KONYALI, İbrahim Hakkı
Karaman Ansiklopedisi / 31 Ocak 2016

(1896-1984) Karaman şehir tarihini kaleme alan tarihçi, yazar ve kitâbe uzmanı. Konya’da doğdu. Babası Nalbantzâde Mustafa Efendi’dir. Kendi ifadesine göre ailesi baba tarafından Anadolu Selçukluları’na, I. Alâeddin Keykubad dönemine kadar iner ve Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ye dayanır. İlk öğrenimini Konya’da Rüşdiyye-i Füyûzât-ı Hamîdiyye’de gördü. Daha sonra Bekir Sâmi Paşa Medresesi’nin yerine yapılmış olan Islâh-ı Medâris-i İslâmiyye’ye devam etti. Burada Arapça öğrendi. Medrese eğitimi sırasında Erzurumlu İbrâhim Hakkı’nın Mârifetnâme’sinin etkisinde kaldı ve Hakkı ismini benimsedi. I. Dünya Savaşı esnasında açılan Şimendifer Mektebi’ni bitirerek Türkiye’nin ilk demiryolcusu oldu. İlk devlet görevi Batum’da istasyon müdürlüğüdür. Ardından Konya Sanayi Mektebi’nde Türkçe öğretmenliği, İstanbul Meşihat Dairesi’nde ders vekâleti halifeliği, Başbakanlık Arşivi, Askerî Müze ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde uzmanlık yaptı. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi’nin kuruluşunda büyük payı oldu. İbrahim Hakkı Konyalı yazı hayatına ilk defa Konya’da Meşrık-i İrfân gazetesinde başladı, Babalık gazetesinde yazılarını sürdürdü. Bu arada Hak Yolu isimli dergiyi ancak altı sayı yayımlayabildi. İntibah’ta başyazarlık yaptığı gibi Mütareke yıllarında Tercümân-ı Hakîkat’te daha çok tarihî konuları ele alan makaleler yazdı. İstanbul’a geldiği yıllarda Zekeriya Sertel, Halil Lütfi Dördüncü, Selim Ragıp Emeç ve Ali Ekrem Uşaklıgil’in çıkardığı Son Posta’da çalıştı. Gazetenin kapatılması üzerine Tan gazetesinde yazmaya başladı. Daha sonraki yıllarda Vatan, Yeni Sabah, Hergün,…

Sultan Veled
Karaman Ansiklopedisi / 23 Ocak 2016

(H. 623/M. 1226- H. 712/ M. 1312) Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin oğlu, Karamanlı mutasavvıf-şair. H. 25 Rebîülâhir 623/ M. 25 Nisan 1226 tariihnde Lârende’de (Karaman) doğdu. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin büyük oğludur. Mevlânâ tarafından ona dedesinin adı verilmiş, şiirlerinde “Veled” mahlasını kullanmıştır. Dedesi Sultan’ül Ulema Bahâeddin Muhammed Veled vefat ettiği zaman Sultan Veled beş yaşındaydı. Annesi Semerkantlı Lala Şerefeddin’in kızı Gevher Hatun’dur. Babasının sohbet meclislerinde yetişen Sultan Veled tahsilini kardeşi Alâeddin ile birlikte Dımaşk’ta (Şam) sürdürdü. İlk olarak dedesine, babasının da mürşidi olan Seyyid Burhâneddin Muhakkık-ı Tirmizî’ye, onun vefatının (639/1241) ardından Şems-i Tebrîzî’ye intisap etti. Daha sonra babasının halifeleri Selâhaddîn-i Zerkûb ve Hüsâmeddin Çelebi’ye bağlandı. Babası vefat edince Hüsâmeddin Çelebi başta olmak üzere diğer ileri gelen Mevlevîler’in Mevlânâ’nın makamına geçmesi konusundaki ısrarlarına rağmen bunu kabul etmeyip Hüsâmeddin Çelebi’ye tâbi oldu. Hüsâmeddin Çelebi’nin vefatından (683/1284) sonra Kerîmüddin b. Bektemur’a intisap ederek kendi ifadesine göre yedi yıl hizmetinde bulundu. Şeyh Kerîmüddin’in 691’de (1292) vefatının ardından Mevlânâ’nın makamına geçip irşad faaliyetine başlayan Sultan Veled, Anadolu’nun çeşitli şehirlerine gönderdiği halifeleriyle tarikatın yayılmasını sağladı. Kırşehir’in doğu tarafında bir Mevlevî zâviyesi kuran Süleyman Türkmânî, Erzincan’a gönderilen Hüsâmeddin Hüseyin ve Amasyalı Alâeddin halifelerinden birkaçıdır. Sultan Veled 10 Receb 712’de (11 Kasım 1312) Konya’da vefat etti ve babasının sağ tarafına…

Âteşbâz-ı Velî
Karaman Ansiklopedisi / 23 Ocak 2016

Yûsuf bin İzzeddin (ö. 684/1285) Mevlevîliğin Karamanlı ünlü simalarından. Hayatı hakkında yeterli bilgi yoktur. Mevcut bilgiler, menkıbevî de olsa yaşadığı yıllar ve Mevlevî kültüründeki yeri hakkında fikir verecek durumdadır. Mevlânâ’nın babası Bahâeddin Veled ile Horasan’dan geldiği veya kafileye Karaman’da katıldığı rivayet edilmektedir. Yûsuf b. İzzeddin’e “ateşle oynayan kişi” anlamına gelen Farsça âteşbâz unvanının verilmesi şu menkıbeye dayanır: Bir gün, mutfakta odun kalmadığını arzetmek üzere Mevlânâ’nın huzuruna girer. Mevlânâ’nın latife olarak, “Kazanın altına ayaklarını sokarak kazanı kaynat!” demesi üzerine öyle yapar; ayak parmaklarından çıkan alevlerle aşı pişirir. Kerâmetin açıklanmasını istemeyen Mevlânâ, “Hay âteşbâz, hay!” der. Böylece Yûsuf bu olaydan sonra “Âteşbâz” unvanıyla anılmaya başlar. Âteşbâz makamı Mevlevîlik’te bir terbiye ve eğitim makamıdır. Âteşbâz-ı Velî’nin türbesi Konya’da Meram yolu üzerinde Aşkan (Âşıkān “âşıklar”) tepesi yakınlarındadır. Selçuklu türbe mimarisinin özelliklerini taşıyan yapının muntazam kesme taştan inşa edilmiş gövde kısmı içeriden kare, dışarıdan sekizgen planlıdır. Üstü ise ehramî bir külah ile örtülü olup Arapça kitâbesi güneydeki “niyaz penceresi”nin üzerindedir. Kitabede “Bu kabir, kutlu şehit İzzeddin oğlu, milletin ve dinin güneşi Yûsuf Âteşbâz’ın kabridir. 684 yılı Recep ayının ortasında Allah’ın rahmetine kavuştu. Allah yarlığasın” yazılıdır. Türbenin civarına, Sultan Veled’in kızı Arîfe Şeref Hatun’un oğlu Muzafferüddin Ahmed Paşa torunlarından Çelebi Abdüssamed tarafından bir zâviye yaptırılmış ve…

Gazavatnâme
Karaman Ansiklopedisi / 23 Ocak 2016

Osmanlı devrinin ilk şairlerinden olan Karamanlı Dursun Fakih’in kaleme aldığı eser. Yûnus Emre, Âşık Paşa ve Gülşehrî ile çağdaş olan Dursun Fakih’e nisbet edilen tek eser olarak tanınan Gazavatnâme, edebî özelliğinden ziyade dinî mahiyeti ve Eski Anadolu Türkçesi’ne ait ilk örneklerden biri olması bakımından önemlidir. Sadettin Buluç’un bir tebliğle tanıtarak özetini verdiği Gazavatnâme’de (bk. bibl.), Hz. Peygamber’in başta Hz. Ali olmak üzere Hâlid b. Velîd ve diğer sahâbîlerle birlikte, puta tapan Benî Pinhân kabilesinin reisi Mukaffa‘ya karşı giriştiği savaşlar anlatılmaktadır. Eserde kısa bir münâcât ve na’ttan sonra asıl konuya girilir. Ayrıca diğer bazı müelliflerce manzum ve mensur olarak işlenen ve halk arasında “Mukaffa‘ Cengi” adıyla da tanınan bir konuyu işleyen eserde olaylar, Benî Pinhân kabilesinden bir gencin babasının müslüman olduğu için kabile reisi Mukaffa‘ tarafından öldürülmesiyle başlar. Bu genç durumu Hz. Peygamber’e bildirince Resûl-i Ekrem, Hz. Ali’ye yazdırdığı İslâm’a davet mektubuyla birlikte, o diyarları bildiğini ve Mukaffa‘ı tanıdığını söyleyen Hâlid b. Velîd’i Benî Pinhân kabilesine gönderir. Hâlid mektubu Mukaffa‘a verir, o da okuma bilmediğinden kızı Hıttâm’ı çağırıp mektubu okutur. Fakat Mukaffa‘ın, inancından dönmeyeceğini ve bu uğurda mücadele edeceğini bildiren mektubuyla Medine’ye dönen Hâlid bu arada Hıttâm’a âşık olur. Bunun üzerine Hz. Peygamber, aralarında Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali’nin…

Dursun Fakih
Karaman Ansiklopedisi / 20 Ocak 2016

(ö. H. 726/ M. 1326’dan sonra) Osman Gazi adına ilk hutbeyi okuyan Karamanlı kadı, âlim ve şair. Hayatı hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmayan Dursun Fakih Karamanlı olup Şeyh Edebâli’nin (ö. 726/1326) damadı ve Osman Gazi’nin bacanağıdır. Şeyh Edebâli’den tefsir, hadis ve fıkıh okudu; ona mürid oldu ve seyrü sülûkünü onun yanında tamamladı. Osman Gazi ile birlikte savaşlara katılır ve gazilere imamlık yapardı. Karacahisar’ın (bugün Eskişehir’in merkez ilçesi merkez bucağına bağlı bir köy olan Karacaşehir) fethinden (688/1289) sonra Osman Gazi tarafından şehrin kadılığına ve kiliseden çevrilen caminin imamlığına getirildi. Burada onun adına ilk cuma hutbesini okudu. Kaynaklara göre bu hutbe Osmanlılar’ın istiklâl alâmeti olarak okunan ilk hutbedir (Âşıkpaşazâde, s. 18). Osman Gazi fethettiği yerleri beşe bölerek Bilecik’i kayınpederinin idaresine bırakmıştı (1302). Bunun üzerine Dursun Fakih Edebâli’nin yanında kaldı ve onun vefatı üzerine makamına geçerek fetva işlerini yürüttü. Hem Osman Gazi, hem de Orhan Gazi Dursun Fakih’e büyük değer verir, önemli devlet işlerinde onunla istişare ederlerdi. Osman Gazi zamanında olduğu gibi Orhan Gazi zamanında da önemli hizmetlerde bulundu. Halkın dava ve şikâyetlerini dinleyip, hal ve hükme bağlamış ve bu suretle Osmanlı’nın ilk kadılık müessesesini kurmuştur. Ölüm tarihi hakkında kesin bilgi bulunmamakla birlikte bazı kaynaklar şeyhinin yerine geçtikten bir müddet sonra vefat ettiğini…

BAYSAL Arif (Bey)
Karaman Ansiklopedisi / 13 Ocak 2016

(1861-1945/6) Karaman’ı ilk Meclis’te temsil eden Konya mebusu (milletvekili). Karaman Gaferiyat’ta (Kâzımkarabekir) doğdu. Babasının adı Sadık, annesinin adı Şerife’dir. Özel öğrenim görerek Karaman’da çeşitli memuriyetlerde bulundu. Husûsî Mahkeme Başkâtipliği ve Reji Müdürlüğü (Tekel İdâresi) yaptı. Kuvâ-yı Milliye’nin önde gelen isimlerinden biri olan Arif Bey, Karamanlı Tevfik Fikret Bey ile Büyük Millet Meclisi Mebus Seçimi’nde aday oldu. Arif Bey, Konya’dan 13, Akşehir’den 21 ve Ilgın’dan 10 rey olmak üzere 96 rey alarak Konya mebusu seçildi (28 Mart 1920). Arif Bey diğer Konya mebusları ile birlikte Meclise açılışının ikinci günü katıldı (24 Nisan 1920). Mecliste maliye, anayasa, bütçe, dilekçe, sayıştay, bayındırlık ve Defter-i Hâkânî (tapu kadastro) komisyonlarında çalıştı. Dönem içerisinde kürsüde beş konuşma yaptığı gibi bir soru önergesi ve kanun önerisi vermiştir. Delibaş isyanı sırasında Arif Bey, Ankara’dan Karaman’a gelmiş ve buradan Mustafa Kemal Paşa’ya olayla ilgili mektup göndermiştir. Telgraf hatları isyancılar tarafından kesilmiş olması nedeniyle Arif Bey, Ankara ile haberleşemiyordu. Karaman Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleri ile ortak hareket eden Arif Bey halkın endişeye kapılmaması için beyannâme hazırladı. Bildiri belediye tellalı tarafından şehrin her yerinde okundu. Arif Bey, eşkiyanın şehre girmesini önlemeye çalışmış ancak köylülerin eşkiya ile işbirliği yapması bunda başarılı olmasına neden olmuştur. Dâhiliye Vekili Refet Bey’in Karaman’a gelerek isyanı bastırması…

Şeyh Edebâli
Karaman Ansiklopedisi / 10 Ocak 2016

(ö. H. 726/ M. 1326) İlk Osmanlı kadısı ve mutasavvıf. Karaman’da doğdu. Edebâli ilk tahsilini Karaman’da yaptı. Hanefî fakihi Necmeddin ez-Zâhidî’nin öğrencisi oldu. Daha sonra Şam’a giderek Sadreddin Süleyman b. Ebü’l-İz ve Cemâleddin el-Hasîrî gibi dönemin tanınmış âlimlerinden dinî ilimleri tahsil etti. Şam’dan ülkesine dönünce tasavvufa yöneldi; Bilecik’te bir zâviye kurarak halkı irşada başladı. Âşıkpaşazâde zâviyesinin hiç boş kalmadığını, şeyhin gelip geçen fukaranın her türlü ihtiyacını gidermeye çalıştığını, hatta bu maksatla koyun sürüsü bulundurduğunu kaydeder. Edebâli Osman Gazi ile Bilecik’te tanıştı. Âlim ve sûfîleri çok seven Osman Gazi, mübarek günlerde şeyhin zâviyesine giderek dinî ve idarî konularda her zaman onun görüşlerine başvururdu. Âşıkpaşazâde’nin, Osman Gazi’nin imamı İshak Fakih’in oğlu Yahşı Fakih ve Edebâli’nin oğlu Mahmud Paşa’nın rivayetlerine dayanarak anlattığına göre; Osman Gazi bir gece Edebâli’nin zâviyesinde kalmış, rüyasında şeyhin koynundan doğan bir ayın kendi koynuna girdiğini, aynı anda göbeğinden bir ağaç bittiğini ve bu ağacın gölgesinin dünyaya yayıldığını, altından dağlar yükseldiğini ve her dağın altından da suların çıktığını görmüş. Osman Gazi rüyasını Edebâli’ye anlatınca şeyh, “Hak Teâlâ sana ve nesline padişahlık verdi. Mübarek olsun. Kızım Malhun Hatun da senin helâlin oldu” der. Edebâli’nin bu yorumu üzerine Osman Gazi Malhun Hatun ile evlenmiştir. Bazı kaynaklarda bu isim Mal Hatun şeklinde geçerken…

KARABEKİR Musa Kâzım
Karaman Ansiklopedisi / 9 Ocak 2016

(1882-1948) Şark (Doğu) Cephesi komutanı, Millî Mücadele kahramanı ve devlet adamı. 23 Temmuz 1882 tarihinde İstanbul Kocamustafapaşa’da doğdu. Asıl adı Mûsâ Kâzım’dır. Babası, Kırım Savaşı’na 16 yaşında gönüllü olarak yazılmış, Silistre ve Sivastopol muhaberelerinde bulunmuş ve yaralanmış Mehmed Emin Paşa, annesi Hacı Havva Hanım’dır. Karabekir, beş erkek kardeşin en küçüğüdür, diğerleri sırasıyla Hamdi, Hilmi, Şevki ve Hulusi beylerdir. Türkmenler’in Avşar koluna mensup olan ailesi Karaman’ın Gaferiyat Kasabası’ndan (şimdiki ismi ile Kâzımkarabekir İlçesi) olup, Karabekiroğulları diye bilinir. Tahsil hayatına babasının görevi sırasında doğu illerinde mahalle mekteplerinde başlamıştır. Daha sonra Fatih Askeri Rüşdiyesi’nden ve Kuleli Askeri İdadesi’nden mezun olmuştur. 1900 yılında Pangaltı Harbiye Mektebi’ne girmiştir. Burada Almanca ve Rusça dersleri almış, 6 Aralık 1902 günü “Piyade Teğmeni” rütbesiyle, sınıf birincisi olarak mezun olunca Kurmay Sınıfı’na ayrılmıştır. Erkân-ı Harbiye Mektebi’ne (Harb Akademisi) devam eden Karabekir, 1905 yılında bu okuldan da birincilikle mezun olmuştur ve “Altın Maarif Madalyası” ile ödüllendirilmiştir. Okul idaresi gösterdiği başarı nedeniyle kendisinden öğretmen olarak okulda kalmasını istemiştir ancak Karabekir Paşa bunu kabul etmeyip iki yıllık stajını görevlendirildiği 3. Ordu süvari topçu ve piyade bölük komutanlığı hizmeti olarak Manastır’da yapmaya başlamıştır. Burada birçok kere Rum ve Bulgar çeteleriyle uğraşmak zorunda kalmıştır. Bulgarlarla yapılan büyük bir çarpışmadan sonra kolağası (önyüzbaşı) rütbesine yükseltildi….

Karamanoğulları
Karaman Ansiklopedisi / 5 Ocak 2016

H. 654-879/ M. 1256-1474 yılları arasında Karaman, Konya, Niğde, İç İl, Taş İli ve Alanya yörelerinde hüküm süren hânedan ve beylik. Karamanlılar’ın ne zaman Anadolu’ya geldikleri ve hangi Oğuz boyuna mensup oldukları tarihçiler tarafından tam olarak tespit edilememiştir. Bu konuda önemli tarihçiler tarafından farklı görüşler ileri sürülmektedir. Şikarî, Yarcanî’ye dayanarak Anadolu’ya yerleşen Karaman Türkleri’nin Şirvan’dan geldiklerini belirterek, Karamanlıların neslini de Şirvan Han neslinden Oğuz Han’a bağlamaktadır. Moğolların önünden kaçan Karaman taifesi Azerbaycan’ın Şirvan havalisine gelmişlerdir. Burada bir müddet kalan ve bulundukları bölgelere kendi isimlerini veren Karamanlılar, buradan Anadolu’ya göç etmişlerdir. Mehmed Fuad KÖPRÜLÜ, güneydoğu Kafkasya’da bulunan Karamanlı adını taşıyan köylerin Salur boyunun Karaman şubesine mensup şahıslar tarafından kurulduğunu belirtmektedir. KÖPRÜLÜ, Mehmed Hasan BAHARLU’ya izafeten Gökçay, Şümahi, Civanşir ve Cevad kazâlarında “Karamanlı” adı ile dört köy tesbit edildiğini belirtmektedir. Bu köyler varlıklarını hâlâ muhafaza etmektedirler ki; bunların Salur boyu ile alakâları bilinmektedir. Sergey Grigoreviç AGACAOV, son dönemde yapılan araştırmaların Karamanlıları Salur boyuyla alakalandırdığına değinmektedir (Ataniyazov, S. Slovar, Turkmenskihx Etnonim, Aşhabad 1988, s. 43-44’den naklen). Faruk SÜMER, Karamanlıların kökenlerini – Yazıcıoğlu ve bir Ermeni kroniğinden aldığı bilgilerle – Oğuzların Boz-ok kolundan Afşar boyuna dayandırmaktadır. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI da Karamanlıları kaynak göstermeden Afşar boyuna mensup olarak kabul etmektedir. Karamanoğulları üzerine 1947 yılında bir doktora çalışması yapan Şehabettin…

ERDOĞAN, Bekir Sıtkı
Karaman Ansiklopedisi / 4 Ocak 2016

(1926-2014) Karamanlı şair. 9 Eylül 1926 tarihinde Karaman’da Mansurdede Mahallesi Göncü Sokak’taki kerpiç bir evde doğdu. Babası ilmiyle meşhur Hafız Yahya Efendi’dir. Gazi İlkokulunu 1938 yılında ortaokulu 1942 yılında bitirdi. Küçük yaşta asker olmak istiyordu bu yüzden de Kuleli Askeri Lisesi’ne gitti (1946). Askeri liseyi bitirdikten sonra Kara Harp Okulu’na devam etti. Bekir Sıtkı Erdoğan, 1949 yılında Şadırvan Dergisi’nde “Binbirinci Gece” diğer adıyla “Hancı” şiiri ile dikkatleri üzerine çekti. Daha sonra Çağrı ve Hisar dergilerinde şiirleri peş peşe yayınlandı. Erzurum ve Ankara’da 10 yıl kıta subaylığı yaptı. Ankara’da askeri personel olarak görev yaparken Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Edebiyat Bölümü’ne kayıt yaptırıp, 1957 yılında mezun oldu. Daha sonra askeri okullarda öğretmenlik yapmaya başladı. 1958 yılında Yedek Subay Okulu Ağır Silah Bölük Komutanlığı’na ve bir yıl sonrada Deniz Kuvvetleri’ne transfer oldu. Beylerbeyi Astsubay Okulu ile Heybeliada Harp Okulu’nda uzun süre Türkçe öğretmenliği yaptı. Öğretmenlik yaparken edebiyata olan ilgisini somutlaştıracak çalışmalar yapma fırsatı bulmaya başladı. “Marya” ve “Kışlada bahar” şiirleri ile edebiyat dünyasına adını duyurdu. 1973’te Cumhuriyet’in 50. Yılı Şiir Yarışması’nı “50. Yıl Marşı” ile kazandı. Marş, Necil Kâzım Akses tarafından bestelendi. 1974 yılında kendi isteğiyle albaylık rütbesinden emekli oldu. Marmara Koleji ve Moran Lisesi’nde birer yıl öğretmenlik yaptı. Daha…