Karamanoğulları

H. 654-879/ M. 1256-1474 yılları arasında Karaman, Konya, Niğde, İç İl, Taş İli ve Alanya yörelerinde hüküm süren hânedan ve beylik.

Karamanlılar’ın ne zaman Anadolu’ya geldikleri ve hangi Oğuz boyuna mensup oldukları tarihçiler tarafından tam olarak tespit edilememiştir. Bu konuda önemli tarihçiler tarafından farklı görüşler ileri sürülmektedir.

Şikarî, Yarcanî’ye dayanarak Anadolu’ya yerleşen Karaman Türkleri’nin Şirvan’dan geldiklerini belirterek, Karamanlıların neslini de Şirvan Han neslinden Oğuz Han’a bağlamaktadır. Moğolların önünden kaçan Karaman taifesi Azerbaycan’ın Şirvan havalisine gelmişlerdir. Burada bir müddet kalan ve bulundukları bölgelere kendi isimlerini veren Karamanlılar, buradan Anadolu’ya göç etmişlerdir.

Mehmed Fuad KÖPRÜLÜ, güneydoğu Kafkasya’da bulunan Karamanlı adını taşıyan köylerin Salur boyunun Karaman şubesine mensup şahıslar tarafından kurulduğunu belirtmektedir. KÖPRÜLÜ, Mehmed Hasan BAHARLU’ya izafeten Gökçay, Şümahi, Civanşir ve Cevad kazâlarında “Karamanlı” adı ile dört köy tesbit edildiğini belirtmektedir. Bu köyler varlıklarını hâlâ muhafaza etmektedirler ki; bunların Salur boyu ile alakâları bilinmektedir.

Sergey Grigoreviç AGACAOV, son dönemde yapılan araştırmaların Karamanlıları Salur boyuyla alakalandırdığına değinmektedir (Ataniyazov, S. Slovar, Turkmenskihx Etnonim, Aşhabad 1988, s. 43-44’den naklen).

Faruk SÜMER, Karamanlıların kökenlerini – Yazıcıoğlu ve bir Ermeni kroniğinden aldığı bilgilerle – Oğuzların Boz-ok kolundan Afşar boyuna dayandırmaktadır. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI da Karamanlıları kaynak göstermeden Afşar boyuna mensup olarak kabul etmektedir.

Karamanoğulları üzerine 1947 yılında bir doktora çalışması yapan Şehabettin TEKİNDAĞ ise tezinde Karamanlıların menşeini açıklarken gösterdiği dipnotlar ile KÖPRÜLÜ ve Hüseyin Nihal ATSIZ- Ahmed Naci’yi destekleyerek “Karamanlılar’ın Salur boyu”ndan olduğunu kabul etmiştir . Fakat daha sonra İslam Ansiklopedisi’ne yazdığı “Karamanlılar” maddesinde Karamanoğullarını Salur boyuna bağlamanın doğru olmayacağını belirtmiştir. Bununla birlikte Karamanoğullarının Oğuzların Boz-ok kolundan Afşar boyuna mensup olduklarını, Faruk Sümer ile aynı görüşleri ileri sürerek kabul etmiştir.

Claude CAHEN ise tamamen farklı bir görüş öne sürmektedir. Ona göre Karaman eyâletinde yaşayanlar ve isimlerine bundan dolayı “Karamanlılar” denilen bu topluluğun “Türkleşmiş yerli bir halk” olması ihtimali üzerinde durmuştur. Ancak, o dönemde farklı kültürler arasında kısa bir sürede böyle bir etkileşimin olması imkânsızdır. İbn Battuta ve Marco Polo seyyâhların verdikleri bilgilerden o dönemde Güney Anadolu’daki halkların birbirlerinden ayrı bir şekilde surlarla çevrili mahallelerde yaşadıkları ve Karamanlıların Türk ve Türkmenlere mensup bir boy olduğu anlaşılmaktadır.

Yazıcıoğlu Alî’ye göre Karamanoğulları Oğuzlar’ın Afşar boyuna mensuptur. Hânedanının dayandığı başlıca oymaklar Turgutlu, Bayburtlu, Oğuzhanlı, Hoca Yûnuslu, Hocantılı, Bozkırlı, Bozdoğan, Bulgarlı, İgdir, Beydili ve Yıvalılar idi. Bunlardan özellikle Turgutlular Karaman Beyliği’nin tarihinde önemli rol oynamıştır. Devletin beylerbeyilik mevkii genellikle bu oymağın elinde olmuştur.

Karamanlı tarihçisi Şikârî’ye göre muhtemelen Azerbaycan ve Arrân’da oturmakta olan Karamanlılar’ın ataları Moğol istilâsı üzerine Sivas yöresine gelmişler, Baba İshâk’ın isyanına katıldıktan sonra Ermenak-Mud yöresine yerleşmişlerdir.

Karamanlıların hakkında bilgi sahibi olabildiğimiz en eski atası Nure Sûfî’dir. Babası Sadeddin ibn Kamereddin Mahmûd adında birisidir. Ermenak nahiyelerinde yaşayan Nure Sûfî buradan Larende’ye kömür çekerek işlerini yürütmektedir.

Sultan Alâeddin Keykubad tarafından H. 622/M. 1225 yılında Ermenek ve Mut bölgesi ele geçirildikten sonra Ermeni isyanlarının bastırılması ve bir uc beyliği teşkil etmesi için Nure Sûfî’ye buralar mülk olarak verilmiştir.

Nure Sûfî inzivaya çekilip, oğlu Karaman’ı yerine bıraktıktan sonra Baba İlyas’a intisap etmiştir. Ancak Baba İlyas ve müritlerinin H. 637/ M. 1240 yılında Selçuklu ordusu tarafından tedip edilmesinden sonra kurtulan bazı Babaîler uc mıntıkalarına kaçarak buralarda saklanmışlardır. Nure Sûfî, daha sonra da Baba İlyas’ın oğlu Muhlis Paşa ile Ermenak’e gelerek burada faaliyetlerde bulunmuşlardır.  Türbesi Mud’un Sinanlı bucağındaki “Değirmenlik” denilen yayladadır.

Selçuklular’ın Moğollar karşısında Aksaray civarında ikinci defa mağlûp olması (H. 654/ M. 1256), ülkenin II. İzzeddin Keykâvus ile IV. Kılıcarslan arasında taksim edilmesi ve daha sonra iki kardeş arasındaki taht mücadeleleri, sınır bölgelerinde yaşayan Türkmenler’e kayda değer serbestlik ve önem kazandırmış, beyliğe adını veren Karaman Bey de bu durumdan yararlanarak Türkmenleri tek çatı altında toplayarak  beyliğin temellerini atmıştır (H. 654/ M. 1256).

Anadolu Selçuklu Sultanı IV. Kılıcarslan H. 659/ M. 1261’de tek başına tahta geçince Karaman Bey’e emîrlik unvanı ile büyük bir ikta tevcih etmiştir. Kardeşi Bunsuz’u da Konya’ya “emîr-i cândâr” tayin etmiştir. Sultan önemli mevkiler vererek onları devlet hizmetine almış, böylece Karaman Bey’in hadise çıkarmayacağını ve Selçuklu sınırlarını Ermeniler’e karşı koruyacağını düşünmüştü.

Karaman Bey, Gülnar ve Silifke yöresine hücumlar düzenlemiş, birçok kaleyi muhasara etmiş, bunların bazısını almıştır. Bir rivayete göre de Ermeni Krallığı ile yaptığı bir savaşta aldığı yaralar yüzünden ölmüştür (H. 661/ M. 1263). Mezarı Ermenak’e 18 km. uzaklıktaki Balgasun (Bağbölen, yeni adı Balkusan) köyündedir.

Karaman Bey’in öldüğünü duyan IV. Kılıcarslan, kardeşi Bunsuz ve diğer Karamanoğulları’nı Konya yakınlarındaki Gavele Kalesi’ne hapsettirdi. Ancak IV. Kılıcarslan da çok yaşamadı ve Moğollar tarafından öldürüldü. Veziri Muînüddin Süleyman Pervâne onun çocuk yaştaki oğlu III. Keyhusrev’i tahta çıkarıp devlete tamamen hâkim oldu (H. 664/ M. 1266). Bu arada Alî Bey dışında Karamanlılar serbest bırakıldı. Alî Bey rehine olarak Kayseri’de ikâmete mecbur edildi.

Bunsuz ise büyük bir ihtimalle IV. Kılıcarslan tarafından öldürüldü. Baskılara dayanamayan Beylerbeyi Hatiroğlu Moğollar’a karşı isyan edince Karamanoğulları da ona katıldılar (H. 675/ M. 1276).

Bunun üzerine Karaman Bey’in oğullarından Mehmed Bey, “Şemseddin” lakabıyla Ermenak subaşılığına getirildi. Akdeniz’e kadar ilerleyen Mehmed Bey, İç İl yöresini idaresi altına aldı ve Moğollar’a karşı baskınlar düzenlemeye başladı. Hatiroğlu’nun öldürülmesinden (H. 675/ M. 1276) sonra Karamanoğulları üzerine gönderilen eski Ermenak subaşısı Bedreddin İbrâhim’i de mağlûp eden Karamanoğulları’nın ünü ve gücü daha da arttı. Memlük Sultanı I. Baybars’ın Moğollar’ı yenerek Kayseri’ye girdiğini duyan (H. Zilkâde 675 / M. Nisan 1277) Karamanoğlu Mehmed Bey, derviş kılığında dolaşan II. İzzeddin Keykâvus’un oğlu Alâeddin Siyavuş’u yanına alarak Konya üzerine yürüdü. O sırada Sultan III. Gıyâseddin Keyhusrev, Sâhib Ata ile Pervâne, Abaka Han’ın yanında olup Konya’da sadece saltanat nâibi Emînüddin Mîkâil ile Sâhil Beyi Bahâeddin Mehmed bulunuyordu. Mehmed Bey’in amacı Alâeddin Siyavuş’u saltanata getirmekti. Ancak saltanat nâibinin onu tanımaması üzerine kuvvet kullanarak şehre girdi (H. 9 Zilhicce 675 / M. 14 Mayıs 1277). Türkmenler emîrlerin ve ileri gelenlerin evlerini yağmaladı. Bu arada saltanat nâibi ile Sâhil beyi öldürüldü. Ardından Alâeddin Siyavuş törenle Selçuklu sultanı ilân edildi, Karamanoğlu Mehmed Bey de vezir oldu (H. 14 Zilhicce 675 / M. 19 Mayıs 1277). Devlete bağlı olan görevlilerin Konya’ya gelmeleri için fermanlar çıkarıldı ve “divanda, dergâhta, bârgâhta, mecliste, meydanda hiç kimsenin Türkçe’den başka bir dil konuşmaması” kararı alındı.

Batı uçlarının subaşıları olan Sâhib Ata’nın oğulları Tâceddin Hüseyin ve Nusretüddin Hasan’ın üzerine gelmekte olduğunu duyan Mehmed Bey onları Akşehir’de karşıladı. Yapılan savaşta Karamanlı beyi galip geldi ve Sivrihisar’a kadar ilerledi, fakat Karahisar (Afyon) alınamadı, daha sonra Konya’ya döndü. Mehmed Bey’in asıl niyeti Moğollar’la savaşmak olduğu için Erzurum’a gitmekti. Ancak Moğol korkusundan Türkmenler kendisine katılmaktan çekindiler. O sırada bir Moğol ordusunun gelmekte olduğunu öğrenince, Alâeddin Siyavuş’la birlikte İç İl’e çekildi (H. Muharrem 676 / M. Haziran 1277). Aynı yılın güz mevsiminde Abaka Han’ın Karamanlılar üzerine gönderdiği ordu Lârende’den (Karaman) geçerek Akdeniz’e kadar gitti. Bu sırada pek çok Türk öldürüldü veya esir alındı. Kış gelince İlhanlı Veziri Şemseddin Cüveynî ile kumandanı Tokat yakınındaki Kazova kışlağına, III. Gıyâseddin Keyhusrev de Konya’ya döndü. Hava şartlarının uygun olması üzerine Selçuklu sultanı yanındaki Moğol birliğiyle İç İl’e girdi. Onları takip eden Mehmed Bey, iki kardeşi ve amcasının oğluyla birlikte Moğol öncü birlikleri tarafından öldürüldü (H. Cemâziyelâhir 676 / M. Kasım 1277). Şemseddin Mehmed Bey, Karamanoğulları içinde Türk diline sahip çıkması ve Moğollar’a karşı istiklâl mücadelesini başlatmasıyla dikkati çeker. Mehmed Bey’in ölümüne çok sevinen Selçuklu Sultanı III. Keyhusrev hâkimiyet alanını tekrar denize kadar genişletti. Bu sırada ele geçirilen birçok Karamanlı Türk’ü öldürüldü.

Mehmed Bey’in yerine geçen kardeşi Güneri Bey’in ilk yıllarında Moğol ordusunun Humus’ta Memlükler’e yenilmesi (H. 680/ M. 1281) ve ardından Abaka Han’ın ölümüyle Anadolu’da karışıklıklar çıktı. Güneri Bey sık sık Konya taraflarına yağma akınları düzenlerken Eşrefoğlu Süleyman Bey de buraya ve Akşehir’e hücuma başladı. Bu Türkmen saldırılarını önleyemeyen Sultan III. Gıyâseddin Keyhusrev, Abaka’nın halefi Sultan Ahmed Teküder’den yardım istedi. Teküder de kardeşi Kongurtay’ın kumandasında kalabalık bir orduyu Anadolu’ya gönderdi. Konya dolaylarında birçok Türk öldüren Moğollar daha sonra Karaman iline girerek Ermenak ve Mud yörelerinde büyük katliam yaptılar, ormanları yaktılar, ele geçirdikleri kadın ve çocukları köle ve câriye gibi sattılar. Kongurtay’ın Karaman ülkesinde yaptığı zulümler Mısır’da derin üzüntü ve öfkeye sebep olmuştur. III. Gıyâseddin Keyhusrev’den sonra Selçuklu tahtına geçen II. İzzeddin Keykâvus’un oğlu II. Mesud, Konya’da kendisini güven içinde hissetmediğinden Kayseri’de oturdu. III. Gıyâseddin Keyhusrev’in annesi de bundan yararlanarak Keyhusrev’in oğulları olan iki torununu Konya’da tahta çıkarmıştı. Ancak güçlüklerle karşılaşınca Güneri Bey’e beylerbeyilik, Eşrefoğlu Süleyman Bey’e de saltanat nâibliği menşuru gönderip onların desteğini sağlamak istedi. Onlar da askerleriyle Konya’ya geldiler ve Keyhusrev’in oğulları yeniden Selçuklu tahtına çıkarıldılar (H. 8 Rebîülevvel 684/ M. 14 Mayıs 1285). Fakat çok geçmeden yeni ilhan Argun’un emriyle bu çocukların hayatlarına son verildi. Güneri Bey H. 685/ M. 1286’da Lârende şehrini ele geçirdi ve ertesi yıl Tarsus yöresinde tahribatta bulundu. İç İl’in bir yöresini idare eden kardeşi Mahmud, Güneri Bey’i metbû tanıyordu. Karamanoğulları’nın Konya ovasındaki faaliyetleri üzerine Argun Han’ın kardeşi Geyhatu, Gıyâseddin II. Mesud’dan emrindeki Selçuklu ve Moğol askerleriyle Karamanoğulları’nı cezalandırmasını istedi. Sultan Mesud, yanında Sâhib Ata Fahreddin Alî olduğu halde Karamanoğulları’nın üzerine yürüyerek Lârende ve çevresinde tahribat yaptıktan sonra geri döndü. Bir yıl sonra Güneri Bey ile Eşrefoğlu Süleyman Bey Selçuklu sultanına bağlılıklarını bildirmek için Konya’ya geldiler (H. 687/ M. 1288). Güneri Bey ertesi yıl da kardeşi Mahmud’la birlikte tekrar Konya’ya geldi ve sultanın elini öptü. H. 689/ 1290’da Anadolu umumi valisi tayin edilen Şehzade Geyhatu Konya’ya gelince kardeşi Mecdüddin Mahmud’la değerli armağanlar gönderen Güneri Bey’in böylece Moğollar’ın muhtemel bir yağma harekâtını da önlemek istediği anlaşılmaktadır. Argun Han’ın ölümünden (H. 690/ M. 1291) sonra Anadolu’da tekrar karışıklıklar çıktı. Kayseri’de oturan Sultan II. Mesud, Karamanoğulları’nın Konya civarında yağma harekâtında bulunmaları üzerine İlhanlı tahtına çıkmış olan Geyhatu’dan yardım istedi. Kalabalık bir orduyla Anadolu’ya gelen Geyhatu askerlerine Ereğli, Lârende ve civarını tahrip ettirmiş, erkekleri işkenceyle öldürtmüş, kadınları ve çocukları da esir almıştır. Geyhatu’nun Anadolu’dan ayrılmasından sonra harekete geçen Karamanoğulları Konya yöresini tekrar yağmaladılar (H. 692/ M. 1293). Bu durumdan yararlanmak isteyen Kıbrıs Kralı II. Henry, Alâiye’ye asker çıkardıysa da Mecdüddin Mahmud Bey idaresindeki Karamanoğulları şehri kurtardılar. Karamanoğulları’nın Alâiye kolunun tarihi bu seneden itibaren başlarsa da bu kol hakkında kaynaklarda ayrıntılı bilgi bulunmamaktadır.

Gazân Han zamanında Moğollar arasındaki iç mücadeleler yüzünden Orta Anadolu’nun batı kesiminde Moğol nüfuzu iyice azalmıştı. Anadolu Selçuklu Sultanı II. Mesud, acz içinde Kayseri’de oturuyor, Konya Ahî Ahmed Şâh tarafından idare ediliyordu. O sıralarda Anadolu’daki Moğol kumandanlarından Baltu ve Sülemiş, Gazân Han’a isyan ettiler ve Karamanlılar’dan yardım istediler. Özellikle Baycu Noyan’ın torunu Sülemiş’in ayaklanmasına çok sayıda Karamanlı Türkmen katılmasına rağmen Gazân Han Karamanoğulları’na karşı herhangi bir harekette bulunmadı. Sülemiş’in isyanından kısa süre sonra Güneri Bey vefat etti (H. 26 Receb 699/ M. 17 Nisan 1300). Cesur, muktedir bir bey olan Güneri Bey, Moğol saldırılarına rağmen toparlanarak mücadelesini sürdürmüş, gerek Selçuklu sultanına gerekse Moğollar’a kendisini kabul ettirmiştir. Lârende ve Ereğli bu bey zamanında Karamanlı toprağı olmuş, muhtemelen Hadım, Belviran ve Bozkır yöreleri de yine Güneri Bey zamanında Karamanlı Beyliği’nin sınırları içine alınmıştır. Alâiye şehri de yine bu dönemde Karamanlı idaresine girmiştir.

XIV. yüzyılın ilk yarısı kaynak yetersizliği yüzünden Karamanlı tarihinin en az bilinen dönemidir. Güneri Bey’den sonra beyliğin başına geçen kardeşi Mecdüddin Mahmud Bey’in H. 701/ M. 1302 yılında Ermenak Ulucâmii’ni, Balgasun’da babası ve kendisi için türbeler yaptırdığı bilinmektedir. Yine bu bey zamanında Karamanoğulları, Moğol kumandanlarından Kazancuk’u Toros dağlarının geçitlerinde ağır bir yenilgiye uğratmışlardır. Mahmud Bey H. 707/ 1307) öldü.

Yerine geçen oğlu Yahşi Bey, Konya hâkimi Ahî Mustafâ’yı öldürerek şehri ele geçirdi (H. 714/ M. 1314). Ahî Mustafâ muhtemelen İlhanlılar’a vergi ödediği için İlhanlı Hükümdarı Olcaytu, Konya’nın Karamanoğulları eline geçmesine kayıtsız kalmadı ve Emîr Çoban’dan şehrin geri alınmasını istedi. Emîr Çoban üç tümen askerle Anadolu’ya girince birçok bey tarafından karşılanmış, fakat Karamanoğulları’ndan kimse gitmemişti. Çoban’ın Konya’ya geldiği sıralarda (H. Ramazan 714 / M. Aralık 1314) Anadolu’da büyük kıtlık vardı. Emîr Çoban Lârende’ye kaçmakta olan Karamanoğlu Yahşi Bey’i yakalattı, fakat öldürmedi. Konya’ya melik, şahne, âmil ve kâtipler tayin eden Emîr Çoban, oğlu Demirtaş’ı Anadolu umumi valisi yaptıktan sonra İran’a döndü. Karamanoğulları çok geçmeden Konya’yı yeniden zaptettiler. Memlük kaynaklarında İbrâhim Bey’in H. 718/ M. 1318’de Memlük sultanı adına hutbe okuttuğu kaydedilmektedir. Buna göre Yahşi Bey’den sonra yerine kardeşi Bedreddin İbrâhim geçti. Demirtaş’ın başlıca amacı, Türkmen beylerini kendisine tâbi kılıp Anadolu’nun tek hâkimi olmaktı. H. 720/ 1320 ve H. 723/ M. 1323 yıllarında Konya’yı zapteden Demirtaş, Karamanoğlu Mûsâ ile Hamîdoğlu Dündar Bey’i esir aldı, fakat Mûsâ Bey’i hemen serbest bıraktı. Demirtaş, Eşrefoğulları ile Hamîdoğulları Beyliği’nin ana kolunu ortadan kaldırdığı halde Karamanlılar’a karşı oldukça dostane bir siyaset takip etti. Demirtaş’ın Mısır’a kaçmasından sonra kumandanları Eretna ve Sungur Ağa Lârende’ye gidip İbrâhim Bey’e sığındılar. Bedreddin İbrâhim Bey’den itibaren Karamanlı Beyliği’nin başşehri Lârende olmuş ve İbrâhim Bey burada bir saray yaptırmıştır. Demirtaş’ın Anadolu’yu terkinden sonra harekete geçen Karamanlılar, H. 729/ M. 1329’da Konya’yı, Gevele Kalesi’ni ve Beyşehir’i ele geçirdiler. H. 735 M. 1335 yılında Bedreddin İbrâhim Bey’in hükümdar olarak Lârende’de, oğlu Ahmed Bey’in Konya’da oturduğu anlaşılmaktadır. İbn Battûta Konya’yı ve Lârende’yi ziyaret ettiğini, Bedreddin Bey’le görüştüğünü söylerse de bunu şüpheyle karşılamak gerekir. Hacca giden Mûsâ Bey Kahire’de el-Melikü’n-Nâsır Muhammed bin Kalavun ile görüştü, kendisine yapılan yüksek memuriyet teklifini kabul etmeyerek Anadolu’ya döndü ve Ermenak beyi oldu; H. 740/ M. 1340’da burada Tolmedrese’yi yaptırdı ve H. Ramazan 745/ M. Ocak 1345’de öldü. İbrâhim Bey’in elçisi H. 741/ M. 1341 yılında Kahire’den dönerken yanında sultan ve halifenin gönderdiği sancaklarla altın ve gümüş para basmaya yarayan kalıpları getirmişti. Ancak Karamanlı paralarında Memlük sultanının da adı bulunacaktı. Bunu isteyen bizzat İbrâhim Bey’di ve bunun sebebi pek bilinmemektedir.

H. 740/ M. 1340’lı yılların başında Mahmud Bey’in oğullarından Halîl, Beyşehri’nden (Beyşehir) Konya’ya geldi. Daha sonra kardeşi Yahşi Bey’le mücadele etti. Yahşi Bey’in bu sırada öldürülmüş olması kuvvetle muhtemeldir. Bu konuda farklı tarihler verilirse de H. 742-743/ M. 1341-1342 yılları gerçeğe daha yakın görünmektedir. Halîl Bey’in Ermenak’te bir câmi, Ermenak’in bazı köylerinde zâviyeler ve Lârende’de bir zâviye yaptırdığı bilinmektedir. Halîl Bey, muhtemelen H. 745-750/ M. 1344-1350 yılları arasında ölmüştür.

Cömert bir hükümdar olan Bedreddin İbrâhim, Lârende ve Konya’da kuvvetli bir idâre kurdu. Yerine geçen Fahreddin Ahmed, hakkında pek az bilgi vardır. Ahmed Bey, büyük bir ihtimalle Moğollar’la yapılan savaşların birinde ölmüştür. “eş-Şehîd” ibaresi bulunan mezar taşında ölüm tarihi H. 750/ M. 1349 olarak kayıtlıdır. Bunun halefi olan kardeşi Şemseddin, H. 753/ 1352 ‘de öldü.

Daha sonra Karamanlı Beyliği’nin başına Halîl Bey’in oğullarından Süleymân Bey geçti. Ebû Said Bahadır Han’ın ölümünün ardından Moğollar arasındaki iç mücadelelere rağmen Karamanoğulları’nın beyliğin sınırlarının genişletilmesi şöyle dursun Konya ve Beyşehir bile Eretnalılar’a kaptırılmıştır ki bunun başlıca sebebi Karamanlılar arasındaki iç çekişmeler ve Karaman, Mehmed ve Güneri beyler gibi dirayetli hükümdarların iş başında olmayışıdır. Kaynaklarda iyi kalpli ve dindar bir hükümdar olduğu belirtilen Süleymân Bey bizzat akrabaları tarafından öldürülmüştür (H. 762/ M. 1361). Ahî Mehmed veya Kalemiyye Zâviyesi’nde defnedilen Süleymân Bey’in kabri, kardeşi Alâeddin Bey tarafından yaptırılmıştır. Suikastçılar aralarından Kâsım’ı tahta çıkardılarsa da çok geçmeden Süleymân Bey’in kardeşi Alâeddin Bey duruma hâkim oldu. Lârende’ye hücum ederek âsileri yakaladı ve suikasta katılanların hepsini ölüm cezasına çarptırdı.

H. 762/ M. 1361 yılında Karamanlı tahtına geçen Alâeddin Bey döneminde Karamanlı Beyliği’nin sınırları her yönde genişlemiştir. Memlük Sultanlığı’nın Ermeni Krallığı’na son vererek (H. 777/ M. 1375) bütün Çukurova’yı kendi topraklarına katmasından ve Orta Anadolu’daki Eretna Devleti’nde karışıklıkların çıkmasından faydalanmak isteyen Alâeddin Bey, başta Konya (H. 767/ M. 1366) olmak üzere Niğde Karahisarı (Yeşilhisar), Aksaray, Akşehir, Ilgın, İshâklı ve Kayseri’yi Karamanlı topraklarına kattı. Fakat Kayseri Eretnalılar tarafından kısa süre sonra geri alındı. Bu fetihler neticesinde Babuk (Niğde), Atabeg (İshâklı), Devletşâh (Ilgın) vb. Moğol beyleri Karamanlı hizmetine girdiler. Moğol beyleri olan sahiplerinin ölümünden sonra Beyşehir ve Seydişehir de yine Alâeddin Bey zamanında ilhak edildi. Alâeddin Bey geleneksel Memlük dostluğunu bırakarak Sultan Berkuk’a karşı bağımsızlık savaşı açan Ramazanoğulları’nı destekledi. Aynı şekilde Osmanlılar’a karşı tabii müttefiki olan Kadı Burhâneddin’e karşı da düşmanca bir siyaset güttü. Fakat Alâeddin Bey’in bu tutumu toprak kaybetmesine ve Moğol oymakları arasında itibarının zedelenmesine sebep oldu. Timur’u Osmanlılar ve Memlükler üzerine yürümeye teşvik etmesi de öç alma duygusundan kaynaklanmaktadır. H. 782/ M. 1380 yılında Karamanlı ülkesi başşehir Lârende, Gülnar, Anamur, Silifke, Mud, Ermenak, Hadım, Bozkır, Ereğli, Ulukışla, Niğde, Karahisar, Aksaray, Akşehir, Ilgın, Saidili (Kadınhanı), Konya, Beyşehir ve Seydişehir gibi yerleşim birimlerini içine alıyordu.

Karamanlı-Osmanlı münasebetleri XIV. yüzyılın son çeyreğinde dostluk duyguları içinde başladı. Alâeddin Bey I. Murad’ın kızı Nefîse Sultan’la (Melek Hatun) evlendi. Karamanlı-Osmanlı münasebetlerinin bozulmasında, I. Murad’ın Hamîdoğulları’na ait Yalvaç ve Karaağaç ile bazı yerleri satın almasının önemli rolü vardır. Buraları kendisi ele geçirmek isteyen Alâeddin Bey, Murad Hüdâvendigâr Balkanlar’da seferde iken Karaağaç, Eğridir ve Yalvaç’ı işgal etti. Osmanlı padişahı bunu savaş sebebi saydı ve damadının üzerine yürüdü. Alâeddin Bey’in barış istemesine rağmen iki ordu Konya önlerinde karşılaştı. İfrenk (Frenk) Yazısı denilen yerde yapılan savaşta Karamanlı kuvvetleri tâlimli ve tecrübeli Osmanlı ordusuna yenildi (H. 788/M. 1386). Konya Kalesi’ne sığınan Alâeddin Bey’in hanımı aracılığıyla kayınpederinden istediği ikinci barış talebi Sultan Murad tarafından kabul edildi. Alâeddin, hanımının babasına ricada bulunması ve Balkanlar’daki şartlar sebebiyle bu tehlikeyi çok hafif atlatmıştı. Yapılan antlaşmaya göre Beyşehir Osmanlı idâresine geçti. Ancak Alâeddin Bey Osmanlılar’la mücadelede kararlıydı. Nitekim Sultan Murad’ın Kosova savaşında (H. 791/ M. 1389) şehid olduğunu duyar duymaz Beyşehir’i zaptetti ve Batı Anadolu’daki beyleri yeni Osmanlı padişahına karşı mücadeleye çağırdı. Fakat bazı beylikleri idâresi altına alan Yıldırım Bayezid’in yaklaşması üzerine savaşa cesaret edemeyip Ermenak’e çekildi ve elçi göndererek barış istedi. Balkanlar’daki âcil durum sebebiyle kayınbiraderi onun bu isteğini kabul etti ve Beyşehir’e bağlı Köşkbükü köyünün batısındaki yerler Osmanlılar’a ait olmak üzere barış yapıldı (H. 793/ M. 1391). Alâeddin Bey Sivas, Kayseri, Tokat, Kırşehir ve dolaylarında hüküm süren güçlü bir devletin başında bulunan Kadı Burhâneddin ile de iyi geçinemedi. Kırşehir ve Kayseri yörelerinde yağma ve tahrip hareketlerinde bulunması kendisine çok pahalıya mal oldu. Aksaray ve civarındaki bazı kaleleri zapteden Kadı Burhâneddin, maiyetindeki Moğollar’la birlikte Karamanili’ne geniş bir yağma akınında bulundu. Niğbolu savaşı sırasında (H. 798/ M. 1396) Osmanlılar’a ait Ankara’ya saldıran Alâeddin, Beyşehir Valisi Sarı Timurtaş (Temürtaş) Bey’i esir aldı, ancak savaşın kazanıldığını duyunca onu kendi elçisiyle birlikte Yıldırım Bayezid’e gönderdi. Karamanlı elçisini kabul etmeyen Sultan Bayezid ordusunu Karaman iline sürdü. Konya yakınlarındaki Akçay’da yapılan savaşta yenilen Alâeddin Bey, Konya Kalesi’ne kaçtı. Osmanlı hükümdarı şehri kuşattı ve kuşatmanın onuncu günü Konyalılar canlarına ve mallarına dokunulmaması şartıyla şehri teslim ettiler. Yakalanan Alâeddin Bey padişah tarafından Sarı Timurtaş Bey’e teslim edildi ve padişahın emriyle öldürüldü (H. 800/ M. 1398). Yıldırım Bayezid, Konya’dan sonra Lârende ve Niğde’yi de zaptederek Alâeddin’in oğulları ve kendi yeğenleri olan Mehmed ve Alî beyleri Bursa’ya götürüp hapsetti. Böylece Süleymân’ın oğlu Şeyh Hasan idaresindeki İç İl müstesna bütün Karaman ili Osmanlı topraklarına katıldı. Yıldırım Bayezid Karaman ilinin idaresini oğullarından Mustafâ’ya verdi. Alâeddin Bey döneminde Karaman Beyliği güneybatıda Silifke’den kuzeybatıda İshâklı’ya, batıda Beyşehir’den doğuda Develi Karahisarı’na (Yeşilhisar) kadar uzanmıştı. Onun ilk yıllarındaki bu başarılarında siyasî durumun müsait olmasının ve karşısında kuvvetli şahsiyetlerin bulunmamasının önemli yeri vardır. Daha sonra karşısına I. Murad, Yıldırım Bayezid ve Kadı Burhâneddin gibi güçlü hükümdarlar çıkınca başarısızlıklar birbirini izledi. Karaman Beyliği de gittikçe zayıfladı ve küçüldü.

Ankara Savaşı’ndan (H. 804/ M. 1402) sonra Timur Karamanlı ülkesini Kayseri, Kırşehir, Sivrihisar ve Beyşehir’le birlikte Alâeddin Bey’in oğulları Mehmed ve Alî beylere vermişti. II. Mehmed Bey, Hamîd İli’ni ülkesine kattıktan sonra Memlükler arasındaki iç çekişmelerden de faydalanarak Tarsus’u aldı; ardından Karahisar ve Kütahya’yı, bir rivayete göre Antalya’yı zaptetti, hatta H. 816/ M. 1413’de Bursa’yı kuşattı, fakat kaleyi alamadı. Osmanlı siyasî birliğini yeniden kuran Çelebi Sultan Mehmed karşısında başarılı olamayan II. Mehmed Bey, Beyşehir, Seydişehir ve Akşehir’i Osmanlılar’a geri vermek zorunda kaldı (H. 817/ M. 1414). Ertesi yıl Osmanlı ordusuna yenilerek oğlu Mustafâ ile birlikte yakalanan Mehmed Bey, barışı bozmayacağına dair yemin etmesi üzerine Çelebi Sultan Mehmed tarafından oğluyla birlikte serbest bırakıldı. Memlükler’in Tarsus’u geri istemesine red cevabı veren Karamanoğlu Mehmed Bey damat edindiği Ramazanoğlu İbrâhim’i de himayesine aldı. Memlük sultanının harekete geçeceğine ihtimâl vermiyordu. Ancak sultanın oğlu İbrâhim kumandasında kalabalık bir Memlük ordusunun Karaman’a yaklaşmakta olduğunu duyunca İç İl’deki sarp yerlere çekildi. Karamanlı topraklarına giren Memlükler Kayseri’yi işgal ettiler. Memlük kumandanı, civarıyla birlikte bu şehri Dulkadırlı Nâsırüddin Muhammed’e, Karaman ilini de Mehmed Bey’in kardeşi Alî Bey’e vererek (H. 822/ M. 1419) ülkesine döndü. Memlükler döner dönmez Mehmed Bey ülkesinin ova bölgesindeki topraklarına yeniden sahip oldu. Ancak Kayseri’yi almak için Dulkadırlılar’la yaptığı savaşta yakalandı ve Mısır’a gönderildi. Bu arada oğlu Mustafâ’yı kaybetti. Bunun üzerine harekete geçen kardeşi Alî Bey Memlükler tarafından desteklenmesine rağmen Konya’yı alamadı. Kale kumandanı Sungur Ağa, Mehmed Bey’e sadık kalarak kaleyi cesurca savunmuştu. Öte yandan Mehmed Bey’in oğullarından İbrâhim Bey de Çelebi Sultan Mehmed’den yardım alarak amcası Alî Bey’le savaşmış ve onu Niğde’ye dönmeye mecbur bırakmıştı. Memlük Sultanı el-Melikü’l-Müeyyed Şeyh’in H. 824/ M. 1421’de ölümü üzerine hürriyetine kavuşan Mehmed Bey, deniz yoluyla Anadolu’ya döndü ve ülkesinde hâkimiyetini yeniden kurmakta güçlük çekmedi. Tahta yeni geçmiş olan Osmanlı Padişahı II. Murad’ın, amcası Mustafa Çelebi ile uğraşmasından faydalanmak isteyen Karamanoğlu Mehmed Bey, Tekeoğlu Osmân’ın teşvikiyle Antalya’yı kuşattı. Ancak o sırada kaleden atılan bir top güllesinin isabetiyle öldü (H. 826/M. 1423). Oğulları tarafından naaşı Lârende’ye götürüldü ve orada defnedildi. Memlük kaynaklarında Mehmed Bey’in ilim adamlarına saygılı olduğu, fakat sık sık ağır vergiler koymasından dolayı halk tarafından pek sevilmediği belirtilmektedir.

Mehmed Bey’in ölümünden sonra Niğde’de bulunan kardeşi Alî Bey bütün Karaman ilinin hâkimi olduysa da bu çok sürmedi. II. Murad’ın kız kardeşiyle evlenen ve ondan yardım alan Mehmed Bey’in oğlu İbrâhim amcasını ikinci defa yenerek tekrar Niğde’ye dönmeye mecbur bıraktı. İbrâhim Bey amcasının ölümü üzerine Niğde’yi de idaresi altına aldı.

Büyük hedefleri olan Tâceddin İbrâhim Bey, Sırp ve Macarlar’la bir ittifak antlaşması yaparak Eğridir ve Isparta gibi Hamîd İli şehirlerini işgal ettiyse de (H. 837/M. 1433) II. Murad üzerine yürüyünce İç İl’e çekildi ve barış istedi. H. 838/ M. 1435 yılında yapılan antlaşma ile de Hamîdoğulları topraklarının bir Osmanlı sancağı olduğunu kabul etti. Buna karşılık Karaman beyi, Dulkadırlılar’a karşı önemli bir zafer kazanarak Kayseri, Ürgüp, Develi Karahisârı (Yeşilhisar) ve Üçhisar şehir ve kalelerini ülkesine kattı. Öte yandan İbrâhim Bey, Osmanlı düşmanlığı siyasetini de bırakmamıştı. Gerçekten Macarlar’ın H. 846/ M. 1442 yılında Osmanlılar’a saldırmasına paralel olarak Karaman hükümdarı da Beylerbeyi Turgutoğlu Hasan Bey kumandasında bir kuvvetle Osmanlılar’a ait Ankara, Beypazarı, Kütahya, Karahisar, Bolvadin ve Hamîd İli’nde yağma ve tahribatta bulundu. Bu yağma harekâtına Osmanlılar’ın verdiği karşılık çok sert oldu. II. Murad, İbrâhim Bey’in yaptıkları hakkında Mısırlı âlimlerden de fetva alarak kalabalık bir orduyla Karaman iline girdi ve yağmalattı. O sırada İbrâhim Bey İç İl’e çekilmişti. Hanımını ve veziri Server Ağa’yı göndererek barış istedi. Osmanlı padişahı Macarlar’ın Segedin Antlaşması’nı bozmaları sebebiyle onun bu isteğini kabul etti. H. Rebiülahir 848/ M. Ağustos 1444’te yapılan anlaşmaya göre İbrâhim Bey bundan böyle Osmanlılar’a karşı hiçbir tecavüzde bulunmamayı, oğlunu rehin vermeyi ve gerektiğinde asker göndermeyi taahhüt ediyordu. Bu şartlara göre Karaman Beyliği Osmanlı Devleti’nin tâbiiyeti altına girmiş oluyordu. H. 852/ M. 1448 yılında Kıbrıs Krallığı’na ait Körkes (Koricos) Kalesi’ni alan İbrâhim Bey Konya’yı kendisine başşehir yaptı ve buradaki Keykubad Sarayı’nda (Alâeddin Köşkü) oturdu.

Tâceddin İbrâhim Bey’in, Çelebi Sultan Mehmed’in kızından Pîr Ahmed, Kasım ve Alâeddin adlarında oğulları olmuştur. Büyük oğlu İshâk’ı kendisine veliaht yapmıştı. Ancak İbrâhim Bey’in ağır şekilde hastalanması üzerine Pîr Ahmed, Konya’da hükümdarlığını ilân etti. Şehirde kalamayacağını anlayan İbrâhim Bey, oğlu İshak’la kaçarken Gevele Kalesi’ne varmadan yolda öldü (H. 869/ M. 1464), naaşı Lârende’ye götürülerek buradaki türbesine gömüldü. Karaman beylerinin büyüklerinden olan Tâceddin İbrâhim Bey, başta Lârende ve Konya’daki imâretler olmak üzere pek çok eser yaptırtmıştır. Âlimleri ve edipleri himaye eden İbrâhim Bey, kendisiyle görüşen Fransız seyyahı Bertrandon de la Broquière tarafından “otuz iki yaşında yakışıklı bir hükümdar” olarak kaydedilir.

İbrâhim Bey’in ölümünden sonra Karaman ili Pîr Ahmed ile İshâk arasında paylaşıldı. Buna göre İshâk merkezi Silifke olan İç İl ile Ermenak ve Mud yörelerine, Pîr Ahmed ise ova bölgesine sahip oldu ve Konya’da oturdu. Ancak çok geçmeden İshâk, Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’dan yardım alarak Pîr Ahmed’in üzerine yürüdü. Pîr Ahmed de Fâtih Sultan Mehmed’e iltica etmek zorunda kaldı. Osmanlılar’ın yardımıyla İshâk’ı yenen Pîr Ahmed Karaman Beyliği’nin tamamını idaresi altına aldı (H. 870/ M. 1465). Uzun Hasan’a sığınan İshâk ise aynı yıl öldü. Karaman Beyliği’nin varlığına son vermeye kararlı olan Fâtih Sultan Mehmed bu maksatla birçok sefer yaptı. Osmanlı kuvvetleri H. 872/ M. 1468 Nisanında önce Gevele’yi, ardından Konya’yı aldı. Buraya Şehzade Mustafâ idareci tayin edildi. Pîr Ahmed mücadeleye devam etti ve Karaman ilinin Toroslar bölgesini idaresi altında tuttu. Karamanlı kuvvetleri karşı saldırıları ile bazı yerleri yeniden ele geçirdi. Akkoyunlu tehdidinin ortadan kaldırılmasından sonra Karamanoğulları’nın elinde kalan dağlık bölgeler, Niğde ve Develi yöresiyle İç İl sahillerine yönelik Osmanlı seferi H. 878/ M. 1474’te başarıyla sonuçlandı ve Karaman Beyliği tam anlamıyla kontrol altına alındı. Pîr Ahmed’in kardeşi Kasım Bey, II. Bayezid’e tâbi olarak bir süre Silifke’de yaşadı. Kasım Bey’in H. 888/ M. 1483’te ölümünden sonra Karaman ileri gelenleri İbrâhim Bey’in torunu Turgut oğlu Mahmud’u İç İl’de bey yaptılarsa da onun Osmanlı-Memlük savaşında Memlükler tarafını tutmasından dolayı üzerine kuvvet gönderilince Halep’e kaçtı (H. 892/ M. 1487). Osmanlı il yazıcısı timarların gelirlerini azalttığı için Karamanlı sipahileri isyan çıkardılar (H. 906/ M. 1501) ve İran’da yaşayan Kasım Bey’in yeğeni Mustafâ’yı bey yaptılar, ancak Mustafâ Bey Osmanlı kuvvetlerine karşı koyamayıp Mısır’a gitti ve H. 919/ M. 1513’de orada öldü. Karamanoğulları’na bağlı Turgutlu, Bayburtlu gibi oymaklar İran’da Safevî Devleti’nin kuruluşunda önemli rol oynamışlardır.

Teşkilât: Kaynak yetersizliği yüzünden fazla bilgi bulunmayan Karaman Beyliği’nin teşkilâtı Selçuklu Devleti’nin bir uzantısı gibidir. Hükümdarlar daima “bey” unvanıyla anılmışlar ve kendilerine böyle hitap edilmiştir. Ancak kitâbelerde, paralarda ve resmî belgelerde “es-sultânü’l-a‘zam, emîr-i a‘zam” gibi Selçuklu hükümdarlık unvanlarının kullanıldığı görülmektedir. Kökü Hunlar’a uzanan geleneğe göre ülke hânedanın ortak malı sayıldığından devletin başında bulunan ulu bey kadınlar da dahil akrabalarına derecelerine göre dirlikler verirdi. Böylece kendisi merkezde (Lârende/ Karaman) otururken oğul, kardeş, amca, yeğenler beyliğin Ermenak, Mud, Silifke, Kayseri, Beyşehir ve Konya gibi şehirlerini idare ederlerdi. Bu gelenek Karamanoğulları’nda beyliğin sonuna kadar sürmüştür. Ulu beyin başşehirdeki teşkilâtının daha küçük örneği bu şehirlerde de vardı. Beylerin saraylarında avcıbaşı, çaşnigirbaşı (sofracıbaşı), çavuşlar (teşrifatçı) ve kapıcıbaşı gibi görevliler bulunurdu.

Devlet işlerinin görüşüldüğü divanın başı vezirdi. Vezir sadece idarî ve siyasî işlere bakar, kumandanlık görevini yüklenmezdi. Bu görevi subaşı veya beylerbeyi üstlenirdi. Başkumandanlar genellikle Turgutoğulları’na mensup beylerden tayin edilirdi. Karamanoğulları beylerinin hassa ordusu yoktu. Onların ordusu timarlı sipahiler ile İç İl, Taş İli ve buralara komşu yörelerde yaşayan oymakların birliklerinden teşekkül ederdi. İshaklı, Ilgın, Aksaray ve Niğde yörelerinde oturan Moğol toplulukları da XIV. yüzyılda yardımcı birlikler olarak Karamanoğulları’nın ordusunda yer almışlardır. Fakat Türkleşmiş olmalarına rağmen “ili günü incitmekten” vazgeçmeyen bu topluluklara pek güvenilmezdi.

Vergi işlerine defterdâr bakardı. Karamanoğulları’nda Osmanlılar’daki gibi şer’î ve örfî olmak üzere iki türlü vergi toplanırdı. Kazaskerin yetkisi geniş olup hemen bütün arazi meseleleriyle o ilgilenirdi. Şehirlerde bulunan kadılar sadece hukukî işlerle değil Osmanlılar’da olduğu gibi idarî işlerle de meşgul olurlardı. Selçuklular’da görüldüğü gibi kırsal kesimdeki bütün topraklar devlete aitti. Buralarda dirlik sistemi uygulanırdı. Hükümdar, yakınlarına ve bazı yüksek rütbeli görevlilere mülk olarak da toprak verirdi. Bunların birçoğu topraklarının gelirlerinin önemli bir kısmını yaptırdıkları câmi, medrese, kervansaray gibi tesislere vakfederlerdi.

İktisadî Hayat: Karamanoğulları ülkesinin geniş ova bölgesinde çiftçilik yapılır ve en fazla buğday, arpa ve yulaf ekilirdi. Bu topraklarda pamuk ziraatı da yapılırdı. Ova bölgesinde bol miktarda koyun (Karaman koyunu) ve aynı ovada yaşayan Türk oymakları tarafından asil atlar yetiştirilirdi. Mısırlı tarihçi İbn Fazlullah el-Ömerî, Marco Polo tarafından “güzel atlar” olarak nitelenen Karaman atlarının Arap atlarından üstün olduğunu ileri sürmüştür. Bu atları yetiştirenlere “atçeken” denirdi. Köylerde ve Türk oymakları arasında Karaman halısı diye anılan güzel halılarla kadifeler dokunurdu. Frenk kadifesinden ayırmak için bunlara Türk kadifesi adı verilirdi. Bertrandon de la Broquière “zengin, bayındır ve güzel bir ülke” olarak nitelediği Karaman Beyliği’nin Lârende ve Konya gibi büyük şehirlerinin önemli alışveriş merkezleri olduğunu belirtmektedir. Kıbrıs Krallığı’na, Venedik ve Cenevizler’e, Osmanlılar’a, Memlük Sultanlığı’na satılan ihraç maddeleri arasında buğday, yün, deri, halı ve at başta gelirdi. Günümüze ancak son Karaman hükümdarları olan II. Mehmed Bey, Tâceddin İbrâhim Bey ve Pîr Ahmed’in gümüş paraları ulaşmıştır.

Kültür ve Sanat: Karamanoğlu Mehmed Bey Türkçe’den başka dil konuşulmamasını emretmişse de zamanla beyliğin resmî dili Farsça olmuştur. H. 762/ M. 1361’de Karamanoğulları tahtına geçen Alâeddin Bey, iyi tahsil görmüş bir hükümdar olup, “Yârcânî” mahlaslı bir şaire şehnâme tarzında Farsça Karamannâme adında bir tarih yazdırmıştır. Bu eser XVI. yüzyıl başlarında Şikârî tarafından mensur olarak Türkçe’ye çevrilmiştir. Beyliğin tarihiyle ilgili yegâne kaynak olan eser destanî nitelikte olduğundan dikkatle kullanılmalıdır. Karamanoğulları’ndan Alâeddin Bey dışında kitap telifini teşvik eden bir başka hükümdar çıkmamıştır.

Sosyal eserlerin inşası bakımından Anadolu beylikleri arasında Karamanoğulları’nın önemli bir yeri vardır. Gerçekten Mahmud Bey’den itibaren Tâceddin İbrâhim’e kadar olan dönemde câmi, medrese, köprü, han, zâviye, türbe ve hamam gibi pek çok eser inşa edilmiştir. Bunların çoğu sanat değeri olan yapılardır. Niğde’de Alî Bey tarafından (H. 812/ M. 1409) yaptırılan Akmedrese, Alâeddin Bey’in hanımının (I. Murad’ın kızı) Karaman’da H. 783/ M. 1381’de yaptırdığı Hatuniye (Nefîse Sultan) Medresesi, Alâeddin Bey’in yaptırdığı dört tekke, yirmi bir han ile Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin kabrinin bulunduğu Yeşil Türbe, yoksullara ve yolculara yemek verdirdiği zâviyeler, Karaman’da hisar içinde yaptırdığı bir câmi ile bir türbe, inşası H. 835/ M. 1432’de tamamlanan mescid, dârülkurrâ, imaret, çeşme gibi tesislerden oluşan İbrâhim Bey Külliyesi, Ürgüp’ün Damsa köyündeki Taşkınbaba Câmii bu eserlerden bazılarıdır. Bunlardan İbrâhim Bey Külliyesi’ndeki medresenin pencere kanatlarıyla Taşkınbaba Câmii’nin mihrabı ağaç oymacılığının en güzel örnekleridir. İbrâhim Bey Mescidi’nin çini mihrabı ise çini sanatının bir şaheseri kabul edilmektedir. Yine Tâceddin İbrâhim Bey ile oğulları Alâeddin ve Kâsım’ın türbelerindeki alçı işleri bu sanatın en güzel örneği olarak nitelendirilmiştir.

BİBLİYOGRAFYA:

Şikarî, Karaman Oğulları Tarihi, Konya 1946, s. 9, 11; Tahsin Ünal, Karamanoğulları Tarihi, Ankara 1957, s. 20; Köprülüzade Mehmed Fuad, “Oğuz Etnolojisine Dair Tarihi Notlar”, Türkiyat Mecmuası, İstanbul 1925, c. I, s. 194, dipnot: 1.; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu ve Karakoyunlu Devletleri, “Karaman Oğulları”, Ankara 2003, s. 1; Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler), İstanbul 1999, s. 274; Hüseyin Nihal Atsız-Ahmed Naci, “Anadolu’da Türklere Aid Yer İsimleri”, Türkiyat Mecmuası, İstanbul 1928, c. II, s. 243-259; Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu (çev. Erol Üyepazarcı), İstanbul 2002, s. 104, dipnot: 7; Sergey Grigoreviç Agacanov, Oğuzlar (çev. Ekber N. Necef-Ahmet Annaberdiyev), İstanbul 2003, s. 335, 372; Marat Durduyev, “Çin Türkmenleri”(çev. Sadettin Gömeç), Tarih Araştırmaları Dergisi, 1997, c. XIX, S. 30, s. 344; İbn Bîbî, el-Evâmirü’l-‘Alâ’iyye, s. 687-706; İzzeddin İbn Şeddâd, Baypars Tarihi (trc. M. Şerefeddin Yaltkaya), İstanbul 1941, s. 90-91; Aksarâyî, Müsâmeretü’l-ahbâr, s. 71, 102, 110, 111, 311, 312, 324; Abdullah b. Ali el-Kâşânî, Târîh-i Olcaytu (nşr. Mehîn Hembelî), Tahran 1348 hş., s. 168-170; İbn Fazlullah el-Ömerî, Mesâlik (Taeschner), s. 23 vd., 48; a. mlf., et-Ta’rîf, Kahire 1312, s. 40-41; Eflâkî, Menâķıbü’l-‘ârifîn, II, 841, 906; Yûnînî, Zeylü Mir’âti’z-zamân, Haydarâbâd 1960, c. III, s. 167, 182, 183, 185; İbnü’d-Devâdârî, Kenzü’d-dürer, c. IX, s. 398-399; Esterâbâdî, Bezm ü Rezm (nşr. Kilisli Muallim Rifat), İstanbul 1928, tür. yer.; Ahmedî, Dâstân ve Tevârîh-i Mülûk-i Âl-i Osmân (haz. Çiftçioğlu N. Atsız, Osmanlı Tarihleri I içinde), İstanbul 1949, s. 339, 345, 533; Kalkaşendî, Subhu’l-a’şâ, c. V, s. 346-347, 365-366; c. VI, 17-18; Anonim Selçuknâme, Ankara 1957, s. 60, 75, 77, 78, 82, 89, 92, 93, 94; İstanbul’un Fethinden Önce Yazılmış Tarihî Takvimler (nşr. Osman Turan), Ankara 1954, s. 32-41; Osmanlı Tarihine Ait Takvimler (nşr. Atsız), İstanbul 1961, s. 23-29; Fâtih Devrine Ait Münşeât Mecmuası (nşr. Necati Lugal-Adnan Erzi), İstanbul 1956, s. 38-40, 57-58, 62-63; Makrîzî, es-Sülûk, c. I, s. 630, 841, 854, 876, 932, 947; c. II, 259, 293, 295, 854; Yazıcıoğlu Ali, Tevârîh-i Âl-i Selçûk, Bibliothèque Nationale, Ms. nr. 737, vr. 401a-404b; B. de la Broquière, Le Voyage d’outremer (ed. Ch. Schefer), Paris 1892, s. 120 vd.;  Âşıkpaşazâde, Târih, tür. yer.; Tursun Bey, Târîh-i Ebü’l-Feth (nşr. Mertol Tulum), İstanbul 1977, tür. yer.; Şikârî, Karamanoğulları Tarihi, tür. yer.; Neşrî, Cihannümâ (Unat), c. I-II, tür. yer.; İbn İyâs, Bedâ’i’u’z-zühûr, tür. yer.; Feridun Bey, Münşeât, c. I, 80 vd., 90 vd., 101 vd., 147 vd., 168-170, 186-188; İsmâil Galib, Takvîm-i Meskûkât-ı Selçûkiyye, İstanbul 1309, s. 110-112; Nihal Atsız, XV inci Asır Tarihçisi Şükrullah, Dokuz Boy Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi, İstanbul 1939, s. 31, 32, 35, 36; Uzunçarşılı, Medhal, s. 141, 151-162; a.mlf., Anadolu Beylikleri, s. 1-38; ayrıca bk. tür. yer.; a.mlf., “Karamanoğulları Devri Vesikalarından İbrahim Bey’in Karaman İmareti Vakfiyesi”, TTK Belleten, c. I/1 (1937), s. 56 vd.; a. mlf., “Niğde’de Karamanoğlu Ali Bey’in Vakfiyesi”, VD, c. II (1942), s. 45-49; Şehabeddin Tekindağ, XIII-XV. Asırlarda Cenûbî Anadolu Tarihine Ait Bir Tetkik: Karaman Beyliği (doktora tezi, 1947), İÜ Ed. Fak.; a.mlf., “Karamanlılar’ın Gorigos Seferi”, TD, c. VI/9 (1954), s. 161-174; a. mlf., “Son Osmanlı-Karamanlı Münasebetleri Hakkında Araştırmalar”, a. e.,  c. XIII/17-18 (1963), s. 43-76; a. mlf., “Şemsüddin Mehmed Bey Devrinde Karamanlılar”, a. e., c. XIV (1964), s. 81-96; a. mlf., “Konya ve Karaman Kütüphanelerinde Mevcut Karamanoğulları ile İlgili Yazmalar Üzerinde Çalışmalar”, a. e., c. XXXII (1979), s. 117-136; a. mlf., “Karamanlılar”, İA, c. VI, 316-330; G. Hill, A History of Cyprus, Cambridge 1948, s. 478, 493, 499, 511, 518-520, 522, 623; E. Diez v. dğr., Karaman Devri Sanatı, İstanbul 1950; Fatih Devrinde Karaman Eyâleti Vakıfları Fihristi (haz. Feridun Nâfiz Uzluk), Ankara 1958; W. Heyd, Histoire du commerce du Levant au moyenâge, Paris 1959, c. I, 550; c. II, 326, 350-357; Konyalı, Konya Tarihi, tür. yer.; a. mlf., Karaman Tarihi, tür. yer.; a. mlf., “Karamanoğlu İbrahim Bey’in Tuğrası”, TY, c. V/323 (1966), s. 13-15; Artuk, İslâmî Sikkeler Kataloğu, c. I, 441-447; Faruk Sümer, “Anadolu’da Moğollar”, Selçuklu Araştırmaları Dergisi, c. I, Ankara 1969, s. 1-147; Cüneyt Ölçer, Karamanoğulları Beyliği Madenî Paraları, İstanbul 1982; D. Ali Gülcan, Karamanoğlu II. İbrahim Bey ve İmareti Tarihçesi, Karaman 1983; Oktay Aslanapa, Türk Sanatı, İstanbul 1989, s. 204-207;  Halil Edhem, “Karamanoğulları Hakkında Vesâik-i Mahkûke”, TOEM, c. II/11 (1329), s. 69-712; c.II/12 (1329), s. 741-760; c. III/13 (1330), s. 820-836; III/14 (1330), s. 873-881; M. Zeki Oral, “Karaman’da Hoca Mahmud Mescidi, Dârülhuffâzı, Vakfiyesi ve Kitâbeleri”, TTK Belleten, c. XXIII/90 (1959), s. 213-227; Faruk Sümer, “Karamanoğulları”, Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2001, c. XXIV, s. 454-460.