. 1312-1317), Konya 2012, s. 69; Abdullah Uysal, Necati Alodalı, Musa Demirci, Dünü, Bugünüyle Karaman Kültür-Tarih-Coğrafya, Konya 1992, s. 165; Osman Ülkümen, Karaman ve Çevresi Türkmenleri Tarihi-Kültürü, Karaman 2011, s.71; Mehmet Kurt, Eskiçağda Karaman, Ankara 2007, s. 58, 59, 62, 65, 152, 159, 16-164; 2015 Yılı Faaliyet Raporu, Karaman İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, s. 11; İçişleri Bakanlığı, İller İdaresi Genel Müdürlüğü, Köylerimiz (1 Mart 1968 gününe kadar), Ankara 1968, s. 404; Musa Şaşmaz, Türkiye’nin İdari Taksimatı (1920-2013), Ankara 2014, c. 8, 322; age c. 10, s. 178; www.karamanmuftulugu.gov.tr erişim tarihi: 07.02.2016; sonuc.ysk.gov.tr erişim tarihi: 07.02.2016; www.tuik.gov.tr erişim tarihi: 05.02.2016; karaman.gov.tr erişim tarihi: 19.02.2016; www.bucivar.com/karaman/merkez/madensehri erişim tarihi: 20.08.2016.

Uğur ERKAN.