Hamidiye (Suğla, Tânrıvermiş)

Karaman merkeze bağlı köy.

37° 19′ 18,9618” kuzey ve 33° 14′ 30,4764” doğu koordinatlarında yer alan köy, Karaman’ın kuzeyinde bulunmaktadır.

Ovada kurulan köy, Karaman’a 15,7 km. uzaklıktadır.

Köyün bulunduğu yerin rakımı (deniz seviyesinden yüksekliği) 1.036 m’dir.

Köy, Dinek, Osmaniye (Yassıören), Beydili, Kızık, Göztepe ve Kılbasan köyleri ile komşudur.

Köye 8 km mesafeden daha yakın 6 köy bulunmaktadır. Kılbasan 4,88 km, Göztepe 5,72 km, Kızık 6,56 km, Dinek 7,07 km, Beydili 7,38 km ve Salur 7,91 km’dir.

Köyün eski adı “karye-i Tânrıvermiş” idi. Hamidiye Köyü, karye-i Tânrıvermiş kalıntılarının üzerine XX. asrın başlarında tekrar kurulmuştur.

Ankara Kadim Kayıtlar Arşivi’nde 565 no.da kayıtlı bulunan Fâtih adına Karaman Eyâleti vakıflarını tespit eden defterde Hisar Mahallesi’nde bulunan Alâeddin Bey Câmii’nin gelirleri arasında “Lârende’nin Tânrıvermiş Karyesi’nde Hoca Reyhan yeri” bulunmaktadır.

Aynı defterde; “Tânrıvermiş Karyesi’nde ırmak kenarındaki yerler” Kal’a/ Sultan Câmii’nin gelirleri arasında sayılmıştır.

Karye-i Tânrıvermiş; H. 888/ M. 1483 yılı Karaman Vilâyeti’nde vâkıfların kaydedildiği Murâd Çelebi Defteri’nde (İstanbul Taksim Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet Yazmaları, nr. O. 116/1); şu şekillerde geçmektedir:

“Evkâf-ı Nefs-i Lârende ma’a Nevâhi

177- Vâkf-ı Câmi-i Alâeddin Beğ der nefs-i Lârende câmii harab olmuş el’ân vâkf-ı der tasarruf-ı Mevlânâ Hüseyin hatîb-i İmâret-i İbrâhim Beğ be hükm-i pâdişâh-ı âlem-penâh hulide mülkuhu; “zemin-i Hoca İmâm der karye-i Tanrıvermiş hâsıl 10.”.

Karye-i Tânrıvermiş; XVI. asrın başlarında Lârende nâhiyesine tabi idi (BOA., TD, nr. 40, s. 954, sene H. 906/ M. 1500).

Mufassal tahrîr defterlerinde; “Tânrıvermiş” suğla olarak kayıtlıdır. Belgelere bakılırsa suğlalar; XVI. yüzyılda sürekli kontrol altında tutulmuş, dolayısıyla Lârende halkına büyük kazançlar temin etmiş, hem de fazla gelir sağladığından padişah hassı durumuna getirilmiştir.

H. 924/ M. 1518 yılında 6 hâne ve 7 Müslüman neferden ibaretti. Vergi hâsılı (geliri) 2.294 akçe idi. Ayrıca Padişah hâssına ayrılan suğlasının hâsılı 5.050 akçe idi.

H. 935/ M. 1529 yılında 8 hâne ve 9 Müslüman neferden ibaretti. Vergi hâsılı 2.314 akçe idi. Ayrıca Pâdişâh hâssına ayrılan suğlasının hâsılı 5.050 akçe idi.

H. 948/ M. 1541 yılı Mufassal Tahrir Defteri (TD nr. 415), 181. sayfasında “karye-i Tânrıvermiş” olarak geçmektedir.

XVI. asrın sonlarına doğru Tımar Ruznamçe Defteri’ne göre Karye-i Tanrıvermiş; Karaman eyâleti, Konya sancağının, Lârende nâhiyesine tâbi’ idi.

H. 20 Rebi‘u’l-evvel 984/ M. 17 Haziran 1576 tarihinde Karye-i Tanrıvermiş’in hâsılı 2.528 akçe ve 922 akçe tımar hissesi Alî evlâtları Hüsrev ve Ağa’nın elindedir (RD., nr. 48, s. 29/2).

H. 992/ M. 1584 yılında Kâş nâhiyesi’ne bağlanan köy 22 Müslüman neferden ibaret olup, vergi hâsılı 2.900 akçe idi (TKA., TK., nr. 113, vr. 187b).

H. 1139/ M. 1727 yılında bir avarız hânesine sahip olan Mandason karyesine Karaman âyânı kasıtlı olarak daha fazla vergi yükleyince, köylüler gizlice köyü terk etmişler, bunun üzerine karyenin bir avarız hânesi, Suğla nâhiyesine nakledilmiştir (KŞS., nr. 281, s. 41/1).

GÜMÜŞÇÜ, Tânrıvermiş Karyesi’nin ne zaman ve neden terk edildiğini, köyde hiç kimse kalmayacak şekilde tamamen mi terk edildiğinin bilinmediğini ifade etmektedir.

R. 1338/ M. 1922’de Konya Vilâyeti Sıhhiye Müdürü Doktor Nazmi Aziz Bey (SELCEN soyadını almıştır, R. 1303/ M. 1887, Arapgir, Malatya-1945, İstanbul) tarafından kaleme alınan “Türkiye’nin Sıhhi-i İçtimai Coğrafyası-Konya Vilayeti” kitapta Hamidiye Köyü, Merkez Nâhiyesi’ne bağlı köyler arasında geçmektedir.

SELCEN, Karaman’da Rumeli ve Bulgaristan’dan göç eden muhacirlerin varlığından söz etmektedir. SELCEN, merkez kazanın kuzeydoğu yönünde merkeze 2 saat mesafede tahminen 30 dönüm genişliğinde Suğla Bataklığı’nın varlığından bahsetmektedir.

Bataklığın tehlike saçtığını ifade eden SELCEN, yaz mevsiminde sıtma hastalığının yaygınlaşmasında başlıca sebep olarak bu bataklığı göstermiştir. Daha önce bataklığın kurutulma imtiyazının bir anonim şirkete ihale edilerek keşif ve plânlarının tanzim edildiğini kaydetmektedir.

Sapancalı Muallim H. Hüseyin Bey (R. 1309/ M. 1893, Sapancalı, Sakarya-1958, ?), R. 1338/ M. 1922 yılında kaleme aldığı “Karaman Ahval-i İçtimâiyye Coğrafiyye ve Tarihiyyesi” isimli kitabında, Merkez kazâya bağlı Hamidiye Köyü’nün Karaman’a mesafesinin 3,5 saat olduğunu kaydetmiştir.

R. 1344/ M. 1928 yılında eski Türkçe alfabe ile yayınlanan “Son Teşkilat-ı Mülkiye’de Köylerimizin Adları” isimli kitapta Hamidiye; Konya Vilayeti, Karaman Kazası, Merkez Nâhiyesi köyleri arasında zikredilmiş ve eski Türkçe harfler ile “حمد يه”, Lâtin harfleriyle “Hamdié” şeklinde ifade edilmiştir.

Köy, Konya ili, Karaman İlçesi, Kılbasan Bucağı’na bağlı iken, 15 Haziran 1989 tarihinde kabul edilen “3578 sayılı 4 il ve 5 ilçe Kurulması Hakkında Kanun” ile Karaman İli, Merkez İlçesi, Kılbasan Bucağı’na bağlanmıştır (21 Haziran 1989 tarihli ve 20202 sayılı Resmî Gazete).

Afyonkarahisar, Rize, Düzce, Kütahya, Karaman, Aksaray ve Erzincan il merkezlerindeki, Adana; Ceyhan ve Pozantı; Aydın, Nazilli; Balıkesir; Bigadiç ve Edremit; Bursa; Gemlik, İnegöl, Karacabey ve Mustafakemalpaşa; Denizli, Güney; Erzurum, Tortum; Eskişehir; Mahmudiye ve Mihalıççık; Gaziantep, Nurdağı; Kocaeli, Gölcük; Malatya, Yazıhan; Manisa; Akhisar, Kırkağaç ve Kula; Tunceli, Hozat; Şanlıurfa, Siverek; Ordu; Perşembe ve Ünye; Isparta, Senirkent; İstanbul; Çekmeköy, Kağıthane ve Sultanbeyli; Denizli, Bozkurt; Kırklareli, Babaeski; Kırşehir, Mucur; Konya; Beyşehir ve Ereğli; Malatya, Battalgazi ve Yeşilyurt; Manisa, Soma; Şanlıurfa, Haliliye; Tokat, Niksar; Sinop, Gerze; Mersin, Akdeniz’deki ilçe merkezlerindeki ile Ankara, Bala Merkez, Kavakyolu’daki mahallelerin adı “Hamidiye”dir.

Afyonkarahisar, Bolvadin; Bilecik; Bozüyük ve Gölpazarı; Giresun, Merkez; Kastamonu, Çatalzeytin; Kırklareli, Vize; Rize, Pazar ve Sinop, Erfelek’teki köylerin adı “Hamidiye”dir.

Bolu, Merkez, Gölköy’deki bağlının adı “Hamidiye”dir.

Karaman ve köylerini araştıran ve bunu kitabında yayınlayan Durmuş Ali GÜLCAN (R. 1319/ M. 1904, Karaman-1996 Karaman), köy halkının 1890 yıllarında Bulgaristan’ın Silistre ili Şumnu kasabası dolaylarında gelen göçmenler olduğunu kaydetmektedir.

GÜLCAN, Deliorman bölgeleri halkından olmaları sebebiyle aşiret boylarından olduklarını, köye iskân edilen muhacirlerin sonradan Marmara ve Ege bölgelerine göç ettiklerini, kimilerinin ise Karaman merkeze taşındıklarından bahsetmektedir.

“Kırım Harbi” (R. 22 Eylül 1269/ M. 4 Ekim 1853-R. 18 Mart 1272/ M. 30 Mart 1856 Osmanlı-Rus) ile hız kazanan göçler “93 Harbi”nden (R. 12 Nisan 1293/ M. 24 Nisan 1877-R. 19 Şubat 1293/ 3 Mart 1878 Osmanlı-Rus) sonra daha da yoğunluk kazanmıştır. Balkanlardan baskı ve zorlamalarla on binlerce Türk nüfus Anadolu’ya akmıştır.

XIX. yüzyılda savaşlar ve diğer nedenlerden dolayı Anadolu Türk nüfusu devamlı azalma göstermekteydi. Özellikle erkek nüfusun azalması üretimi olumsuz etkilediği gibi savaşacak insan gücünü de azaltmaktaydı. Göçmenler azalan Anadolu nüfusunu takviye etmekteydi. Bu nedenle Osmanlı Devleti de gelen göçmenleri iyi karşılayıp tüm ihtiyaçlarını karşılamak sureti ile Anadolu’ya yerleştiriyordu. Bu yerleştirme politikasının altında ekonomi ve savaşacak insan gücü oluşturma isteğinin yanında artık Anadolu’nun Türk’ün son vatanı alacağının anlaşılmış olmasından dolayı Türk nüfusu çoğaltma isteği de yatmaktadır.

Gelen muhacirleri yerleştirmek için kurulmuş olan Muhacirin Komisyonu gelenlerin özellikleri ve isteklerini dikkate alarak yerleştirmeyi yapmıştır. En yoğun yerleştirmelerin yapıldığı yerlerin başında Orta Anadolu (Konya ve Karaman) gelmektedir. R. 1305/ M. 1890 yılına doğru muhacirler için Konya Vilâyeti’nde 227.799 dönüm hâlî arazi olduğu tespit edilmiştir ki, bunun 136.000 dönümü (%59,7) Karaman’da bulunmaktaydı. Karaman’da 6.800 muhacirin iskânına yetecek kadar hâlî arazinin bulunduğunu tespit edilmesi üzerine sevkler başlamış, R. 1305-1306/ M. 1890-1891 ve R. 1314/ M. 1899 yıllarında yoğunluk kazanmıştır. Fasılalarla olsa da daha sonraki yıllarda devam etmiştir.

Devlet muhacirlerin her türlü ihtiyaçlarını karşıladığı gibi zaman zaman muhacirlere yönelik yerli halkın tepkilerine karşı da tedbirler almıştır.

Osmanlı Devleti (H. 698/ M. 1299-R. 1339/ M. 1923), bunlarla ilgili kayıtları ayrıntılı bir şekilde tutmuş ve yerleştirilen muhacirler için oluşturulan yeni yerleşim yerleri olan köy ve kasabaların haritasını dahi yapmıştır.

Şehir ve kırsal kesimdeki hâlî (boş) veya hazine arazileri tahsis edilerek muhacirler yerleştirilmiştir. Muhacirler kısmen çölümsü bir manzara arz eden geniş düzlüklerde ve daha önceki yüzyıllarda terkedilmiş ören yerlerinde iskân edilerek, buraların yeniden şenlendirilmesine çalışılmıştır.

Karaman ve çevresindeki alanlarda XIX. yüzyılın başından itibaren mahalle ve köy olarak çok sayıda yerleşim yeri (İslihisar, Karalgazi, Bosala, Mecidiye, Mesudiye, Mercik, Davgandos, Göztepe, Hamidiye, Üçbaş) ortaya çıkmıştır.

Karaman’a sevk edilen 45 hâneden 15 hâne kadarı Konya civarında kalırken, diğer 35 hâne Karaman’a ulaşmıştır. Tamamı Şumnu civarından gelmiş olan Deliorman Türklerindendir

İçlerinden 12 hânede 32 nüfus, Karaman’ın 15 km kadar kuzeyinde “Tanrıvermiş” adıyla maruf bir ören yerinde yerleştirilerek, teşkil etmiş oldukları karyeye Sultan II. Abdülhâmid Hân’ın (R. 10 Eylül 1258/ M. 22 Eylül 1842, Topkapı Sarayı, İstanbul- R. 10 Şubat 1334/ M.10 Şubat 1918, Beylerbeyi Sarayı, İstanbul) adına izafeten “Hamidiye” adı verilmiştir (BOA., İrâde-i Dahiliye, nr. 5971, lef. 1 ve Dahiliye Nezâreti Evrak Odası, nr. 285, sene R. 1316-17/ M. 1900-01, s. 11).

Türkiye’de siyasî adlandırma akımı, R. 1240/ M. 1860’larda Aziziye’lerle başlamıştır. Abdülhâmid yıllarında tespit edildiği kadarıyla 100 dolayında Hamidiye, Hamidabad, İhsanıhamid, Eserihamid, Kemerihamid, Ümranıhamid, Lütfihamid, Bünyanıhamid, Mamuretülhamid vs. bulunmaktadır.

Köy, halk arasında “Suğla/ Soğla” şeklinde de telaffuz edilmektedir.

R. 1324/ M. 1908 yılında gelen muhacirlerden bir grup, daha önce Şumnu muhacirleri tarafından kurulan Hamidiye Köyü’ne yerleştirilerek, bunların teşkil ettikleri mahalleye “Cedidiye” adı verilmiştir (Babalık Gazetesi, Nr. 894, R. 11 Teşrinisani 1324/ M. 24 Kasım 1908, s.1).

Şumnu (Šumen); Kuzey Bulgaristan’da tarihî bir şehirdir. Şumnu platosundan dik yamaçlarla inilen ve bu platodan 200 m daha aşağıda bulunan Bokluca (Projna) çayının iki yakasında deniz seviyesinden 230 m yükseklikte kurulmuş, kuzey tarafından, bu yönden gelecek olanların göremeyeceği biçimde alçak tepelerle korunmuştur.

Coğrafî konumu şehrin olduğu yeri kolay savunulabilir bir duruma getirmiştir. XI ve XII. yüzyıl Bizans otoriteleri şehri “Simeonis” diye adlandırmıştır. XII. yüzyılın ortalarında Şerîf el-İdrîsî burayı “Misionis”in bozulmuş biçimi olarak anar, eski ve meşhur bir şehir olduğunu söyler. II. Bulgar İmparatorluğu’nun (1186-1393) sıkıntılı yıllarında Şumnu küçüklüğüne rağmen ekonomik ve askerî merkez halinde öncelikli bir öneme sahiptir.

Şehir Osmanlı idaresine H. 790-791/ M. 1388-1389 yıllarında kış seferi sırasında geçti. Vezîriâzam Çandarlı Ali Paşa çatışma olmadan müstahkem şehri ele geçirdi. Osmanlı tarihçisi Neşrî’nin anlattıklarıyla örtüşen o döneme ait bir rivayete göre ovada karargâh kuran Osmanlılar’a şehrin kalesinin anahtarları ahali tarafından teslim edilmiştir.

H. 884/ M. 1479, H. 890/ M. 1485, H. 922/ M. 1516, H. 932 / M. 1525, H. 963/ M. 1555 ve H. 988/ M. 1580 tarihli Niğbolu Sancağı tahrir kayıtlarından anlaşıldığına göre; Anadolu’dan getirtilen Türkmen gruplarınca iskân edildi. İki yüzyıl boyunca Şumnu kazasının güney yarısındaki eski Bulgar Hıristiyan köylülerinin bir bölümü Müslüman oldu ve zamanla Türkçe’yi benimsedi (Gradište, Ivanovo/ Huyvan, Manoilic, Smolovce, Troitsa, Tusevica ve Yankovo). Bu durum Şumnu’daki Müslüman-Türk unsurunu güçlendirmiştir.

Şumnu’daki tarihî işlemeli Osmanlı evleri, XIX. yüzyıl istihkâmları, kışlaları ve ambarlarıyla camileri şehrin uzun Osmanlı geçmişiyle olan güçlü bağlarını ortaya koymaktadır.

Şehir günümüzde, Karadeniz kıyılarını başşehire bağlayan önemli Varna-Sofya demiryolu üzerinde kara ve demiryolu kavşağı durumundadır.

H. 1312-1317/ M. 1897-1901 yılları 323 Numaralı Karaman Şer’iyye Sicili’nde Hamidiye Karyesi’nden ismi geçenler şunlardır: “Fâtıma bint-i Yûsuf, İsmâ’îl bin İslâm, Tahir bin Mustafâ, Ferîde bint-i Ferhâd, Nefîse bint-i Mustafâ, Şa’bân bin Îsâ, Fiedwvs bint-i Abadullâh, Fâtıma bint-i Recep, Îsâ bin Osmân, Habbe bin Abdullâh, Mehmed bin Durmuş, Yûsuf bin Emin, Hadîce bint-i Abdullâh ve Mehmed bin Mustafâ.”

H. 24 Safer 1323/ M. 30 Nisan 1905 tarihli Hamidiye Karyesi’nden 6/2 vefat eden askerin (Çavuş Temir bin Îsâ) veraseti ile ilgili kararda, kardeşleri Sâlih, Nazîf ve Alî bin Îsâ’nın isimleri geçmektedir (319 Numaralı Karaman Şer’iyye Sicili, numara: 9).

H. 13 Cemaziyelevvel 1324/ M. 5 Temmuz 1906 tarihli 137/2 Hamidiye Köyü Câmii’ne vakf ile ilgili kararda; yeniden bina ve inşa olunan câmiiye karye sakinleri Ahmet oğlu Emîn Ağa ve Ahmed-oğlu Mustafâ Ağa ve Murâd oğlu Emîn Ağalar’ın 2 bin kuruşla mütevelli tayin edilmişlerdir. Bu para câmiin ta’mir, termîm ve sair masraflarına, hâtibinin maaşına ve kalanı kândil yağı için ayrılmıştır.

Münhal  bulunan câmiin hatiplik vazifesi, Evkâf Vekili Ahmed Aşkî Efendi bin Hasan Efendi’nin huzurunda kır’âat ve tecvîd yönünden imtihânı kazanan köy sakinlerinden Rûmili muhâcirlerinden Hâcı Mehmet oğlu Ahmet Efendi’ye tevcîh edilmiştir (319 Numaralı Karaman Şer’iyye Sicili, numara: 196).

Köy, H. 1314/ M. 1896 yılı Konya Vilâyeti Salnâmesi’nde (İl Yıllığı) Hamidiye Köyü; 23 hânede 95 kişi olarak kayıtlıdır.

R. 1320/ M. 1904 yılında yapılan genel nüfus sayımında Hamidiye Karyesi’nde 212 kişi sayılmıştır.

Sapancalı Muallim H. Hüseyin Bey, R. 1338/ M. 1922 yılında köyün nüfûsunu 32 hâne ve 147 kişi olarak kaydetmiştir.

Köyün nüfusu, R. 1341/ M. 1925 yılında yapılacak mebus (milletvekili) seçimi için hazırlanan nüfus defterine göre 226’dır.

Köy, 1935’de 195, 1940’da 245, 1945’de 275, 1950’de 320, 1955’de 351, 1960’da 358, 1965’de 401, 1970’de 442, 1975’de 340, 1980’de 361, 1985’de 378, 1990’da 213 ve 2000’de 182 kişi olarak sayılmıştır.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 2007 yılında geçilen Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne (ADNKS) göre köyün nüfusu 133’dür.

2008’de 170, 2009’da 158, 2010’da 160, 2011’de 156, 2012’de 143, 2013’de 176, 2014’te 157, 2015’te 153, 2016’da 161, 2017’de 164, 2018’de 154 ve 2019’da 155 kişi olarak tespit edilmiştir.

Köy nüfusuna kayıtlı ailelerin soyadları; Adalılar (Adalı), Hocaoğlu (Akçay), Ateşoğulları (Ateş), Mahmutrefiyeçocukları (Ayan), Recep ve Fetiyeçocukları (Balkır), Hacımemedalidamadı (İslihisar’dan gelme, Başaran), Hacıhaliloğulları (Mecidiye’den gelme, Çavaklar), Samıtlar (Çelebi), Zülkanioğulları (Çelikkaya), Yavaşlar (Çeliksever), Pomakhocadamadı (Dağ), Halilibrahimler (Demir), Lazoğulları (Demirci), 51göçmeni (Davudagaoğulları da denilmektedir, Demirer), Yavaşlar (Ekin), Rahimoğulları (Ekinci), Hacızülfikarçocukları (Esen), Ömercevriyeçocukları (Güder), Tayiroğulları (Güloğlu, Sağlamçelik), Pomaklar (Irgat), Kenarlar (Işık, Yaşar), Hacıtahirçocukları (Koçak), Mazinoğulları (Koçaklı), Hacıhasanlar (Özçelik), Boşnaklar (Saraç), Delihasanlar (Toprakcı), Tokucalılar (Türkoğlu), Karahüseyinler (Uğurlu), Hocaoğulları (Yıldırım), Yanıklar (Tüfekci, Ertüfekçi), Hacıkaraniçocukları (Yıldız) ve Rafimanavfatmaoğlu (Yücel), Çobansalioğulları’dır (Yüksel).

122 seçmeni olan Hamidiye Köyü’nde 1 Kasım 2015 günü yapılan 26. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri’nde 113 seçmen 1367 numaralı sandıkta oy kullanmıştır. Kullanılan oyların tamamı geçerli sayılmıştır.

Hamidiyeliler, 94 oyla en fazla AK Parti’yi tercih etmişlerdir. MHP ve CHP 9’şar oy alırken, HDP’ye ise hiç oy çıkmamıştır.

16 Nisan 2017 tarihinde Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçişi öngören halk oylaması (referandum) sonuçlarına göre köyde; %80,7 evet çıkarken, %19,3 oranında hayır çıkmıştır.

Köy Muhtarı; Fehmi BAŞPINAR’dır (irtibat numarası: 0 546 512 07 21).

Köyün azaları; Emre YÜCEL, Sabri ÇELİKSEVER, Zeynel IRGAT ve Ahmet IŞIK’tır.

Köyün eski muhtarları; Ekrem KOÇAK (2009-2014), Osman ÇELEBİ (1999-2009), Fikret DEMİRCİ (1984-1999), Necip ÇELEBİ (1977-1980), Recep KOÇAKLI (1975-1977), Yaşar TÜRKOĞLU (1973-1974), Veysel YILDIZ (1968-1973), Ahmet YILDIRIM (1964), Harun YILDIZ (1963-1964), Mehmet Ali YAŞAR (1954), Mehmet Ali IŞIK (1950), Mehmet DAĞ (1949-1950), Yusuf ŞEN (1948-1949) ve Zeynel KÜÇÜK’tür (1947-1948).

Köy yakınında bulunan Suğla Gölü, aslında tam bir göl olmayıp, büyük ölçüde bataklık özelliğine sahiptir. Göl ve çevresi yüzyıllar boyunca verimli tarım arazisi olarak önemli bir gelir kaynağı konumunda idi. Bu özelliği ile Osmanlı Kanunnâmelerinde,  Şer’iyye Sicillerinde, Osmanlı Mufassal Tahrir Defterlerinde ve çizilen haritalarda yer almıştır.

Göl, R. 19 Mart 1329/ M. 1 Nisan 1913 tarihli irâde-i seniyyede; “Konya Vilâyeti’nde Karaman Suğla Gölü” ve “Konya Vilâyeti’nde Karaman Suğla Bataklığı” şeklinde yer almaktadır. Günümüzde burası kurutulmuştur.

Yerleşme yerinin özelliğini belirten basit adlar, sonradan özel ad değerini kazanmıştır. Köy, Suğla Gölü ile imtizaç etmiştir ki, “Tanrıvermiş” ismi unutulmuş, “Suğla/ Soğla” adıyla anılır olmuştur. Köyün adı günümüzde “Hamidiye” olmasına rağmen halk arasında hâlâ “Soğla” şeklinde telâffuz edilmektedir.

Suğla Türkçe bir kelimedir. Bu kelimeyle tuzla, kumla, tarla, kışla veya yayla gibi Türkçe kelimeler arasında yapı bakımından büyük bir benzerlik vardır. Türkçede “soğulmak” kelimesi ırmak, göl, pınar veya kuyu suyu gibi kaynakların çekilmesi anlamında kullanılır. Suğla adının da bu kökten geldiği düşünülmektedir. Türk Dil Kurumu’nun çıkarmış olduğu “Türkiye’de Halk Ağzından Söz Derleme Dergisi”ne göre, “soğla” kelimesi Anadolu’da çok yaygındır.

Bölgemizde “sola” biçiminde de kullanılan soğla; göl ve bataklıklarda su çekilmesiyle elde edilen ve daima yaş bulunan altı sulu toprak, sulu tarla anlamında kullanılmaktadır.

Hamit Zübeyr ve İshak Refet, “Anadilden Derlemeler” adlı çalışmalarında bu kelimenin Orta Anadolu’da “suvla” biçiminde kullanıldığını da tespit etmişlerdir ki, “yağmur suları için yerde kazılan hendek” anlamını vermişlerdir.

Bu verilere göre, suğla (< soğla) adının “göl sularının çekilmesiyle meydana gelen bataklık (veya tarla) anlamına geldiği anlaşılmaktadır.

Karaman ovasına su taşıyan Eskiçay, Gödet Çayı,  İbrala ve Deliçay yağışın fazla olduğu yıllarda Suğla ve Çavuş  bataklıklarını oluşturuyordu. Bu ziraî faaliyette bulunulacak arazi kaybına sebep olduğu gibi sıtma dolayısıyla halk sağlığını da tehdit ediyordu.

2009-2014 yılları arasında köyün muhtarlığını yapan Ekrem KOÇAK, göl ve bataklık sularının kurutulmadan önceki hâlini şu şekilde anlatmaktadır: “Su köyün yakınlarına kadar ulaşır, evlere yaklaşık 200‐300 m uzaklıkta olurdu. Gölde 2‐3 metre kadar su oluyordu. Fazla derin değildi. Buralarda çok kamış  olurdu. Aşağı yukarı 20 yıldır su yok. Kılbasan üzerinden Karaköprü suyu gelirdi buralara. Çok su (8‐10 m) geldiği zamanlarda kanallarda patlamalar olurdu. Taşan sular buralar alçak olduğu için buralara akardı. Tahliye kanalları tarlalardan artan suları dökmek için yapılmıştı. Buralar hep kamışlıktı, sazlıktı. 4-5 metre boyunda kamış olurdu. Bizim evlerin üzerinde gördüğünüz kamışlar bu gölün kamışıdır. Bu köyden kamış bile satarlardı. İhraç bile ediyorlardı, Avrupa’ya gönderilirdi. 1980’lerde yapılırdı bu iş.”

1936 doğumlu Duran IŞIK, “Bu köyün gölü vardı. Kamışı sazı biterdi. Ördeği kazı öterdi. Bu köyün at sürüleri vardı. Sığır sürüsü vardı. Burada, gölde kaç çocuk boğuldu, öldü? Kimisi köprüden düştü, kimisi kayığa bindi, yumurta toplayacağız derken. Bu köyün boğuşan keleleri vardı. Kapışan atları vardı. Şimdi bir şey görebilir misin? Gitti, nereye gitti? Bilmem nereye gitti. Göl kurusun derken, gölü de kuruttuk, kendi istediğimizle” şeklinde eski günleri yâd etmektedir.

Tanin gazetesi adına R. 1326-27/ M. 1910-1911 yıllarında Anadolu’ya yaptığı üçüncü gezisinde (Mersin, Adana, Konya) Karaman’a da uğrayan Gazeteci Ahmet Şerif (R. 1299/ M. 1883-1927, İstanbul), notlarında XX. yüzyılın başlarında Karaman’ın iki önemli problemi olduğundan bahsetmiştir. Bunlardan birincisi bölgenin yerli halkı ile muhacirler arasındaki arazi anlaşmazlıkları, ikincisi ise Suğla meselesidir.

Gazeteci Ahmet Şerif Bey, R. 12 Nisan 1326/ M. 25 Nisan 1910 tarihli yazısında Karaman izlenimlerini şu şekilde paylaşmıştır: “Bu kaza içinde, evvelce yerleştirilen göçmenlere, gelişigüzel verilen arazinin, kısmen sahibi olması, yerlilerle göçmenler arasında kavgaya sebep olmakta ve hükümeti, meşrutiyetin ilânından beri, zor bir durumda bırakmaktadır. Bu durumdan, memleketin eşrafı, ağaları faydalanmaktadır. Onlar, göçmenleri, eski halk aleyhine, teşvik ederek, tecavüz ettikleri araziyi, ortaklık suretiyle, tarım için, tohumluk veriyorlar, yani eski halkın mutasarrıf olduğu arazinin bir kısmını, hükümet, göçmenlere taksim ettiği gibi, bir kısım da, eşrafın teşvik ve himayesiyle, göçmenler tarafından tecavüze uğramaktadır.  İki sene evveline kadar, halk, seslerini çıkarmıyordu. Fakat şimdi, haklı olarak, şikâyet ediyorlar ve haklarını istiyorlar. Göçmenler ise bu araziyi, kendilerine hükümetin dağıttığını söylüyorlar. Bu anlaşmazlıkların bazân karşılıklı dövüşlere ve öldürmelere kadar vardığı, birkaç kişinin kurban gittiği de gerçektir.

Suğla meselesi Karaman’ı epey uğraştırmaktadır.  İçinde üç‐dört köy bulunan Suğla Bataklığı, boş araziden olup, bunun kurutulması, kanallar açılarak, suların beş‐altı saat bir yere akıtılması için evvelce  İstanbul’da bazı paşazadeler tarafından teşebbüse geçilmiş ve Gabril Efendi’nin nazırlığı zamanında imtiyaz alınmak durumuna gelinmiş  iken işin içinde yabancıların bulunduğunu anlayan ve kendileri için hayatî bir mesele olduğunu takdir eden Karaman halkıyla köylüler başvurmuşlar ve söylediklerine göre, imtiyazın verilmesine engel olmuşlardır. Bunun üzerine, Karamanlılarla ilgili köylülerin katılabileceği bir  şirket kurulmasına teşebbüs edilmiş ve bin beş yüz lira kadar bir para toplanmıştır. Halk ve köylüler, eğer  İstanbul’dan istenilen imtiyaz verilirse hayvan besleyemeyeceklerini, araziden faydalanmayacaklarını pekiyi anlıyorlar ve her türlü fedakârlığa katlanarak imtiyaz almaya çalışacaklarını yahut çalışmaların hükümet tarafından yapılıp arazi tapuya bağlanarak kendilerine satılmasını söylüyorlar. Fakat kurutma çalışmalarının yapılması en aşağı on beş-yirmi bin lira harcanmasına bağlı bulunduğundan teşebbüsün evveliyatına göre bunun sağlanması biraz güç gibi görünüyor ve işe kanunsuz çıkarlar karışacağından korkuluyor.”

Gazeteci Ahmet Şerif Bey’in kaygıları boşuna değildi. Bölgenin verimli topraklara sahip olması gözlerin buraya çevrilmesine sebep olmuştur. Bataklığı kurutup ortaya çıkacak tarım arazisine sahip olmak bazı kişilere cazip gelmiştir. Bu ard niyetli kişiler bölge halkı ve arazi sahiplerini hiçe sayarak kendi menfaatleri doğrultusunda hareket etmek istemişlerdir. Bunlar emellerini gerçekleştirmek için devlet eliyle bir irâde-i seniyye çıkartmayı bile başarmışlardır. R. 19 Mart 1329/ M. 1 Nisan 1913’te Karaman Suğla Bataklığını kurutma imtiyazının ilgili kişilere verildiği onaylanmıştır. R. 2 Nisan 1329/ M. 15 Nisan 1913’te 18 nolu sadrazamlık tebliği ile irâde‐i seniyye imtiyaz sahiplerine duyurulmuştur.

R. 14 Ağustos 1329/ M. 27 Ağustos 1913’te imtiyaz sahipleri ve devlet adına söz konusu irâde‐i seniyyeye uygun olarak mukavelename karşılıklı olarak imzalanmıştır. Böylece irâde‐i seniyye ve irâde‐i seniyyeye iktiran eden yani eki haline gelen mukavelenâme R. 10 Şubat 1329/ M. 23 Şubat 1914 tarihinden başlamak üzere kısım kısım Takvîm‐i Vekayi’de yayınlanmıştır.

Bu işi devlet adına organize eden Gabriyel Noradunkyan (R. 25 Temmuz 1324/ M. 7 Ağustos 1908‐R. 27 Ağustos 1325/ M. 9 Eylül 1909) ve Nikola Konstantin Basarya (R. Kanunusani 1328/ M. Ocak 1913-R. Haziran 1329/ M. Haziran 1913) gibi Nafıa (Bayındırlık) nazırlarının (bakanların) ve imtiyaz sahiplerinden Bogos Arslanyan ve Ohannes Arslanyan’ın da Ermeni olması dikkat çekicidir. Ayrıca yine imtiyaz sahiplerinden olup mukavelenameye imza atmayıp vekâletnâme ile kendilerine Ohannes Arslanyan ve Rıfat Efendiyi vekil tayin eden Osman Paşazâde Ahmed ve Edhem Paşazâde Tevfik Bey ve kendi adına mukavelenâmeyi imzalayan tüccardan Mahmud Efendi’nin kimler olduğu ise bilinmemektedir.

Proje için özellikle çoğunluğunu Ermenilerin oluşturduğu bir gruba imtiyaz verildiği ya da bazı kişilerin bu hususta Ermenilerle işbirliğine girdiğini göstermektedir.

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde gündeme gelen bu proje muhtemelen I. Dünya Savaşı’nın başlaması, arazi sahiplerinin kabul edemeyeceği hükümler taşıması ve imtiyaz sahiplerinin büyük bir rant elde etmek peşinde olduklarının anlaşılması nedeniyle başarılı olamamıştır. Elbette ki bu projenin o günlerde gerçekleştirilememiş olması sevindiricidir.

Sapancalı, Suğla Bataklığı ile ilgili olarak; “Karaman’ın havasını asıl ifsad ve birçok hastalıkları tevellüd eden mezrûi doğuran bataklık budur. Suğla Bataklığı, Çavuş Gölü’nden akan su ile teşekkül etmişdir. Bu bataklık dahi takriben yiğirmi bin dönüm(ü) mütecaviz arazi işgal etmekde olub, kurutulması içün on sene evvel bir anonim şirketi teşekkül ederek imtiyazını almışdır. İmtiyaz sahipleri; maalesef teybis içün bir ameliyyât başlamadı. Teybis olunduğu gibi meydana çıkacak arazi imtiyaz sahiblerine kalıyor. Aynı zemanda civarındaki karyeler ahalisine de mezkûr araziden istifade içün bazı müsaadat bahş edildiği mukavelenâmede mündericdir. Filhakika şu menhut bataklık ortadan kalkarsa Karaman’ın havası fevkalâde letafet ve ciyadet iktisab edecektir.” demektedir.

18 Ocak 1950 tarihinde bataklıkların kurutulması ile ilgili kanun yayımlanmıştır (5516 sayılı Bataklıkların Kurutulması ve Bundan Elde Edilecek Topraklar Hakkında Kanun, 23/01/1950 tarihli ve 7413 sayılı Resmî Gazete). Kanunun bataklıkların kurutulmasının teşvik ettiği görülür. Vatandaş bir bataklığı kuruttuğunda arazi kendisine verilecek, tapusuna sahip olacaktır.

Suğla bataklığı devlet imkânlarıyla kurutulmuştur. Kimseye ayrıcalık tanınmadığı gibi arazi sahipleri de zor durumda bırakılmamış, toprak ya da para talep edilmemiştir.

1951-1956 yılları arasında bütün bu çayların fazla sularını Ereğli Akgöl’e taşımak için 50 km’si Deliçay, 15 km’si  İbrala ve 8 km’si Çavuş olmak üzere toplam 73 km uzunluğunda ana boşaltım kanalları açılmıştır. Bu proje ile 30 bin dönüm arazi kurutulmuştur.

Boşaltım kanallarının Devlet Su İşleri (DSİ) yetkililerinin kontrol ve gözetiminde bakımı, temizliği ve korunması ilgi çekici bir uygulama ile çevre köyleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Bunun için bu tesislerden yararlanan çevre köyler (Kılbasan, Akçaşehir, Dinek, Çoğlu, Osmaniye, Hamidiye, Burunoba, Göztepe, Kızık, Salur, Sudurağı, Ekinözü ve Beydilli) bir araya gelerek ” Karaman Ovası Taşkın Koruma Tesisleri” adında 1969 yılında bir birlik kurmuşlardır. Birliğin kuruluş sermayesi köy ve belediyelerin yararlanma oranına göre belirlendiğinden Hamidiye Köyü Muhtarlığı 180 TL’lik katkıda bulunmuştur.

1958 yılında yapılan Ayrancı Barajı ve 1988 yılında inşa edilen Karaman merkezdeki Gödet Barajı da göl ve bataklıkların kurutulmasına katkıda bulunmuş fakat bu uygulama günümüzde yer altı sularının çekilmesine sebep olmuştur.

Kuruyan göl yeri, 1988’lerde kadastro çalışmaları esnasında meraya bırakılmıştır.

Konya Ovası Projesi (KOP) kapsamında Göksu Havzası’nın suları bölgeye kazandırıldığında gerek Süleymanhacı gerekse Suğla Gölü’nün yeniden ihyâ bulması için bu alanlara su verilmesi gündeme gelmiştir.

KOÇAK; “Gölün tekrar su ile doldurulması işimize çok yarar. Neden yarar diye soracak olursanız yer altı suları her geçen gün daha derine iniyor. Eskiden tarlalarda zincirli kuyular vardı o kuyularda sular 1 metre derindeydi elimizle erebiliyorduk. Elimizi yıkayıp oradan su içerdik. Şimdi o sular hep gitti. Şu anda dalgıç pompalar 70-80 metreden su çekiyor. Buraları tekrar su doldururlarsa yer altı suları da elbette zenginleşecek. Hayvanlara da tekrar ot olacak.” şeklinde beklentisini dile getirmiştir.

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Arpa başta olmak üzere dane mısır, buğday, şekerpancarı, kuru fasulye, silajlık mısır, elma, Macar fiği ve yoncadır.

Köyde 634 dekar alan nadasa bırakılmaktadır.

1987 yılında 1.533 hektar alan mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu gereği arazi toplulaştırması gerçekleştirilmiştir.

Köyün Göztepe ve Yuvatepe (Mercik) köyleri birlikte kurulan tarımsal kalkınma kooperatifi gayri faaldir.

17 ortaklı olan köyün sulama kooperatifi 2002 yılında kurulmuştur. Köy Karaman Ovası Sulama Birliği sulama sahası içerisinde yer almaktadır.

Köyde 42 adet büyükbaş hayvan varlığı ile 1.424 adet koyun ve 503 adet keçi olmak üzere toplam 1.927 adet küçükbaş hayvan varlığı bulunmaktadır. 980 adet arı kovanı mevcuttur.

Köyün kadastrosu 5 Nisan 1958 tarihinde kesinleşmiştir. Köyün orman varlığı bulunmamaktadır.

Köyün mevkiileri; Çayırlık, Çıngırıklı, Çimbent, Çoğlu Yolu, Değirmen Yolu, Ergan Kaş, Ezgan Kaş, Karabent, Köy Yanı okulcivarı, Köyiçi, Özboyu, Özgankaş, Özlen, Soğla, Tolaltı, Toprakkuyu, Yavşanlık ve Yeniöz’dür.

1948’de inşa edilen ilkokul, 1949 yılında öğretime başlamıştır. Köyün çocukları ilk ve orta öğrenim için Kılbasan Köyü’nde bulunan Kılbasan İlkokulu ve Kılbasan 75. Yıl Ortaokulu’na taşınmaktadır.

Köyün medar-ı iftihârı şehidleridir. Piyade Er Süleymân-oğlu İsmâ’îl (R. 1305/ M. 1889-25 Temmuz 1331/ M. 7 Ağustos 1915); Birinci Cihân Harbi, Çanakkale Cephesi, Arıburnu Muharebesi’nde şehadet şerbetini içmiştir.

Piyade Er Mahmûd-oğlu Ahmed (R. 1300/ M. 1884- 22 Eylül 1331/ m. 5 Ekim 1915); Birinci Cihân Harbi, Çanakkale Cephesi, Kanlısırt’ta şehit düşmüştür.

Piyade Er Bekiroğulları’ndan Alî-oğlu Osmân (R. 1307/ M. 1891- R. 26 Teşrinievvel 1338/ M. 26 Ekim 1922); İstiklâl Harbi, Garp Cephesi, Tanaş Muharebesi’nde şehid olmuştur.

Muhacirlerin iskânında inşa edilen kerpiç câmii’ye 1988 yılında minâre yapılmıştır. Câmii 2002 yılında ise tadilâttan geçirilmiştir.

Köyün içme suyu 1 adet derin kuyudan sağlanarak su deposundan şebekeye verilmektedir. Köy yolu asfalt olup, köyiçi yolu parke taşı ile kaplanmıştır.

BİBLİYOGRAFYA:

Mehmet Akif Erdoğru, “Murâd Çelebi Defteri: 1483 Yılında Karaman Vilâyetinde Vakıflar-II”, Tarih İncelemeleri Dergisi, c. XVIII, S. 2, Aralık 2003,  s. 118; İbrahim Hakkı Konyalı, Âbideleri ve Kitâbeleriyle Karaman Tarihi, Ermenek ve Mut Âbideleri, İstanbul 1967, s. 255, 311; Ahmet Cengiz, Karaman Tarihi (XVIII. Yüzyıl), Konya 2014, s. 257; Mehmet Yılmaz, Konya Vilâyeti’nde Muhacir Yerleşmeleri (1854-1914), basılmamış doktara tezi, Konya 1996, s. 217, 224, 238, 239; Sapancalı Muallim H. Hüseyin Bey, Karaman Ahval-i İçtimâiyye Coğrafiyye ve Tarihiyyesi (1338 R./ 1341 H.), Yayınlayan: İbrahim Güler, Ankara 1993, s. 31, 72; Son Teşkilat-ı Mülkiye’de Köylerimizin Adları, Dahiliye Vekaleti, İstanbul 1928, s. 853; Osman Gümüşçü, XVI. Yüzyıl Larende (Karaman) Kazası’nda Yerleşme ve Nüfus, Ankara 2001, s. 53, 65, 106, 107, 112, 118, 175; Machiel Kiel, “Şumnu”, TDV İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2010, c. 39, s. 227-230; Sapancalı Hüsnü Hüseyin, Karaman Ahval-i İctimaiyye Coğrafiyye ve Tarihiyye R. 1338/ H. 1341 (Birinci Kitap), Yay. İbrahim Güler, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1990, s. 31; Durmuş Ali Gülcan, Karaman Mahalle, Kasaba ve Köyleri Tarihçesi, Karaman 1989, s. 214; Mehmet Bildirici, Tarihi Su Yapıları (Konya, Karaman, Niğde, Aksaray, Yalvaç, Side, Mut, Silifke), Ankara 2009, s. 327, 328, 354; Alaattin Aköz, 319 Numaralı Karaman Şer’iyye Sicili 1905-1906 (R. 1320-1322), Konya 2012, s. 50, 251; Alaattin Aköz, 323 Numaralı Karaman Şer’iyye Sicili 1897-1901 (R. 1312-1317), Konya 2012, s. 50, 53, 67, 70, 90, 92, 105, 144, 164; Abdullah Uysal, Necati Alodalı, Musa Demirci, Dünü, Bugünüyle Karaman Kültür-Tarih-Coğrafya, Konya 1992, s. 151; İçişleri Bakanlığı, İller İdaresi Genel Müdürlüğü, Köylerimiz (1 Mart 1968 gününe kadar), Ankara 1968, s. 265; Alaattin Uca, Aytunç Ülker, “Karaman Suğla Gölü Hakkında Çıkarılan Bir İrâde-i Seniyye ve Verilen İmtiyaz”, Tarihin Peşinde, Uluslararası Tarih ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl: 2015, sy: 13, s. 13-50; Hasan Eren, “Suğla”, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Enstitüsü Türkoloji Dergisi, c. IV, sy. 1, Ankara 1972, s. 93‐96; Suat Yıldız, (H.984) 1576-1577 Tarihli Timar Ruznamçe Defterine Göre Karaman Eyaleti (Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Konya 2010, s. 157, 244; Doğan Koçer, Karaman Temettü’ât Defterleri, Karaman 2007, c. 1, s. 237, 241; Nazmi Selcen, Türkiye’nin Sıhhi-i İctimâi Coğrafyası Konya Vilâyeti, Yayına hazırlayan ve sadeleştiren: Mehmet Karayaman, Konya 2009, s. 80, 82, 85, 86; Sevan Nişanyan, Hayali Coğrafyalar: Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Değiştirilen Yeradları, İstanbul 2011, s. 32; 2015 Faaliyet Raporu, İl Gıda, Tarım Hayvancılık Müdürlüğü, Karaman 2016, s. 10; www.msb.gov.tr erişim tarihi: 20.12.2016 https://biruni.tuik.gov.tr/medas/?kn=95&locale=tr erişim tarihi: 05.02.2016; http://karaman.gov.tr/il-mahalli-idareler-mudurlugu erişim tarihi: 19.02.2016; https://sonuc.ysk.gov.tr/module/ssps.jsf erişim tarihi: 07.02.2016; bucivar.com/karaman/merkez/hamidiye erişim tarihi: 20.12.2016;

Uğur ERKAN.