Karaman Tayyaresi

İstiklâl Harbinden yeni çıkmış yorgun ve yoksul Karaman halkının, gönlü zengindir. Çocuklar üzerinde “Türk Tayyare Cemiyeti”(1) yazan kumbaraları boyunlarında sokak sokak gezerek teberrük toplar. Mübarek Ramazan ayında fitre ve zekât zarfları dağıtılır. Karamanlılar Kurban bayramında kurban derisini teberrük eder. Yardım pulları satılır. Karaman halkının teberruatı(2) ile bir tayyare satın alınır. Tayyareyi Karamanlı yapan, Karamanlıların gönüllerinin göklerde olmasıdır. Karaman’ın doğusundaki Atmeydanı bu tayyarenin ad koyma(3) merasimine ev sahipliği yapar. Takvimler 10 Teşrinisani 1929 göstermektedir. Heyecan doruktadır. Uçuş günü Kel Kaymakam(4) heyecanlı bir nutuk irad eder. Bunu tayyare zabiti Seyfi Bey’inki takip eder. Kaymakam bey tarafından makasla kurdele kesilerek, tayyarenin altındaki “Karaman” yazısının görünmesiyle bir alkış tufanı kopar. Ve uçuş başlamıştır… Seyfi Bey’in idaresindeki “Dewoitine D21C-1” tipi tek mürettebatlı tayyare(5) göklerde süzülür. Karaman halkı gururludur. Pek yakında ikinci tayyarelerinin görmeye ahdederler. Tayyarenin uçuşu esnasında teberruata başlamışlardı bile.(6) Karaman’da bir daha tayyare, bu kadar yakından görülmez. Halbuki Karaman düzdür. Yeri gelir posta gerekçe gösterilir. Karaman’a posta tayyareleri hangarı yapılacağı haberi Akşam Gazetesi’nin, 29 Mart 1937 tarihli nüshasında yer alır: “Karaman’ın doğusundaki Atmeydanı civarında inşa edilmekte olan posta tayyareleri istasyon hangarının derhal keşfi yapılması nafia vekâletinden vilâyete bildirilmiştir. Hangar inşasına yakında başlanacaktır.”(7) Yeri gelir millî savunma talep eder: “Karaman ilçesinde uçak alanı için lüzumlu…

Karaman’a Yön Verenler

Ünlü Koleksiyoncu Talat Öncü, sosyal medya hesabından 29 Haziran 2018 tarihinde  “Bir ‘eski fotoğraf’” etiketiyle bir fotoğraf paylaştı. 1930’lu yıllara tarihlendirilen fotoğrafta Himayei Etfal (Çocuk Esirgeme) Cemiyeti Karaman Şubesi tabelası önünde bürokrat, eşraf, esnaf ve genç gönüllüler yer alıyor. Başta Kaymakam Mehmet Ali Bey olmak üzere gençlerin de zamanın modasına uyarak Fühler bıyığı koydukları anlaşılmaktadır. 1930’lu yıllarda Ülkemizde bakan, bürokrat, diplomat, asker, polis, tüccar, sanayici, çiftçi gibi hemen her kesimde Führer bıyığı modası çok yaygındı. Fotoğraftakiler: 1 Kaymakam Mehmet Ali Bey (1). 2 Alay kumandanı Miralay Murat Bey (2). 3 Maarif Müdürü… 4 Karaman Ağır Ceza Reîsi Ahmet Nesip Bey (3). 5 Karaman Cumhuriyet Müddei Umumisi (savcısı)… 6 Moralı Hâcı Çelebî zâde Ferit (Çelebi) Bey (4). 7 Dr. Halit (Akyüz) Bey. 8 Müftü zâde Ahmet (Öktem) Bey (5). 9 Tahrirat Kâtip Muavini Yakup (Gürel) Bey . 10 ? 11 Jandarma Zabiti… 12 Şair Gufrânî (6). 13 Mal Müdürü… 14 ? 15 Mümüş zâde Hâcı İbrâhim Efendi. 16 Maliye memuru… 17 İnhisar (Tekel) Müdürü… 18 Şemsi (Kayserilioğlu) Bey. 19 Sabit (Kayserilioğlu) Bey (7). 20 Jandarma Zabiti… 21 Tahrirat kâtibi Hamdi (Aksoy) Bey. 22 Muharrem Selahattin (Baran) Bey (8). 23 Ata (Özatay) Bey (9). 24 Ali (Çelebi) Bey. 25 Hasan (Ölçer) Bey….

Karaman’da Ekmek Buhranı

1937 Karaman’ında ikide bir ekmek buhranı baş gösterir. 44 bin nüfuslu Karaman’da topu topu üç fırın hizmet vermektedir. Bazı günler fırınlar kepenklerini kapatır. Çıkarılan ekmekler de ekseriyetle bozuk ve hamurdur. Ekmek fiyatları ise el yakmaktadır. Belediyenin koyduğu narha (1) göre birinci nevi ekmek 10, ikinci nevi ekmek 8,5 kuruşa satılmaktadır. Bu arada Karaman’da ekmeklik buğdayların kilosu 3,30 paradır. Ekstra sert 4,5, beyaz da 5 kuruştur. Koyun eti 35 ve keçi eti 30 kuruşa satılmaktadır (2). Gün gelir Karaman’da fırınlar ekmek çıkaramazlar (3). Un var, su var, tuz var, maya var ama fırına koyacak odun yoktur. Karaman’da buhranın yeni adı artık, odun olmuştur. Bir orman mıntıkası olan Karaman’da odun bulunmaz mı? Önceleri kasabaya her gün odun gelir, onun için halk da yıllık ihtiyacını birden tedarike lüzum görmezlerdi. 1937 yılının temmuz aylarında Karaman’a her gün gelen odun, gelmemeye başlamış, odun buhranı baş göstermiştir. Fırınlar odunsuz kalmıştır. Bu yüzden lüzumu kadar ekmek çıkaramamaya başlamışlardır. Kasabanın bu derdini hal için ahali bir karar beklemektedir. Orman kanununun tatbikinden sonra hâsıl olmuştur bu buhran. 8 Şubat 1937 tarihinde kabul edilen 3116 numaralı Orman Kanununu hükümleri, 1 Haziran 1937 tarihinden itibaren yürümeye başlamıştır (4). Umuma mahsus ormanların korunması bekçiler marifetiyle temin olunmaya başlanmıştır artık (5). Bırakın ağaç…

Karaman Boyası!

Karaman’ın altınbaşağı (1) özeldir. Karaman’ın güneşi, rüzgârı, yağmuru olmadan yetişmez. Karamanlı ustalar da mahirdir. Emek ve alınteri dökmeden yetişmez. Karaman’ın tacirleri de muteberdir, müstahsilin ve işçinin hakkını alınteri kurumadan verir. Bulguru, Karamanlı yapan nefâseti ve diriliği yanında sarı rengidir. Karaman bulguruna ilgi ve talebin artması yüzkarası bazı insanların, gözlerini karartır. Taklit (2) ve tağşişe (3) başvurular. Adi bulgurları sarıya boyarlar. İddiaya göre; çavdar ve arpadan bile boya ile bulgur yaparlar ve piyasaya sürerler. Bu vaziyet Karaman’ı huzursuz eder. 1933 yılının Mayıs ayı başlarında Karaman bulgur tacirleri namına bulgurcu Mehmet Rauf Efendi (Kamer), müddei umumiliğe (savcılık) müracaatla (4) bazı kimselerin adi bulgurları sarıya boyayarak, bunlara Karaman bulguru çeşidi süsünü verdiklerini bildirir. Bunu yapanlar hakkında takibata başlanılmasını talep eder. Müddei umumilik, elde edilen nümuneyi, hakikaten boyanmış olup olmadığını tahlil neticesinde anlaşılması için, Tıbbî Adlî Kimyahânesine gönderir. Tahlil raporu verildikten sonra, rapora göre icap eden kanunî muamele yapılacaktır. Karaman tacirleri, ayrıca İstanbul ve Karaman ticaret odalarına, İktısat vekâletine de (Ekonomi Bakanlığı) müracaatta bulunmuşlardır. Bu haksız rekâbet, Karamanlı bulgurcuları birbirine kenetlemiştir.  Bu vaziyet Akşam Gazetesi’nin, 26 Ağustos 1935 tarihli nüshasında “Bulgurcular birleşti (5)” başlığıyla yer almıştır: “Burada bulgur işile uğraşan on iki tecim bir sosyete kurdular. (30) bin sermayeli bu iş (16) aksiyona ayrılmıştır….

Büyük Misâfir

Takvimler, 16 Ocak 1947 Perşembe gününü gösteriyordu. Soğuk bir kış günü Karaman halkı, büyük misâfiri karşılamak için tren garına akın etmişti. Kaymakam Nâzım Bey (Arda), Belediye Başkanı Kara Ziyâ (Yusuf Ziyâ Göcü), Garnizon komutanı ve Karamanlılar büyük misâfiri ağırlamak için bekliyorlardı. Hareket memuru saatini kontrol etti. Tren gara girdiğinde saat 09.30’u gösteriyordu. Tren durur durmaz kompartımanından inen büyük misâfir, ihtiram resmini (karşılama töreni) ifa eden askerî kıtayı selâmladı. Büyük misâfir, kendisini sevgi gösterileriyle alkışlayan Karaman halkına iltifatta bulunmayı ihmâl etmedi. Dönüş yolu boyunca kendisine gösterilen yakın ilgiden çok mütehassıs olduklarını bildirmişti. Bu büyük misâfir, Ürdün’e dönmekte olan Haşimî Ürdün Kralı Majeste Abdullah’tan başkası değildi. Majeste Kral, 1937’de Atatürk’ü ziyaret maksadıyla geldiği ülkemize, 1947 ve 1950 yıllarında olmak üzere iki defa daha gelmiştir. Büyük misâfire Reîsicumhurun treni tahsis edilmişti. Ayrıca Reîsicumhur hazretlerinin Başyaveri Binbaşı Cevdet Tulga, yaverlerden deniz Yüzbaşısı Sait Kurtokan ve Dışişleri Bakanlığı adına da Ortaelçi Bedri Tahir Şaman refakat ediyordu. Bu ziyaret Anadolu Ajansı (AA) tarafından gazetelere; “Haşimî Ürdün Kralı Majeste Abdullah hususî trenle bu sabah saat 9.30’da Karaman’a gelmişler, trenin tevakkufu (bekleme) müddetince Majeste Kral kendilerini karşılamaya çıkan halka iltifatta bulunmuş ve içten gösteriler arasında buradan ayrılmışlardır.” şeklinde geçilmiştir (1). Akabinde Majeste Kralın hususî treni saat 16.30’da Adana…

İdam

“Karaman Ağırceza Mahkemesinden verilen kararın tahfif ve tahvilini müstelzim bir sebep görülemediğinden Teşkilâtı Esasiye Kanununun 26 ncı maddesine tevfikan mezkûr cezanın infazına Umumi Heyetin yirmi dördüncü in’ikadının birinci celsesinde karar verilmiştir” deniliyor Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 26 Ocak 1931 tarihli ve 604 numaralı kararında (1). Bor kazasının Avşıviran köyünden Murtaza oğullarından Mûsâ-oğlu R. 1312/ M. 1896 doğumlu Bekir, Ereğli’nin Sitanti köyünden Muhtar Osmân’ı taammüden öldürüyor. Karaman’da icra kılınan muhakeme neticesinde ölüm cezası mahkûmiyetine karar veriliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, 605, 606 ve 607 numaralı kararlarında da farklı bir vaziyet yok. Verilen ölüm cezalarının tahfil ve tahvilini müstelzim bir sebep görülemiyor. Ayşe’yi öldüren Kozan’ın Onluk köyü civarında çadırda ikâmet eden Solak Süleymân-oğlu R. 1290/ M. 1874 doğumlu Hasan Ali’ye Cebelibereket Ağırceza Mahkemesinden verilen karar; ölüm cezası. Emine ve Lütfiye’yi katleden Mustafâ-oğlu R. 1320/ M. 1904 doğumlu Ahmet hakkında Çorum Ağırceza Mahkemesi ölüm cezasına hükmediyor. Seyyar satıcı Mahmûd ve Hüseyin’i öldüren Gölköy nâhiyesinin Aydoğan köyünden Bayram-oğlu R. 1318/ M. 1902 doğumlu Mehmed ve Mehmed-oğlu R. 1309/ M. 1893 doğumlu Mahmûd haklarında icra kılınan muhakeme neticesinde Ordu Ağırceza Mahkemesi’nden ölüm cezasına mahkûmiyetleri çıkıyor. Haksız yere cana kıyanlar bunu canlarıyla ödüyorlardı (2). Gün geldi masumları koruyan kalkan kaldırıldı (3). Ama mahşerî vicdanlarda elzemiyetini muhafaza…

Büyükkarapınar (Karapınar)

Başyayla ilçesine bağlı köy. Köy, Orta Toroslar’da Taşeli platosunun tam ortasında yer almaktadır. Üzümlü ve Elmayurdu köyleri arasında, çevresi yüksek dağ ve orman ile çevrili güney-kuzey yöneltisinde uzanan geniş ve yemyeşil bir vadi üzerinde kurulmuştur. 36° 41′ 8,7576” kuzey ve 32° 41′ 13,4622” doğu koordinatlarında yer alan köy; doğusu ve güneyinde; Elmayurdu (İznebol), kuzey ve kuzeydoğusunda; Üzümlü (Davdas) ve batısında; şimdi Sarıveliler’in bir mahallesi olan Adiller topraklarının sınırları ile çevrilidir. Başyayla’ya 12 km, Ermenek’e 25 km, Karaman’a Başyayla üzerinden (12+70) 182 km ve Ermenek üzerinden yaklaşık 205 km’dir. Başyayla ve Taşkent üzerinden Konya’ya mesafesi (12+180) 192 km’dir. Köy Mersin’e 275 km ve Alanya’ya 100 km uzaklıktadır. Göksu’nun kollarından biri olan Küçüksu’nun bir kolu köyden çıkmaktadır. Dere hâlinde içinden çıkan pınarları bol olduğu kadar temiz ve soğuk sularıyla çağlayanlar halinde köyün içinden akarak çevresine hayat ve bereket bahşetmektedir. Batısında oldukça yüksek ve dik dağ yamaçları, doğusunda ormanlıklı tepelerin çevrelediği vadi, uzaktan yemyeşil bahçeleri ile son derece cazip ve dinlendirici bir manzara gösterir. Eskiden Halimiye (Tepebaşı), İznebolı (Elmayurdu), Büyükkarapınar boğazı ile Başköy, Kirazlıyayla, Davdas (Üzümlü) ve Kışla boğazlarına “Navağı”, bu köylerden çıkan su menbalarının birleştiği yerlere ise “Navağı deresi” denilirdi. Navağı’nın merkezi kısa bir süre Davdas olmuş, daha sonra Halimiye’ye geçmiştir. “Navağı”…