Gazavatnâme

Osmanlı devrinin ilk şairlerinden olan Karamanlı Dursun Fakih’in kaleme aldığı eser.

Yûnus Emre, Âşık Paşa ve Gülşehrî ile çağdaş olan Dursun Fakih’e nisbet edilen tek eser olarak tanınan Gazavatnâme, edebî özelliğinden ziyade dinî mahiyeti ve Eski Anadolu Türkçesi’ne ait ilk örneklerden biri olması bakımından önemlidir.

Sadettin Buluç’un bir tebliğle tanıtarak özetini verdiği Gazavatnâme’de (bk. bibl.), Hz. Peygamber’in başta Hz. Ali olmak üzere Hâlid b. Velîd ve diğer sahâbîlerle birlikte, puta tapan Benî Pinhân kabilesinin reisi Mukaffa‘ya karşı giriştiği savaşlar anlatılmaktadır. Eserde kısa bir münâcât ve na’ttan sonra asıl konuya girilir. Ayrıca diğer bazı müelliflerce manzum ve mensur olarak işlenen ve halk arasında “Mukaffa‘ Cengi” adıyla da tanınan bir konuyu işleyen eserde olaylar, Benî Pinhân kabilesinden bir gencin babasının müslüman olduğu için kabile reisi Mukaffa‘ tarafından öldürülmesiyle başlar. Bu genç durumu Hz. Peygamber’e bildirince Resûl-i Ekrem, Hz. Ali’ye yazdırdığı İslâm’a davet mektubuyla birlikte, o diyarları bildiğini ve Mukaffa‘ı tanıdığını söyleyen Hâlid b. Velîd’i Benî Pinhân kabilesine gönderir. Hâlid mektubu Mukaffa‘a verir, o da okuma bilmediğinden kızı Hıttâm’ı çağırıp mektubu okutur. Fakat Mukaffa‘ın, inancından dönmeyeceğini ve bu uğurda mücadele edeceğini bildiren mektubuyla Medine’ye dönen Hâlid bu arada Hıttâm’a âşık olur. Bunun üzerine Hz. Peygamber, aralarında Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali’nin de bulunduğu ashaptan 4.000 kişiyle birlikte Benî Pinhân’a karşı sefere çıkar. Uzun mücadeleler sonunda Hıttâm müslüman olup Hâlid’le evlenir. Özellikle Hz. Ali etrafında cereyan eden çeşitli olağan üstü hadiseler karşısında daha fazla direnemeyen Mukaffa‘ da İslâmiyet’i kabul eder ve kısa bir müddet sonra ölür.

Muteber İslâmî kaynaklarda rastlanmayan olayların konu edildiği eser, diğer bazı gazavatnâmelerde olduğu gibi muhtemelen Anadolu’da müslüman Türk birliğinin sağlanması için gayret sarfedilen bir dönemde dinî heyecanı ve cihad şuurunu pekiştirmek için yazılmıştır. Mesnevi tarzında ve aruzun “fâilâtün fâilâtün fâilün” kalıbı ile nazmedilen yaklaşık 640 beyit hacmindeki eserin bugüne kadar biri Millet Kütüphanesi’nde (Ali Emîrî, Manzum, nr. 1222, vr. 79b-108ª), biri İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde (TY, nr. 311, vr. 60b-71ª), diğeri de Konya’da Koyunoğlu Müzesi Kütüphanesi’nde (nr. 11.930) olmak üzere üç nüshası tesbit edilmiştir. Agâh Sırrı Levend, Millet Kütüphanesi’ndeki Gazavât-ı Resûlullah adını taşıyan nüshanın Dursun Fakih’e ait olduğunu belirtirken İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki Gazavât-ı Kıssa-i Mukaffa‘ adlı bir başka nüshanın müellifinin bilinmediğini söylemekte, böylece ortaya iki ayrı eser çıkarmaktadır. Ancak yapılan karşılaştırma sonucunda, bunların aslında Dursun Fakih’in Gazavatnâme’sinin epeyce değişikliğe uğramış farklı iki nüshası olduğu tesbit edilmiştir.

BİBLİYOGRAFYA:

Dursun Fakih, Gazavatnâme, Millet Ktp., Ali Emîrî, Manzum, nr. 1222; Âşıkpaşazâde, Târih, s. 18-19, 199; Müneccimbaşı, Sahâifü’l-ahbâr, III, 274; Taşköprizâde, eş-Şekāik, s. 5; Mecdî, Şekāik Tercümesi, s. 30-31; Neşrî, Cihannümâ (Unat), I, 108-109.